‘Muğla’da ekolojik talana karşı direniş büyüyor’
- 09:05 1 Haziran 2026
- Ekoloji
Beritan Tunç
İZMİR – Mahkeme kararlarına ve mühürleme işlemlerine rağmen sürdürülen projelerin yalnızca doğayı değil, halkın yaşam hakkını da hedef aldığını belirten ekoloji aktivisti Halime Şaman, Muğla’da ekolojik talana karşı yürütülen mücadelenin aynı zamanda bir yaşam ve kadın özgürlük mücadelesine dönüştüğünü ifade etti.
Muğla’da son yıllarda turizm, enerji ve madencilik projeleriyle birlikte kıyılar, ormanlar ve su havzaları üzerindeki baskı giderek artıyor. Koruma altındaki alanları da hedef alan projelere karşı yurttaşlar ve ekoloji örgütleri yaşam alanlarını savunmak için mücadele yürütürken, mahkeme kararlarına ve mühürleme işlemlerine rağmen devam eden faaliyetler hukuk devleti ilkesine dair tartışmaları da beraberinde getiriyor. Ekolojik yıkımın yanı sıra kamusal alanların sermayeye devri, yerinden edilme riski ve yaşam hakkına yönelik ihlallerin gündemde olduğu Muğla’da, bölge halkının direnişi ise sürüyor.
Ekoloji aktivisti Halime Şaman, Muğla’da süren ekoloji mücadelesini, yargı kararlarına rağmen devam eden projeleri ve kadınların direnişteki rolünü değerlendirdi.
‘Kanunlar herkes için eşit değil mi’
Mahkeme kararlarına rağmen projelerin sürdürüldüğünü belirten Halime Şaman, yaşananların toplumda hukuka dair ciddi bir güvensizlik yarattığını söyledi. Yerel mahkemelerin ve idari mahkemelerin verdiği kararlara rağmen şirket faaliyetlerinin devam ettiğini ifade eden Halime Şaman, “Yerel Mahkeme ve İdari Mahkeme usul hataları nedeniyle iptal kararı vermişti. Bunun karşılığında da belediye mühürleme işlemi yapmış ve ceza kesmişti. Ancak bu kararlar istinafa taşındı. İstinaf Mahkemesi ise bilirkişi raporunu dikkate almaksızın, İdari Mahkemenin verdiği usulden iptal kararını kaldırdı. Bu da doğal olarak hukuki durumda bir farklılık yarattı. Biz de kamu yararı içermeyen bu aleyhte kararı Danıştay’a taşıdık. Şu anda orada sonuçlanmasını bekliyoruz. Ancak mevcut fiziki durum bu şekilde.
Bu kararlar ortaya çıkıncaya kadar bir yılı aşkın süre geçti. İstinaf kararının bozulmasına kadar geçen süreçte peki ne oldu? Şu anda olduğu gibi, sanki bu kararlar yokmuş gibi Sinpaş çalışmalarına devam etti. Bu da tam olarak sizin sorunuza karşılık geliyor. Bu durum doğal olarak şu duyguyu güçlendiriyor: Acaba Anayasa’da yazdığı gibi kanunlar herkes için eşit değil mi? Yoksa Hayvan Çiftliği’ndeki gibi; bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha mı eşit? Çünkü eğer yasalar orada duruyorsa, bu yasalar şunu söylüyor: Kanunlar önünde mevki, makam, sıfat ya da herhangi bir ayrıcalık etkili olamaz; herkes eşittir. Ama biz Marmaris’te Sinpaş’ın bir koruma kalkanı altında olduğunu görüyoruz. Çünkü 53 gün boyunca kaymakamlığın önüne gittik. 6 bin imza toplamıştık. O imzalarda, ‘Mahkeme kararı uygulansın’ dedik. Usulden tatil edilmişti ve tesis mühürlüydü. ‘Gereğini yapın’ dedik. Ama mühürlü olmasına rağmen Sinpaş misafir kabul etmeye devam etti” dedi.
‘Yönetim değişikliğine doğru sürükleniyoruz’
Mühürleme kararlarına rağmen projede faaliyetlerin sürdüğünü söyleyen Halime Şaman, kamu kurumlarının gerekli adımları atmadığını kaydetti. Halime Şaman, “Mühürlü bir tesisin içme suyunu nasıl temin edeceği, altyapı olmadığı için atık suyu ve kanalizasyonu nasıl yöneteceği belli değilken projede misafir ağırlanmaya devam edildi. Bugün İçmeler’den yükselen isyan, deniz kirliliği; tüm bunlar o günlerden gelen meseleler. Görüntülerde de görüyorsunuzdur; artık denizdeki kirlilik gözle görülür hale geldi. Bu durumun herhangi bir mahkeme kararından bağımsız olarak bile hem kaymakamlığı, hem liman başkanlığını hem de çevre koruma kurumlarını harekete geçirmesi gerekir. Çünkü denizi kirletecek bir mesele var ve bu ağır suçlardan biridir. Gözümüzün önünde yaşanıyor. Aslında yavaş yavaş bir algı, davranış ve yönetim değişikliğine doğru sürükleniyoruz. Canımızı acıtarak ama fark ettirmeden ilerleyen bir süreç bu” sözlerini kullandı.
’34 bin insan köylerinden sürgün edilmek isteniyor’
İnsanların hukuk önünde hak arama umudunun tükendiğini ifade eden Halime Şaman, bunun kabul edilemeyeceğini dile getirdi. Halkları bir arada tutan bilincin ortak mutabakatlar olduğunu kaydeden Halime Şaman, “O mutabakatın işletilmediğini ya da bir azınlığın lehine işletildiğini görmek, o ortaklığın devamlılığı konusunda ciddi bir sorun yaratıyor. Acilen çözülmesi gereken mesele de bu. Çünkü ortada seçkinci bir yönetim anlayışı var. Halkı unutan, halkı değersizleştiren; ne yapılırsa yapılsın bunu kabul etmek zorunda bırakılan bir toplum anlayışı, bugün kabul edilebilir bir yerde durmuyor. Ve bu durum endişe veriyor. Hani ‘canımızı acıta acıta, fark ettirmeden sürükledikleri bir süreç’ demiştik ya; işte bunun devamı niteliğinde örneklerden biri de 2554 sayılı yasa. Muğla’yı koruyan alanları ilgilendiriyor. Bu yasa; madencilik ve enerji faaliyetleri için koruma altındaki alanları kullanıma açıyor ve Türkiye tarihinde ilk kez koruma bölgeleri koordinatlarla işaretlenerek tanımlanıyor. Ve maalesef bu yasa sadece gündeme gelmekle kalmadı, geçti de. Şu an muhalefet partilerinin tamamı bu yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi için başvuruda bulundu.
‘Toprağımızı Vermiyoruz’ kampanyasıyla ana muhalefet partileriyle birlikte çalıştık. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin bir an önce karar vermesini bekliyoruz. Çünkü bu yasanın neyi hedeflediğinin altını çizmek gerekiyor. Bu yasada koordinatlarla işaretlenen iki ilçe var: Yatağan ve Milas. Toplamda yaklaşık 34 bin insan etkileniyor. Yani 34 bin insanın; maden ve enerji şirketleri nedeniyle yaşadığı yerden, toprağından, geçim kaynağından koparılması ve yarın ne olacağını bilmeden başka kasabalara ya da kentlere sürüklenmesi isteniyor. Bu, köksüzleştirmektir. Aynı zamanda bu, belli çevrelerin değerli gördüğü topraklara orada yaşayan halkı layık görmemektir. Halkı dışarı itmek, uygulamaların yükünü halka bırakıp kazancını bir avuç şirkete aktarmaktır” şeklinde konuştu.
‘Ekoloji mücadelesi kadın özgürlük mücadelesi haline geldi’
Tüm bu yaşananların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu alanlarını birilerine peşkeş çekmek ve bir servet transferi yaratmak anlamına geldiğini vurgulayan Halime Şaman, yaşananların demokrasiyle, adaletle ya da vicdanla bağdaşmayacağını söyledi. Öte yandan önemli bir direnişin de sürmeye devam edeceğini belirten Halime Şaman, “Çünkü bir insanı göçe zorladığınızda yalnızca fiziksel bir yer değişikliği yaratmıyorsunuz; o kişiyi ve topluluğu var eden her şeyi geride bırakmasını istiyorsunuz. Bu kolay kabul edilebilir ya da baş edilebilir bir durum değil. O yüzden Muğla’da yaşayan insanlar toprağına sahip çıkmaya devam ediyor. Akbelen’de de, Deştin’de de, Sinpaş sürecinde de, Datça’da da insanlar toprağını savunmayı sürdürüyor. Bugün ekoloji mücadelesi aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesinin de bir parçası haline geldi.
Şöyle hissediyorum: Kadının toprakla kurduğu o köklü bağ hiç kopmamış gibi. Bu yüzden topraktaki en küçük değişimi; suyun azalmasını, mineral yapısındaki dönüşümü ya da ekolojik bozulmayı çok hızlı hissediyor. Belki de bu yüzden kadınlar daha hızlı tepki veriyor ve bu mücadelelerin en önünde yer alıyorlar. Bizler için hayat hiçbir zaman kolay olmadı. Bu da algılarımızın, kavrayışımızın, direncimizin ve dayanıklılığımızın daha güçlü olmasına neden oldu. Zorluklarla karşılaşan insan güçleniyor” dedi.
‘Muğla’dan bir direniş yükseliyor’
Kadınlar için hayatın hiçbir zaman kolay olmadığını, bu nedenle de ekoloji hareketlerinin en önünde kadınların yer aldığına dikkat çeken Halime Şaman, “Kadınlar, daha direngen, daha kararlı ve daha korkusuzlar. Belki de siyasi iradenin en çok rahatsız olduğu yer tam da burası. Çünkü onların hayal ettiği kadın figürüyle, ekoloji mücadelesinde karşılaştıkları kadın figürü aynı değil. Ve bu durum onların arzu ettiği bir tablo da değil. Ama insanlar vazgeçmiyor. Bazen bir kazanım elde edilirken bir anda kaybedilmiş gibi görünüyor. Fakat mücadele sürüyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Akbelen. Üç nesildir devam eden bir mücadele var; üç kuşak kadın bu direnişi sürdürüyor. Bir başka örnek Deştin. Otuz yıldır çimento fabrikasına karşı mücadele veriliyor. Yatağan’da ise otuz yılı aşkın süredir termik santrallere karşı bir direniş sürüyor. Evet, zaman zaman kaybediyoruz. Ama mücadeleden vazgeçmiyoruz. Kararlılığımızı ve direncimizi hiçbir zaman yitirmiyoruz.
Herkesin sıkça kullandığı o öğrenilmiş çaresizlik metaforu vardır ya; karanlığın ve umutsuzluğun insanları çökerttiği dönemlerde bile Muğla’dan bir ses yükseliyor. İnsanlar mutsuz ve kararsız hissettiklerinde Muğla’dan bir itiraz duyuyorlar, bir direniş görüyorlar. Nasıl ki madenci dostlarımızın Ankara’daki direnişi hepimize umut olduysa, Muğla’daki bu mücadelelerin de tüm Türkiye’ye iyi geldiğini düşünüyorum” diye ifade etti.







