JES, HES ve GES’e tepki: İnsanları köklerinden koparmak istiyorlar
- 09:02 21 Mayıs 2026
- Ekoloji
Beritan Tunç
İZMİR – JES, HES ve GES projelerine karşı yürütülen direnişe dair konuşan ekoloji aktivisti Dilan Dinler Yıldırım, “Projeler doğayı değil sadece yaşamı da hedef alıyor. İnsanları ata toprağından koparıp zorunlu göçe sürüklüyorlar” dedi.
Kürdistan ve Türkiye kentlerinde doğa talanına karşı Jeotermal Enerji Santrali (JES) Hidroelektrik Santral (HES) ve Güneş Enerji Santrali (GES) projelerine yönelik mücadele sürerken, Mûş’un (Muş) Gimgim (Varto) ilçesinde ve Çewlîg’in (Bingöl) Kanîreş (Karlıova) ilçesinde planlanan JES projelerine karşı da köylülerin direnişi büyüyor.
İzmir’de yaşayan Kanîreşli ekoloji aktivisti Dilan Dinler Yıldırım, projelerin yalnızca doğayı değil, bölgedeki yaşamı, kültürü ve kadınların üretim alanlarını hedef aldığını kaydetti.
‘Halka gerçekler anlatılmadı’
Projelerin ilk aşamada köylülere “deprem araştırması” denilerek anlatıldığını belirten Dilan Dinler Yıldırım, süreçten avukatlar ve dernekler aracılığıyla haberdar olduklarını söyleyerek ilk çalışma yürütülen alanlardan birinin kendi köyleri olduğunu dile getirdi. Dilan Dinler Yıldırım, “Oradaki insanları kandırıp, neden orada oldukları gerçeğini söylemeden bu şekilde ilerlemişler. Sonraki süreçte Varto’dan bir kadın muhtar bunu fark ediyor. Çünkü insanlara bazı evraklar imzalatmak istiyorlar. Ondan sonra haberimiz oldu. Her şehirde, her ilçede derneklerimizin toplantıları yapıldı. Avukatlar eşliğinde, aile büyüklerimiz ve gençlerimizle birlikte araştırmalar yapıldı; işin gerçeği öğrenildi ve bir planlama sürecine girildi. İlk eylem Varto’da oldu. Her şehirden, her ilçeden neredeyse otobüsler kalktı. Ailelerimiz, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz hepsi gitti. Gidemeyenler de sosyal medya üzerinden ya da çevrelerine anlatarak destek verdi. Çocuklara yardımcı olan, dayanışma gösteren insanlar oldu. İkinci gün ise Karlıova’da, yani benim memleketimde eylem yapıldı. Şimdi de bir nöbet planlaması var. Varto’da yapıldı, bizim orada da yapıldı. Şu an çadırlar kuruldu. Her gece ya da her hafta farklı köylerden insanlar gelip nöbetleşe şekilde çadırlarda bekliyorlar” dedi.
‘Yurdumuza siper olacağız’
Resmî olarak Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna gerek olmadığı yönünde karar verildiğini kaydeden Dilan Dinler Yıldırım, “Şunu da duyduk; artık ne kadar gerçek bilemiyorum ama orada hâlihazırda evler olsa, insanlar yaşıyor olsa bile yıkım kararı verilmiş. İnsanların hiçbir şeyden haberi yokken ‘evden çıkın’ diyemezsiniz. Orası bizim ata toprağımız, doğduğumuz yer. İnsanlar orada hayvancılık yapıyor, tarım yapıyor. Başka hiçbir geçim kaynağı yok. Orası doğrudan yaşam alanı. Bununla ilgili mücadele başlayacak. Avukatlarla görüştüğümüzde bize şunu söylüyorlar: ‘Resmî olarak elimizde hiçbir belge bırakmadılar.’ Biz de orada durup sadece hakkımızı savunacağız. Kendi toprağımıza, hayvanımıza, insanımıza, yurdumuza siper olacağız. Şu an elimizden başka bir şey gelmiyor. Uğraşıyor muyuz? Evet. Her bölgeden gönüllü destek vermek isteyen avukat arkadaşlar var. Tüm resmî bilgileri onlardan alıyoruz. Geri kalan örgütlenmeleri de kendi derneklerimizde, büyüklerimizle birlikte kararlaştırıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Yeraltı suları ve yaşam talan edilecek’
Yeraltı kaynakları konusunda bölgenin çok zengin olduğunu ifade eden Dilan Dinler Yıldırım, toprakların verimli olması nedeniyle elektrik üretimi yapılması fikrinin de olduğunu dile getirdi. Projelerin hayata geçirilmesi sonucunda yeraltındaki zengin su kaynaklarının yok olacağına dikkat çeken Dilan Dinler Yıldırım, “Üstelik herkesin bağ bahçesi var. Yeraltı sularının tamamı talan edilecek. Kullanılacak kimyasal maddeler tüm sularımızı, hayvanlarımızı ve topraklarımızı zehirleyecek. Ben artık şunu düşünüyorum: Bu proje, o bölgeyi talan etmek ve oradaki insanları zorunlu göçe mecbur bırakmak için yapılmış bir proje. Biz bu yüzden karşı çıkıyoruz. Ben bugün İzmir’de yaşıyorum ama yarın çocuklarım büyüdüğünde, üniversiteye gittiklerinde benim geri döneceğim yer orası. Ya da burada başıma bir şey geldiğinde sığınabileceğim ata toprağım yine orası. Çünkü ben orada doğdum. Burada çalışıyor, burada yaşıyor olabilirim ama en huzurlu ve güvende hissettiğim yer orası ve oranın çok büyük zarar göreceğinden eminim. Bu projede sülfürik asit kullanılacağı söyleniyordu. Böyle olursa ne toprağında ot biter ne sulama yapabilirsin ne de hayvanlarına yem verebilirsin. Orada yer altından çıkan doğal hamamlarımız var. Bir de Yedisu Nehri var. İnsanlar zaten bu devirde hastalıklarla mücadele ediyor. Bu durum her şeyi daha da kötüleştirecek. Şu an gördüğümüz temel zararlar bunlar. Oranın doğal kaynakları var ve bu projelerin bu kaynaklara ihtiyacı olduğu söyleniyor. Ama özellikle bazı kesimlerin hedef alındığını düşünüyorum. Bunun başarılı olacağını da düşünmüyorum. Aydın’daki direniş bunun bir örneği olabilir” şeklinde konuştu.
‘Kadınları üretimden koparmak istiyorlar’
Asıl amacın bölgeyi insansızlaştırmak ve halkı kendi topraklarından kopararak asimile etmek olduğunu vurgulayan Dilan Dinler Yıldırım, “İnsanların yaşayış biçimlerini, geçmişten gelen kültürlerini ve ruhlarını yok etmek istiyorlar. Ben böyle düşünüyorum. Doğanın şirketlere açılmasıyla birlikte kadınların üretimle, suyla ve yaşamla kurduğu bağ da doğrudan etkileniyor. Çünkü her alanda en çok etkilenen kadın oluyor. Üreten kadın, doğuran kadın, emek veren kadındır. Ama bu projelerle kadınları pasif hâle getirmek istiyorlar. Üretmesin, işlevsiz kalsın, eve kapansın istiyorlar. Çünkü doğudan şehirlere göç olacak. Doğu yaşamına alışmış bir kadın, özellikle belli bir yaştan sonra şehir hayatına kolay adapte olamayacak. Kadın geride kalırsa çocuk da geride kalacak. Gelecek de bundan etkilenecek. En çok kadınlar zarar görüyor. Çocuklar bir şekilde büyükşehirlere adapte olabiliyor ama kadınlar için bu çok daha zor. Oysa insan mutlu olduğu yerde yaşamalı. Yeri orasıysa oradan kopmamalı. Bu mücadelede kadınların en ön planda olduğunu düşünüyorum. Eylemlerde de görmüşsünüzdür; şalvarını, lastiğini giyip gelen çok kadın vardı. O yaşamın devam etmesini istiyorlar. “Ben hayvanımla, sütümle, toprağımla mutluyum” diyen çok kadın var. Şehirde yaşamak istemediklerini söylüyorlar. Kadınlar orada aidiyet duygusunu sonuna kadar hissediyor. Ve şu an mücadelenin en ön safında onlar var. Ben de sonuna kadar yanlarındayım. Elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum” dedi.
‘Dayanışmayla direnişi büyüteceğiz’
Dayanışmanın büyük umut yarattığını belirten Dilan Dinler Yıldırım, Gimgim ve Kanîreş’te gerçekleştirilen büyük mitinglere dikkat çekerek, “Televizyonlarda çok yer bulmasa da insanlar bunu gördü. Farklı şehirlerden gelen insanlar yolda buluşup halay çekmişler. Mesela biri Aydın’dan, biri Mersin’den gelmiş. Bu görüntüler çok anlamlıydı. Birbirini tanımayan insanların doğa ve yaşam için bir araya gelmesi, omuz omuza durması bizim umudumuzu büyütüyor. Ata toprağımızdan vazgeçmeyeceğimizin göstergesi oluyor. Bu mücadelenin devam edeceğini yüzde yüz biliyorum. İlk sondajın Mayıs ayında vurulacağını duyduk. O zaman geldiğinde eylemimizle, direnişimizle, dayanışmamızla orada olacağız. Bu topraklarda bir yandan barış konuşuluyor ama diğer yandan insanlar kendi topraklarından sürülmek isteniyor. Barışı konuşup insanları yok saymak başka bir şey; insanları toprağından etmek bambaşka” sözlerini kullandı.
‘Barış adı altında sürgün olmaz’
Barışın konuşulduğu bir süreçte insanların toprağından sürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Dilan Dinler Yıldırım, son olarak şu ifadelere yer verdi: “ ‘JES projesi olacak, elektrik ucuzlayacak, daha rahat yaşayacaksınız’ denilerek insanların yaşadığı topraklar talan ediliyor, verimsizleştiriliyor, zehirleniyor ve insanlar göçe zorlanıyor. Böyle bir barış anlayışı olmaz. Bunlar birbirine tamamen zıt iki yaklaşım. İnsanların birlikte, kardeşçe yaşayabilmesinden her zaman yanayım. Hiç kimse baskıdan, güçten korkmamalı. İnsanların aidiyet duyduğu, ailesinin ve atalarının yaşadığı toprakların talan edilmesine kimsenin gönlü razı değil. Hep birlikte, dayanışma içinde bu direnişi sürdürmek istiyoruz. Herkesten de bu konuda destek bekliyoruz.”







