Yapay zekânın gölgesinde kadın olmak

  • 09:06 14 Ekim 2026
  • Kadının Kaleminden
“Kadınların sesinin, bedeninin ve emeğinin bu dijital devrimde özneleşmesi; teknolojinin kodlayanların değil, tüm insanlığın vicdanıyla yeniden yazılmasına bağlıdır. Aksi takdirde, ilerleme adı verilen bu yolculuk, kadınları sadece daha parlak kafeslere hapsetmekten öteye geçemeyecektir.”
 
Kurdistan Lezgiyeva 
 
İnsanlık tarihinin en büyük sıçramalarından biri olarak sunulan yapay zekâ, üzerindeki parıltılı teknolojik örtü kaldırıldığında, aslında toplumsal hafızamızın en eski ve en karanlık katmanlarını yeniden üreten devasa bir aynaya dönüşmektedir. Dijital çağın bu yeni tanrısı, insanlığın ortak birikimiyle beslenirken, ne yazık ki insanlığın ortak önyargılarını da kendi kodlarına nakşetmiştir. Bu durum, özellikle kadınlar için özgürleştirici bir geleceğin müjdecisi olmaktan ziyade, eski zincirlerin silikon formatta yeniden dövüldüğü sessiz bir hapishaneyi işaret etmektedir.
 
Dijital asistanların itaatkâr gölgesi ve kodlanmış ataerkil
 
Yapay zekânın hayatımıza giren ilk yüzleri; sesimizle buyurduğumuz, her emre amade kılınan dijital asistanlar oldu. Siri’nin, Alexa’nın veya benzeri yapay zekâ türevlerinin başlangıçtaki varsayılan seslerinin kadın seçilmesi, bu sistemlerin bilinçaltına yerleştirdiği rolü açıkça ele vermektedir: Hizmet eden, soru sorulmadıkça konuşmayan, her daim kibar, itaatkâr ve kusursuz bir dijital "ev kadını" figürü.
 
Algoritmalar boşlukta doğmaz; insan eliyle yazılır, geçmişin verileriyle beslenir. Geçmişin verileri ise erkek egemen bir tarihin ürünüdür. Yapay zekâ, işe alım süreçlerinde, kredi değerlendirmelerinde ya da hukuki kararlarda kullanılan modellerde, kadınları sistemin dışına iten veya onları belirli "geleneksel" rollerle sınırlayan kararlar üretmektedir. Kodların arkasına gizlenen bu tarafsızlık yanılsaması, adaletsizliği daha da meşrulaştırmakta; kadının kamusal alandaki varlığını, matematiksel bir kesinlik kisvesi altında görünmez kılmaktadır.
 
Bedenin dijital talanı: Mahremiyetin ve rızanın ihlali
 
Teknolojinin ezici gücü, kadın bedenini sınır tanımaz bir tüketim nesnesine dönüştürmekte gecikmemiştir. "Deepfake" adı verilen yapay zekâ teknolojileri, kadınların yüzlerini ve bedenlerini onların rızası olmaksızın manipüle ederek pornografik ya da itibarsızlaştırıcı içeriklerin merkezine yerleştirmektedir. Bu durum, sadece bireysel bir mahremiyet ihlali değil, aynı zamanda kadınların dijital kamusal alanda var olma cesaretini kıran sistematik bir terördür.
 
Kadınlar, kendi bedenlerinin dijital kopyaları üzerinden tehdit edilmekte, sanal dünyada dahi huzurla nefes alabilecekleri güvenli alanlardan mahrum bırakılmaktadır. Yapay zekâ, bu yönüyle, şiddetin ve tahakkümün araçlarını demokratikleştirmek bir yana, onları daha da sinsi, yaygın ve kalıcı kılmaktadır.
 
Görünmeyen emeğin yeni yüzü: Veri etiketleme ve modernkölelik
 
Yapay zekânın "akıllı" olabilmesi için arka planda milyonlarca saatlik insan emeğine ihtiyaç vardır. Bu devasa veri setlerinin temizlenmesi, etiketlenmesi ve sınıflandırılması gibi en angarya, en yıpratıcı ve en düşük ücretli işler, gelişmekte olan ülkelerdeki kadınların omuzlarına yılgınlık verici bir yük olarak yüklenmektedir.
 
Yapay zekâ devriminin entelektüel ve finansal kırıntıları silikon vadilerinin erkek egemen koridorlarında paylaşılırken, o sistemin hayatta kalmasını sağlayan "görünmeyen" amelelik yine kadınlara kalmaktadır. Kadınlar, bir kez daha teknolojinin hem nesnesi hem de en ucuz sömürü kaynağı olarak konumlandırılmaktadır.
 
Yapay zekâ, doğası gereği kötü ya da düşman değildir; o, insanlığın ellerinde şekillenen bir hamurdur. Ancak bugünkü yönelimiyle, kadınların yüzyıllardır verdiği özgürlük ve eşitlik mücadelesini siber uzayın derinliklerinde yeniden sınamaktadır. Kadınların sesinin, bedeninin ve emeğinin bu dijital devrimde özneleşmesi; teknolojinin kodlayanların değil, tüm insanlığın vicdanıyla yeniden yazılmasına bağlıdır. Aksi takdirde, ilerleme adı verilen bu yolculuk, kadınları sadece daha parlak kafeslere hapsetmekten öteye geçemeyecektir.