‘Aile Yılı’nın gerçekliği: Açlık, şiddet ve güvencesizlik

  • 09:04 18 Mayıs 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Nüfus politikalarının kadın bedenini denetim altına alma aracına dönüştürüldüğünü söyleyen EKA Genel Sözcüsü Delal Erol, kadınların iş ve eğitim yaşamından uzaklaştırılarak daha bağımlı hale getirilmeye çalışıldığını belirtti.
 
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan genelgeyle 2026-2035 yılları “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi. Genelgede doğurganlığın artırılması, evliliğin teşvik edilmesi ve “milli aile” vurgusu öne çıkarılırken, kadın bedeni ve yaşam tarzına yönelik politikaların yeni bir aşamaya taşındığı yorumları yapıldı. Her yıl mayıs ayının son haftasının da “Milli Aile Haftası” olarak kutlanacağı duyuruldu. Artan yoksulluk ve kadın katliamlarının göz ardı edilerek alındığı bu kararlara toplumun her kesiminden tepkiler gelmeye devam ederken, konuya dair Emekçi Kadınlar (EKA) Genel Sözcüsü Delal Erol ile konuştuk.  
 
‘Saldırılar 2025 yılı ile sınırlı kalmadı’ 
 
Gelecek 10 yılı değerlendirmek için kadınların haklarına ve kazanımlarına yönelik en ağır saldırıların gerçekleştiği son 10 yılın değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Delal Erol, kadınların kazanımlarından ve haklarından son 10 yılda çok ağır bir şekilde mahrum bırakıldığını söyledi. İktidarın aile politikaları üzerinden kadınların yaşamlarına tehdit oluşturduğunu ve kadınları kamusal alanlardan dışladığını dile getiren Delal Erol,  iktidarın kendi varlığını kadınlar üzerinde kurduğu tahakkümle güçlendirdiğini kaydetti. Delal Erol, “Cumhurbaşkanı Erdoğan 2025 yılını ‘aile yılı’ ilan etmişti. Biz kadınlar olarak sokakta her mücadele ettiğimizde 2025 yılının kadınların ‘mücadele yılı’ olacağını tekrar etmiştik. Ancak bu saldırılar bitmeyerek, 2025 yılı dolmadan aile söylemini bir adım daha ileri götürerek önümüzdeki 10 yılı da ‘aile ve nüfus on yılı’ ilan ettiler” diye konuştu. 
 
‘Kadına yönelik şiddet bir sistem sorunu’
 
Delal Erol, “aile yılı”  ilan edilen 2025 yılında en az 391 kadının erkekler tarafından katledildiğini ifade ederek, “Ve her sene çok daha fazla kadın yaşamdan koparılıyor. Aynı zamanda katledilen kadınların incelemesini yaptığımızda kadınların büyük bir bölümünün, koruma tedbiri alınmadığından, boşanma aşamasındayken ya da hane içerisinde katledildiklerini görüyoruz. Yani kadınlar en çok mecbur bırakıldıkları aile içerisindeki erkekler tarafından katlediliyor” dedi. Türkiye’de toplu bir kadın kırımının gerçekleştiğini belirten Delal Erol, “Böylesi bir süreçte devlet, kadınları korumak, yaşatmak yerine kadın katliamlarının önünü açacak politikalar geliştiriyor. Bugün kadına yönelik şiddet topyekûn bir sistem sorunudur. Aile ve nüfus on yılı politikaları sadece kadınları aile içerisine sıkıştırmakla kalmıyor, aynı zamanda kadınları daha güvencesiz koşullarda yaşamaya mecbur bırakıyor” diye konuştu. 
 
‘Kadınlar bedenlerine yönelik saldırılara karşı mücadele ediyor’
 
Nüfus politikalarıyla birlikte kadınların bedenlerine yönelik saldırılara karşı da mücadele etmek zorunda bırakıldıklarını kaydeden Delal Erol, şunları söyledi: “Çünkü bir yandan nüfusun azaldığını da biliyoruz. Son 10 yılda tek başına yaşayan insan sayısı, 2025 yılında açıklanan TÜİK verilerine göre yüzde 7 arttı. Bunlar bize şunu da gösteriyor: Nüfus politikalarına ilişkin açıklamalar, yalnızca kadınların bedenlerinin baskı altına alınmasının araçlarından biri oluyor. Nüfusun güçlenmesinin devletin güçlenmesi ile aynı anlama geldiğini belirten iktidar, bunun ilk aşaması olarak kadın bedeni üzerine tahakküm kuruyor. Nüfus azalmakta ve siyasal iktidar da bu dengeyi sağlayabilmek için kadınları iş ve eğitim yaşamından uzaklaştırarak, hane içerisinde yalnızca çocuk bakımı ve ev işleriyle daha fazla bağımlı hale getiren süreçler içine sıkıştırmaya çalışıyor. Yani iktidar, nasıl doğuracağımız üzerine, hangi doğumun normal olduğuna dair söylemler geliştirerek kadın bedeninin araçsallaştırılmasına yönelik bir zemin hazırlıyor. Toplumda ezilen bütün kesimlere yönelik bir saldırı politikasıyla karşı karşıyayız. Bütün bunlar, siyasal iktidarın söylediği gibi aile ile köklenen ve nüfusla güçlenen bir Türkiye söyleminin karşısında gerçek olan şeyi gözler önüne seriyor.” 
 
Söylemlerin aksine kadınların gerçekleri
 
Delal Erol, iktidarın aile ve nüfus söylemlerinin aksine gerçeklerden bahsederek şu bilgilere yer verdi: “Gerçek bugün kadınların, çocuklarının beslenmelerine hiçbir şey koyamayarak okula aç yollamaları. Gerçek bugün kadınların pazardan ikinci poşeti dolduramadan çıkmaları. Bugün kadınların en temel gerçeği, iş yaşamında hâlâ 2026 yılında daha düşük ücretlerle çalıştırılmaları, sigortasız ve kayıt dışı çalıştırılmak zorunda bırakılmaları. İşten çıkarılacaklar listesinde her zaman ilk sırada kadınların isimlerinin bulunması. Gerçek bugün kadınların, yoksulluk yüzünden çıkamadıkları evlerde şiddet göre göre, bağıra bağıra öldürülmeleri. Gerçek bugün kadınların, ayrılamadıkları evlerde çocukların istismarına sessiz bırakılmaya zorlanmaları. Yardım istemek için gittikleri devlet kurumlarında yüzlerine kapatılan kapıların ardından tekrar şiddet dolu evlere dönmeye zorlanmaları. Bugün hangi Türkiye güçleniyor? Kadınların sırtına bindirdikleri ahmakça yüklerle yükseltmek istedikleri bir Türkiye gerçeği var. Biz böylesi bir gerçeği reddediyoruz. Eğer bir ülke kadına yönelik şiddetten besleniyorsa, istismarcıları ve kadın katillerini af paketleriyle topluma geri salıyorsa yaşamsal olarak hiçbirimizin bir garantisi yok. Bugün gençler yoksulluk içerisinde debelendikleri için, otuzlarına geldiklerinde hâlâ bir iş bulamadıkları, hayatlarını geçindiremedikleri, hane içerisinde anne babaya bağlı yaşamak zorunda kaldıkları, tek başına maaşlarıyla bir kirayı bile ödeyemedikleri için aile kurmuyorlar.” 
 
Mücadele vurgusu
 
Aile kurumunun dağılmış bir durumda olduğuna dikkat çeken Delal Erol, “Hangi aile kadınlar için güvenli? Her gün şiddet gördüğümüz ve üzerimize kilitlenen kapılarla bağlı kaldığımız aile mi? Biz böylesi bir aileyi reddediyoruz. Buna karşı kadınlar olarak nasıl ki 2025 yılının aile yılı olmadığını söyleyip sokak sokak mücadeleyi büyüttüysek, önümüzdeki 10 yılda da mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bu 10 yıl mutlaka özgürlüğümüzü kazanacağımız yıllar olacak” sözlerini kullandı.