Mahdieh Golroo: Demokratik olmayan değişim, yeni bir diktatörlük üretir
- 09:05 3 Temmuz 2026
- Dünya
Melek Avcı
ANKARA - İranlı gazeteci Mahdieh Golroo, İran'da gerçek dönüşümün yalnızca rejim değişikliğiyle sınırlı olmadığını belirterek, "Kalıcı demokrasi ancak sivil toplumun köklerinden filizlenebilir. Demokratik olmayan bir değişim ise yeni bir diktatörlük yaratır" dedi.
Avrupa Parlamentosu'nda 11 Haziran'da düzenlenen "We Weave a Democratic Iran" (Demokratik Bir İran'ı Birlikte Örüyoruz) başlıklı konferans, Avrupa Parlamentosu bünyesindeki Progressive Alliance of Socialists and Democrats (S&D) ile Democratic Platform of Iran iş birliğinde gerçekleştirildi. Oturum, Avrupa Parlamentosu üyelerini, siyasetçileri, insan hakları savunucularını, akademisyenleri ve İran ile Rojhilat'ın farklı halklarını ve siyasal eğilimlerini temsil eden çok sayıda muhalif aktörü bir araya getirdi.
Dört ana panelden oluşan konferansta, İran'da demokratik geçiş sürecinin nasıl şekillendirilebileceği, farklı halkların ve toplumsal kesimlerin yeni siyasal düzende nasıl temsil edileceği, merkeziyetçiliğe karşı ademimerkeziyetçi yönetim modelleri, laiklik, insan hakları, kadınların siyasal temsili ve demokratik güç paylaşımı gibi başlıklar tartışıldı. Organizatörler, konferansın temel amacının İran'ın ulusal ve toplumsal çeşitliliğini tanıyan, kapsayıcı, çoğulcu ve demokratik bir gelecek için farklı muhalif çevreler arasında diyalog ve ortak çalışma zemini oluşturmak olduğunu vurguladı.
Toplantıya, yeni kurulan Iran Freedom Congress bünyesindeki siyasetçiler ve sivil toplum temsilcilerinin yanı sıra Kürt, Beluç, Arap, Azeri ve diğer halkların temsilcileri, kadın hakları savunucuları, sendikacılar, araştırmacılar ile Avrupa Parlamentosu üyeleri de katıldı. Bu yönüyle konferans, İran muhalefetinin yıllardır süren "rejim değişikliği" tartışmasını aşarak "nasıl bir İran?" sorusunu merkeze taşıyan; demokratik, laik ve çoğulcu, federal ya da ademimerkeziyetçi bir siyasal düzenin temel ilkelerinin tartışıldığı önemli bir uluslararası platform olarak öne çıktı.
Demokratik öz yönetim modeli
Konferansta PJAK adına yapılan değerlendirmelerde, İran'daki siyasal krizin yalnızca rejim değişikliğiyle çözülemeyeceği, asıl meselenin ise devletin merkeziyetçi yapısının demokratik biçimde dönüştürülmesi olduğu vurgulandı. Bu çerçevede, farklı halkların ve toplulukların karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı, yerel demokrasiyi esas alan demokratik öz yönetim modeli öne çıkarıldı.
Değerlendirmede, İran'ın uzun yıllardır Kürtler, Beluçlar, Araplar, Türkmenler ve diğer topluluklara yönelik asimilasyon ve dışlama politikaları yürüttüğüne dikkat çekildi. Kalıcı bir demokratikleşmenin ise ancak bu tarihsel sorunlarla yüzleşilmesi, halkların kolektif haklarının anayasal güvence altına alınması ve merkezi iktidarın yetkilerinin yerel yönetimlerle paylaşılmasıyla mümkün olacağı ifade edildi.
Halklar İran’ın geleceğinin ayrılmaz bir parçası
Demokratik öz yönetim modelinin, tek ve katı bir idari formül olarak değil, dönemin siyasal koşullarına göre federal ya da diğer demokratik yönetim modellerini de kapsayabilecek esnek bir çerçeve sunduğu belirtildi. Ayrıca, 2022'de Jina Emînî'nin katledilmesinin ardından gelişen "Jin, Jiyan, Azadî" isyanının, İran'da demokratik dönüşüm talebini görünür kılan tarihsel bir kırılma olduğu değerlendirilirken, uluslararası kamuoyuna Kürt sorunu ile diğer halkların demokratik taleplerini İran'ın geleceğinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alma çağrısı yapıldı.
İranlı gazeteci, kadın hakları aktivisti ve öğrenci hareketinin önde gelen isimlerinden Mahdieh Golroo da konferansta yer aldı. Mahdieh Golroo, İran halklarının geleceğine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
“Gücün ademimerkeziyetçilik biçimi ile birlikte, çok sayıda ve birbiriyle örtüşen ayrımcılık katmanlarına da dikkat edilmesi gündeme alınmalıdır.”
*Öncelikle, bu konferansta yürütülen tartışmalara ilişkin gözlemleriniz ve değerlendirmeniz nedir?
Bu konferans, İran’ın geleceğini tartışmaya odaklanarak Avrupa Parlamentosu’nda düzenlendi. İslam Cumhuriyeti’ne karşı çıkan farklı grupların ülke için öngördüğü bir gelecek tartışılmıştı. Bu konferans ile daha önce Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen diğer benzer etkinlikler arasındaki en önemli fark, İran’ın çoğulcu bir imajının sunulmasıydı. Bu toplantıya İran Özgürlüğü Kongresi adına katıldım. İran Özgürlük Kongresi’nde, çoğulcu ve katılımcı demokrasi ilkesini gündemimizin merkezine yerleştirdik. Bu, tüm grupların, etnik toplulukların, dinlerin ve daha geniş anlamda İran’ın tüm halkının siyasi iktidarda pay sahibi olması gerektiği anlamına geliyor. Konferans sırasında, bazı milletvekilleri de İran muhalefetinin böylesine çeşitli ve çoğulcu bir topluluğuyla ilk kez bir araya geldiklerini vurgulamıştı.
*Konferansta İran'ın geleceğine ilişkin bir dizi öneri tartışıldı. Bugün İran'da tartışılması gereken temel mesele, rejimin değişip değişmeyeceği mi, yoksa böyle bir değişimin ardından nasıl bir ülkenin kurulacağı mı?
Ben ve bu konferansa katılan temsilcilerin çoğu, laik ve demokratik bir cumhuriyet kurulması gerektiği konusunda hemfikiriz. Ancak İran coğrafyası genelinde iktidarın dağılımına baktığımızda bu, önümüzde duran zorlu meselelerden biri olmaya devam ediyor. Gücün ademimerkeziyetçi biçimiyle birlikte, çok sayıda ve birbiriyle örtüşen ayrımcılık katmanlarına da dikkat edilmesi gündeme alınmalıdır.
* İran’daki muhalefetin demokratik bir gelecek için ortak bir programı var mı? Varsa ortaklaştıkları noktalar nelerdir, yoksa neden hâlâ böyle bir ortak program oluşmuş değil?
Geçiş dönemi adaletine, eşitliğe ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yapılan vurgu, insan haklarına ve laikliğe bağlılık ayrıca ister “büyük lider” ister kral olsun, yaşam boyu sürecek herhangi bir iktidar konumunun reddedilmesi, İran’ın geleceğine ilişkin bu konferansa katılan farklı muhalefet gruplarının üzerinde uzlaşmayı hedeflediği temel ortak ilkeler arasında yer aldı. Bu ortak ilkelerde buluşabilmek, muhalefetin önceki kuşaklarında görülmeyen yeni bir siyaset yapma biçimini gerektiriyor. Yeni kuşaklar, ortak hedefler doğrultusunda, farklı inançlar ve siyasi görüşlerle daha yüksek düzeyde karşılıklı anlayış ve saygıya dayanan bir işbirliğine daha açık ve istekli görünüyor.
“Demokrasinin genişlemesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasında inkâr edilemez bir bağ olduğuna inanıyorum ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan demokrasinin gerçekleştirilmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorum.”
*İran geçmişte monarşiyi, ardından da İslam Cumhuriyeti'ni deneyimledi. Yeni bir siyasal dönüşüm yaşanacaksa, İran'ın yeniden merkeziyetçi ve otoriter bir yapıya sürüklenmesini hangi mekanizmalar engelleyebilir?
Herhangi bir diktatörlük biçimine geri dönmememizi sağlamanın tek yolu, insan haklarına ve tüm halkın katılımına dayalı bir anayasaya sahip olmaktır. Devrim öncesi anayasada Şah, Tanrı’dan sonra en önemli figürdü. Devrimden sonra ise Yüce Lider, Şii imamların halefi haline geldi. Böylesi bir anayasal çerçevede, tüm halkın gerçek anlamda katılımı mümkün değildir.
*İran'daki kadın mücadelesi çoğu zaman başörtüsü meselesi üzerinden ele alınıyor. Oysa kadınlar eğitimden istihdama, siyasetten günlük yaşama kadar çok daha geniş bir alanda eşitsizliklerle karşı karşıya. Demokratik bir dönüşüm ve gelecek açısından kadınlar nerede ve nasıl konumlanmalı?
Son kırk yılda İranlı kadınlar, devrimden sonra haklarını ilk kaybeden toplumsal kesim oldukları için, İslam Cumhuriyeti hükümetine karşı yürütülen hareketlerin öncüleri haline geldiler. Bu nedenle kadınlar, tüm bu yıllar boyunca özgürlük talep eden hareket içinde çok önemli bir rol oynadılar. Ancak İslam Cumhuriyeti hükümetine muhalefet eden kesimler de çoğu zaman, tıpkı hükümetin kendisi gibi, ataerkil bir yapıya sahip oldu. Son yıllarda çok sayıda kadın siyaset sahnesine girdi. Örneğin, İran muhalefeti tarihinde ilk kez, İran Özgürlük Kongresi, Merkez Konseyi üyelerinin yarısından fazlasının kadınlardan oluştuğu ilk siyasi grup olmuştur. Ben, demokrasinin genişlemesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasında inkâr edilemez bir bağ olduğuna inanıyorum ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan demokrasinin gerçekleştirilmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorum.
“Yerel düzeyde karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi, anadilde eğitim ve özyönetim, İran'ın geleceği için uygun çözümler sunabilir.”
*İran'da demokrasi tartışmaları yürütülürken etnik kimlik ve yerel yönetim meselelerinde düğümleniyor. Demokratik bir İran, Kürtler, Beluciler, Araplar ve diğer halkları nasıl kapsar?
Modern İran, tarih boyunca otoriter ve son derece merkeziyetçi yönetimlerle karşı karşıya kaldı. Bu yönetimler, etnik çeşitliliği ve çoğulculuğu bir fırsat ya da zenginlik olarak değil, bir tehdit olarak gördüler. Bu nedenle merkez, çevreyi sürekli baskı altında tuttu. Ben, her türlü merkeziyetçiliğin eninde sonunda iktidarın tek elde toplanmasına ve nihayetinde diktatörlüğe yol açtığına inanıyorum. Bu yüzden, ademimerkeziyetçiliği ve tüm halkların yönetime katılımını demokrasinin inşası için vazgeçilmez koşullar olarak görüyorum. Yerel düzeyde karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi, anadilde eğitim ve özyönetim, İran'ın geleceği için uygun çözümler sunabilir. Bu çeşitlilik ve çoğulculuk ise demokratik bir ülkenin inşası için altın değerinde bir fırsat yaratabilir.
*İsrail-İran gerilimi ve bölgede oluşan savaş atmosferi, İran toplumundaki demokrasi taleplerini nasıl etkiliyor?
Bu 47 yıl boyunca, İran'daki baskılar hiçbir zaman azalmadı. Savaş karşıtı biri olarak benim için savaşın daha fazla baskıya ve sivil toplum alanının daralmasına yol açtığı açıktır. Savaşın başlamasından bu yana idamların sayısındaki artış da baskının ne ölçüde yoğunlaştığını açıkça göstermektedir.
“Kalıcı demokrasi ancak sivil toplumun köklerinden ve toplumsal direnişten filizlenebilir.”
*”Dış müdahale mi içten demokrasiyi sağlamak mı” şeklinde devam eden bir tartışma var. İran'da demokratik değişimin asıl öznesi kim olmalı?
Ben hiçbir zaman dış müdahale yoluyla demokrasinin sağlanabileceğine inanmadım. Bu savaş bir kez daha gösterdi ki devletler savaşları kendi çıkarları doğrultusunda başlatıyor; yıkımın ve sivillerin öldürülmesinin ardından ise diledikleri zaman savaşı sona erdirip birbirleriyle el sıkışıyorlar. Bugün, Donald Trump ile Ali Hamaney arasında bir anlaşmaya doğru ilerlenmesi bunun en güncel örneğidir. Kalıcı demokrasi ancak sivil toplumun köklerinden ve toplumsal direnişten filizlenebilir. Yabancı devletler ise bu süreci, insan haklarını esas alan hedefe yönelik yaptırımlar uygulayarak ve sivil toplumu destekleyerek güçlendirebilir.
“Demokratik olmayan bir değişim, onun yerine yeni ve yeniden güç kazanmış bir diktatörlüğü getirebilir.”
*İran halklarının şu anda karşı karşıya olduğu en büyük tehdit nedir? Herhangi bir değişimin gerçekleşmemesi mi, yoksa demokratik olmayan bir değişimin yaşanması mı?
Şu anda iktidarda demokratik olmayan bir yönetim bulunmaktadır. Bu nedenle, demokratik olmayan başka bir yönetimin kurulmasıyla sonuçlanacak bir değişim gerçek bir değişim değildir. Yalnızca bir diktatörün yerini başka bir diktatörün alması anlamına gelir. Bu iki senaryo da İran'ın geleceği açısından tehlike oluşturmaktadır. İslam Cumhuriyeti, halkın desteğini yitirmiş, halkın çıkarlarına karşı hareket eden ve hem toplumu hem de ülkenin ulusal çıkarlarını tahrip etmiş bir yönetimdir. Bu nedenle bir an önce sona ermesi gerekmektedir.
Öte yandan, demokratik olmayan bir değişim de onun yerine yeni ve yeniden güç kazanmış bir diktatörlüğü getirebilir. Bu ihtimallerin her ikisi de İran'ın geleceği açısından son derece kaygı vericidir.







