Dilan Kunt: Abdullah Öcalan’ın statüsü sürecin garantörlüğüdür
- 09:03 1 Temmuz 2026
- Siyaset
Melek Avcı
ANKARA - Çerçeve yasa tartışmaları sürerken, kulislerde Abdullah Öcalan'ın statüsüne ilişkin düzenlemenin yasada yer almayacağı yönündeki iddiaları değerlendiren DEM Parti Milletvekili Dilan Kunt Ayan, "Statü demek tek başına Sayın Öcalan'ın statüsü anlamına gelmiyor. Sürecin garantörlüğüdür. Bu, yasal düzenlemelerden bile önce gelir" dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi tarafından önemli adımlar atılırken, devlet kanadının sürece ilişkin adımları ise kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "kök yasa" olarak tanımladığı çerçeve yasanın, 7-12 Temmuz'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin ardından Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Taslağın komisyonlarda görüşülmesinin ardından Genel Kurul'a sunulacağı belirtilirken, yasanın içeriğine ilişkin belirsizlik sürüyor. Özellikle geri dönüşlerin kapsamı ve Abdullah Öcalan'ın statüsüne ilişkin düzenlemeler kamuoyunda tartışılan başlıklar arasında yer alıyor.
Meclis Adalet Komisyonu üyesi DEM Parti Milletvekili Dilan Kunt Ayan, çerçeve yasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Bize ulaşan taslak yok’
Toplumun süreçten beklentisi olduğunu söyleyen Dilan Kunt Ayan, 27 Şubat'tan bu yana 16 ayda derli toplu bir barış yasasının yapılmadığını ve sözlerin hala havada durduğunu ifade etti. Toplumun Adalet Komisyonu'nda barış yasalarının konuşulmasını beklerken 12. Yargı Paketi'nin konuşulduğunu dile getiren Dilan Kunt Ayan, "12. Yargı Paketi görüşmelerinin usuli işlemlerindense bu sürece denk düşecek, bu sürece karşılık gelecek yasaların yapılması beklentisi vardı. Ama siyasal iktidarın bu konuda sadece 'hazırlığını yapıyoruz, taslağımız var, taslak hazırlığımız bitecek, bitmek üzere bu temmuz ayı bitmeden getireceğiz’ diye defaatle ifade ettiler. Ama gelin görün ki önümüze gelen bizimle de paylaşılan henüz bir taslak yok. Tabi ki toplumda bu güvenin her geçen gün zedelendiğini de görebiliyoruz. Çünkü bu sürecin virüsü belirsizliktir, anti virüsü ise yasal düzenlemelerdir" dedi.
‘Sürece katkı koyacaklar cezaevinde’
Bu belirsizlik virüsünün ancak yasal düzenlemeler yapılarak aşılabileceğini kaydeden Dilan Kunt Ayan, "Bu süreci yasayla taçlandırmak gerekiyor. En nihayetinde Adalet Bakanı'nın açıklaması budur. Ama gelin görün ki önümüze baktığımız zaman buna dair bir düzenleme hala olmadığını görüyoruz. Evet, belki köklü tartışmalar, köklü yasal değişiklikler yapmak kolay olmayabilir. 40 yıllık bir çatışmadan, 100 yıllık bir Kürt meselesinin çözümünden bahsediyoruz. Kısa vadede kurulması tabi ki güç olabilir. Ama gelin görün ki yasal düzenleme gerektirmeyen durumlar da halen askıda. Örneklerinden biri, hapishaneler. Halen olağanüstü hal koşullarında yönetilmekteler. İdare ve Gözlem Kurullarının sorunları, hasta tutukluların durumu, infazların ertelenme durumu halen bitmiş değil. Halen buna dair de çözümsüzlüğü dayatan bir anlayış var.
Başta 30 yıllık tutsaklar olmak üzere, Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesi için mücadele edip hapsedilen kişiler, hapishaneden çıkar çıkmaz süreç başladığından bu yana sürece katkı verenlerden, süreci en fazla büyütenlerden. O yüzden hapishanelerdeki koşulların iyileştirilmesinin yanı sıra bu kişilerin kalma durumlarının da artık İGK'yi aşan bir yerde olmalı. Bu insanlar toplumu örgütleyen, toplumu sürece hazırlayan ve bunun için ortaklaşan ve büyüten bir yerde duruyor. İktidarın, halen İGK adı altında bu yönlü keyfi uygulamalarının süreci zora sokan pozisyonda olduğunu da görebiliyoruz" sözlerini kullandı.
Kobanê Davası, kayyımlar ve yasa içeriği belirsizliği
Yasal adım gerektirmeyen diğer uygulamanın ise AİHM ve AYM kararları olduğunu dile getiren Dilan Kunt Ayan, Kobanê Davası tutsakları, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın durumuna değindi. Dilan Kunt Ayan, "Maalesef bu konuda da imtinalı davranan bir iktidar aklı var. Bir diğeri kayyumlar. DEM Parti'ye kayyum ataması durdurulmuş olabilir ama CHP'ye atanan kayyumlar olduğunu görebiliyoruz ve bu antidemokratik uygulamanın kendisi de toplumda güvensizliği daha da yayıyor. Kayyum atanan illerimiz de var. Seçim bölgem olan Urfa kayyumla yönetiliyor. Mardin, Van kayyumla yönetiliyor. Bir an önce buna dair düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Eğer bir süreçten bahsediyorsak bu bütünlüklü bir süreç ve bu yerel dinamiklerin kendilerini de görebileceği bir yerde olması gerekiyor. Şimdi iktidar hazırlıklarının olduğunu, Genel Kurul bitmeden getireceğine dair bazı açıklamalar yapıyor fakat içeriğe dair bir şey göremiyoruz. Basına belli başlı yerlerden sızdırılan şeyler var. Bütünlüklü olmadığına, ayrım yaptığına dair bazı söylemleri görebiliyoruz. Bir kere bunun kendisi bile ciddi anlamda bir infial yaratacağını da ifade edelim” diye belirtti.
‘Kategorize etmek dönüşlere ket vurur’
Devamında ise Dilan Kunt Ayan şu sözleri kullandı: “1999'u hatırlayalım; o dönem içinde bir süreç vardı ve o süreç kapsamında da geri dönüşler olmaya başladı. Gelen kişilerin hiçbirinin topluma karşı bir zararı olmadı. Tam aksine yazdıklarıyla, çizdikleriyle, araştırmalarıyla toplumu aydınlattılar. Topluma ışık oldular. Bu bir cesaret işiydi. Kaygılar olabilir ama bu kaygıların aşılabilmesi için de cesur adımlar atmak gerekiyor. Cesur adımlarla ancak ve ancak biz bu süreci başarıya ulaştırabiliriz. Nedir bu cesur adımlar? Bir kere herhangi bir ayrımın herhangi bir kategorinin söz konusu olması mümkün değil. Daha önce de bunlar konuşuldu ama kalıcı bir çözüm olmadı. Binlerce insandan bahsediyoruz ve gelmeleri durumunda bir kategorize edilme halinin kendisi bile bu kişilerin gelmesinin önüne ket vuracaktır. Yine söyleniyor, 'toplum buna ne kadar hazır?' açık ifade edelim. Karadeniz'inden Akdeniz'ine, Ege'sinden Doğu Anadolu'suna toplum hazır. Biz sadece ve sadece bölgede çalışmalar yürütmüyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dört bir yanında insanlarla görüşüyoruz. Herkes artık bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyor. Bunun için ne yapılması gerekirse de yanında olduğunu ifade ediyor. Yani bu kaygılar aslında iktidarın topluma pompaladığı kaygılardır ve bundan vazgeçilmelidir."
İktidar şimdi neyi öne sürüyor?
"Cesur, ayakları yere basan, toplumun her kesiminin de ikna olacağı bir düzenlemeye ihtiyaç var" diyen Dilan Kunt Ayan, bu düzenlemenin de ayrımdan uzak olmasının altını çizdi. Dilan Kunt Ayan, "Bir süre önce ne deniyordu; silahların bırakıldığının tespiti. Şimdi bundan vazgeçildi, buna ikna olundu. Silahların artık devreden çıktığına dair gerek İmralı'dan gerek Kandil'den açıklamalar geldi. Haliyle artık silahın bırakıldığına dair bir şüphelerinin olmadığı anlaşılıyor. Peki şimdi şüphe olarak neyi öne sürüyorlar? 'Gelecek ama kategorize edelim. Gelecek ama kime nasıl cezalar vereceğiz? Gelecek ama ceza boyutunu nasıl belirleyeceğiz?' Şimdi böylesi bir düzenleme tartışmasının yapıldığı bir yerde güvenli bir gelişten nasıl bahsedebiliriz? Demokratik siyasete katılımdan nasıl bahsedebiliriz? Elbette ki topluma entegrasyona dair belli başlı düzenlemeler olacaktır. Ama en baştan kategorize edilmesi, cezalandırma yaklaşımıyla hareket edilmesi ve pişmanlığın dayatılması bile bu sürecin önünü tıkar. O yüzden biz daha önce de ifade ettik; ayrım gözetmeyen, cezalandırmaya ve pişmanlığa değil, demokratik siyasete katılımın önünü açacak bütünlüklü bir düzenlemeye ihtiyaç var."
‘Statü sürecin garantörlüğüdür’
Kürt Halkının talebine rağmen, iktidar kulislerinde sızdırılan bir diğer mesele olan "statü meselesini" bu çerçeve yasada olmayacağı sadece iletişim koşullarının iyileştirileceği iddialarına ilişkin ise Dilan Kunt Ayan, "Bakın süreçten bahsediyorsak İmralı'nın statüsü kaçınılmazdır. Çünkü asli muhatap olarak nitelendirdiğimiz, Sayın Öcalan'ın böylesi bir süreçte, statüsüz bir halde olması, sadece görüşmelerinin, iletişim kanallarının önü açılarak ilerleme kat edilmesi fikri de bu işi sakatlayacak bir yerde duruyor. Çünkü statü demek tek başına Sayın Öcalan'ın statüsü anlamı taşımamaktadır. Sürecin bir garantörlüğüdür. Sürecin bir statüye kavuşmasıdır. O yüzden bu yönlü söylemi doğru bulmuyoruz çünkü burada bir statüye ihtiyaç var. Sayın Öcalan'ın özgür, çalışır koşullarının sağlanıp bunun da bir yasal statüye bağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Statü oluşturulmadığı sürece güven olmaz’
“O yüzden statü kaçınılmaz. Hatta yasal düzenlemelerin bile önünde gelir” diye devam eden Dilan Kunt Ayan, şöyle konuştu: “Umut Hakkı'nı defalarca konuştuk değil mi? Bir yargı kararı olduğundan 2014'ten beridir bu sürüncemede bırakılıyor. Şimdi ise 27 Şubat'tan bu yana çok önemli, çok kritik meselelerin tartışıldığı; masanın diğer tarafında hem hareket adına hem kendi bulunduğu pozisyon adına söz söyleyen, bu süreci çatışmadan çıkarıp hukuki yasal statüye bağlayabilmesi için yoğun mesailer harcayan bir kişiden bahsediyoruz. Haliyle bunun statüsüz bırakılması demek, gelinen aşamada bu süreci sakatlamak anlamına gelir. Sürecin güvencesi statüdür. Bu güvence burada oluşmadığı, statü burada verilmediği sürece yürüttüğümüz her koşulda bir güvencesizlik söz konusu olur. Yürütülen her görüşme anti güven içerisinde yapılan bir şey ve haliyle güvenin olmadığı, anti güvenin inşa edildiği bir yerde de biz nasıl başarılı bir süreçten bahsedeceğiz? Nasıl bir yasal taçlandırmadan bahsedeceğiz? En başta yapılması gereken şeyi en sona bırakmak süreci sakatlamaktır.”







