Özgürlüğün çağrısı: Sakine Cansız
- 09:01 5 Ocak 2026
- Portre
Semiha Alankuş
HABER MERKEZİ - "O", isminin sözlükteki anlamı ile değil, tarihin içinde aldığı anlamla buluşur. "O", halkının belleği, kadınların özgürlük yürüyüşü, ülkenin toprağına nakış nakış işlenişi olur. Tam da bundandır ki adının anlamı “sakinlik”, “huzur” ve “dinginliği” aşıp kararlılık, direnç ve özgürlüğün adına dönüşür. Adının anlamını yeniden yazar. Sakine, Sara olur. Sözlüklerin değil, dağların, kadınların, alanların hafızasına dönüşür. “Sakinlikten” doğan özgürlüğün, yükselen mücadelenin çağrısı olur.
Tarih 9 Ocak 2013 tarihini gösterdiğinde kendilerinin “insan hakları”, “demokrasi” ve “özgürlük” temsilcileri olduğunu iddia edenlerin coğrafyasında 3 kadın devrimci katledildi. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez… Aradan tam 13 yıl geçti. Her bir yıl kadınlar için özgürlük mücadelesinin nasıl olmazsa olmaz olduğunu gösterirken insanlığın en kıymetli kavramları ardına sığınanların da ne denli iki yüzlü olduklarını gösterdi, göstermeye de devam ediyor.
İnsanlar doğdukları coğrafyanın izlerini taşır. Kimi coğrafyalar da vardır ki insanın kendini arayışının somutlanışıdır. İşte böyledir Dêrsim. İnsanın kendisini arayışının coğrafyaya bürünmüş halidir orası. Dağları yalnızca yükselmez; düşüncenin ufkunu yüceltir. Suları yalnızca akmaz; zamanın kendisini anlamlandırarak ilerler. Burada her şey, varoluşla doğa arasında kurulmuş kadim bir diyaloğun parçasıdır.
Bir de bu coğrafyada yaşayan kadınlar vardır. Dağları gibi, akan suları gibi. Var oluşu özgürlükle anlamlandıran kadınlar. Sakine… 6 harflik bir söz, bir kelime, bir isim… Söylendiğinde, duyulduğunda insanın içine ince bir esinti gibi dolan bir kelime. Huzuru çağrıştırır önce, adım adım yakınlaşan bir dinginliği hissettirir. Sükûn, huzur, kalbe inen güven. Sakine, böyle bir isimdir sözlüklerde. Ama bir de mücadelesi ile bu ismi anlamlandıranlar vardır. Sakine Cansız gibi. O isminin sözlükteki anlamı ile değil, tarihin içinde aldığı anlamla buluşur. O, halkının belleği, kadınların özgürlük yürüyüşü, ülkenin toprağına nakış nakış işlenişi olur. Tam da bundandır ki adının anlamı “huzur” ve “dinginliği” aşıp kararlılık, direnç ve özgürlüğün adına dönüşür. Adının anlamını yeniden yazar. Sakine, Sara olur. Sözlüklerin değil, dağların, kadınların, alanların hafızasına dönüşür. “Sakinlikten” doğan özgürlüğün, yükselen mücadelenin çağrısı olur.
Kendisi için en yalın sözü kurar
“… Sosyalizmin insanlaştırılması her canlıda somutlaştırılması çabası emeği ve sabrı bu yüce kavgada billurlaşmaktadır. Bu nedenle kavgamız yaman, çekici ve birleştiricidir. Ben bu kavgaya aşığım Duygularımın, sevgilerimin, özlemlerimin, hayallerimin hep buna aktığını bilerek yürüdüm. Bundan böyle akmayan yanlarımla devrimci kavgam beni Apocu kavga güzelliğinde daha coşkulu yürütecektir. Yüreğimi bilincimi ve gücümü zafer kavgasına salıyorum..." “Hep kavgaydı yaşamım” adıyla kaleme aldığı kitabında bu sözlerle anlatıyor özgürlük yolunda yürüyüşünün nasıl ve neden olduğunu Sakine yürüyüşteki adıyla Sara… Hep kadınlarla, hep mücadelecilerle, özgürlükte ısrar edenlerle olan Sakine’yi-Sara’yı 13 yılın ardından bir kez daha zihnimizde, hafızamızda canlandıralım istedik.
Yeni yılda, karlı bir coğrafyada doğmak
Dêrsim’in Tahtı Halil köyünde 12 Şubat 1958’de doğan Sakine Cansız, doğduğu günü bir şans olarak görüyor. Niyesini de kendisi anlatıyor yine en yalın haliyle: “Ben doğduğumda babam askerdeymiş. İzine geldiği Şubat ayında beni nüfusa kaydettiriyor! Bu yüzden resmi doğum günüm 12 Şubat 1958’dir. Zemheride doğmak acaba ayrı bir şans mı? Ben en iyisi şansa buradan başlayarak inanayım. Yeni yılda ve kışın tam ortasında, çok karlı bir coğrafyada doğmak şanstır bence.”
Her türlü baskıya karşı direngenlik
Ailesinin baskılarına başkaldıran, çalıştığı fabrikalarda emek sömürüsüne karşı işçileri örgütleyen, Türkiye’deki sol hareketlerde aradığını bulamayınca Apocularla bağ kuran Sakine Cansız, Özgürlük Hareketi’nin PKK 1’inci Kongresi’nde yer alır. Bu adımla aslında kadın özgürlük mücadelesinin ilk tohumunu o serper Apocu Hareket’in içerisine.
Zindandaki direnişi ile bir umut ışığı olur
1980 faşist darbesi öncesi 1979’da Xarpêt’te başlatılan büyük operasyonda esir düşer Sakine Cansız. Ağır işkencelere rağmen teslim olmaz ve direnişçi çizginin sembolü haline gelir. Zindandaki kadınları örgütler, eğitir ve moral verir. Esat Oktay Yıldıran'ın İç Güvenlik Amirliği'ne getirilmesiyle birlikte Diyarbakır Cezaevi'nde başlayan karanlık dönemde, tüm tutsaklara ve tutsak yakınlarına direnişiyle umut ışığı olur.
Nereden nereye…
17 Mayıs 1979’da esir düştüğü ve 26 Aralık 1990 tarihinde zindandan çıkış sürecine kadar yaşam çizgisi ve duruşu direniş, özgürlükte ısrar ve moral kaynağı olmadır. Zindandan çıkışını da yine kendisi şu sözlerle ifade ediyor: “Tarih 26 Aralık 1990’ı gösteriyor. 17 Mayıs 1979’da, Elazığ’da, sabahın köründe evden alınmıştım ve şimdi Çanakkale zindanından çıkıyorum. Nereden nereye... Denizin lacivert rengi bir harika! Güneş ışınlarının yarattığı parıltı denize çok daha güzel bir görüntü vermiş. Hava güzel. Besra’nın tanıdığı bir kaç dostla görüştükten sonra otobüsle İstanbul’a hareket ediyoruz. Yol boyunca arkadaşlarla geçirdiğim o son günü, o günün yıllara bedel sıcaklığını, yakınlığını düşündüm…”
Zindandan sonra da ‘kavga’ aralıksız sürer
Yıllar süren tutsaklığın ardından dışarı çıkışta kavgasını ara vermeden sürdürür Sakine Cani Cansız. Adım attığı ilk çalışma kadınlara, kadınların örgütlülüğüne ilişkindir. İstanbul’da ilk kadın kurumlaşması olan Yurtsever Kadın Derneği’nin (YKD) tüzüğünü yazarak, kurucuları arasında yer alır. Kültür ve sanatın toplumsal değişimdeki yaratıcı etkisine olan inançla Kürt aydın ve sanatçıları ile birlikte Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) kuruculuğunu yapar. Özgür Halk Dergisi, Özgür Ülke gazetesinin yayın faaliyetlerine de katkı sunar. Türkiye’de kaldığı beş aylık süreçte devlet baskısına rağmen önemli çalışmalar yürütür. Devlet, yıllarca zindanda kalan Sakine Cansız’ın Türkiye’de faaliyet yürütmesine izin vermez ve takibe alır. Her türlü baskıya rağmen çalışma yürütmesini de Sakine Cansız en yalınından sözleri ile ifade ediyor: “Ne kadar gözü kara girmiştim işlere. Büyük bir açlık vardı. Dikkat ediyordum belki, ama düşman durmuyordu. Çok rahat olduğum anlarda beni yakalayabilirlerdi, bu konuda aşırı güven, tedbirleri yeterli görme vardı ya da inadına bir meydan okuyuş.”
‘Devrim, dava’ ile buluşma hazırlığı
Özgürlük davasına yaşamını adayan, kadın özgürlük mücadelesini bulunduğu her yerde temsil eden, devlet baskısının arttığı, Kürt siyasetçilerinin linç edildiği bir süreçte demokratik siyaset içinde yer alan ve bulunduğu her yerde erkek aklına, geri kadın duruşuna karşı özgür kadın bilincini ve iradesini geliştirmek için kendi deyimiyle “kavga”sını veren Sakine Cansız, 1991 yılında yönünü başka bir yere “davam ve devrimin kendisi” dediği yere döner ve şöyle der: “Benim için Önderlik devrimin kendisiydi, davamın, kavgamın kendisiydi.” Bu sözlerle birlikte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bulunduğu Şam’a gider.
‘Yaşam kaynağımın en güzel yanına ulaşmıştım’
“Şam havaalanına iniyoruz. Yürek atışlarımı duyuyorum. Sanki hemen Başkan’ı görecekmişim gibi bir heyecan” sözleri ile yolculuktaki duygularını anlatan Sakine Cansız’ı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine Şam Havaalanı’na gönderilen dört kişi büyük bir buket çiçekle karşılar. Aradan geçen 13 yılın ardından Kürt Halk Önderi ile buluşmasını da “Başkan’ı en son Fis Kongresi’nde görmüştüm. Günaydın Apartmanı'na geri dönmüş, bir gün sonra ayrılmıştık. On üç yıl olmuştu. Araya giren zindan yıllarından sonra kefenleri yırta yırta yaşam kaynağımın en güzel yanına ulaşmıştım. Geçen sürede çok şey değişmişti ve bunu adım adım, düşe kalka, çelişkilerle boğuşa boğuşa öğrenecektim. Ama Başkan çok fazla değişmemişti. Zaten ‘Beni nasıl buldun?’ sorusuna ‘Başkanım, gençsiniz hala, dinç kalmışsınız, buna çok sevindim’ diyorum” sözleri ile anlatıyor. Kürt Halk Önderi’nin kendisine ilişkin ilk gözlemini de “Pek yıpranmamışsın, genç kalmışsın. Saçlarını da ağartmamışsın. İyi, yaşın genç herhalde. Yolun yarısına çok var” sözleriyle ifade ediyor.
‘Sen dağları seviyorsun’
Kürt Halk Önderi’nin bulunduğu Bekaa’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde 6 ay kalan Sakine Cansız için bu kez yönünü dağlara dönme zamanı gelir. Dağlara olan özlemini de bizzat Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Haydi Sakine, sen dağları seviyorsun. Dağlara vura vura bütünleşirsin herhalde. Başarı haberlerini bekliyorum” sözleriyle dile getirir. Kendisi de sadece “Başkanım sizi hep sevindireceğim” dediğini söyler. Devamında da ayrılışını şu sözlerle ifade ediyor: “Şam caddesine inen yokuştan aşağıya doğru koşarak inmiştim. Başkan’ın elleri uzun süre havada sallanıyordu. Bir kez daha Apoculuğun gururunu yaşadım.”
Geçmişe atıf değil, geleceğe dair çağrı
Yaşamıyla, direnişiyle, kavgası ile Sakine Cansız, Kürt kadın hareketinin ideolojik öncülerinden, çağın en güçlü direniş sembollerinden, erkek egemen politikalara karşı duran yerleşik bir hafıza, devrimci hareketler içinde kadın öncülüğünün kurucusu ve inşacısı oldu. Bıraktığı miras da yaşam tarzı oldu. Ve de “Hep kavgaydı yaşamım” derken de bunun geçmişe atıf değil, günümüze ve geleceğe yönelik kadınlara bir çağrı olduğunu anlatıyor.







