DEVA Partisi Milletvekili Elif Esen: Süreci kilitleyen şey yasal zeminsizlik

  • 09:32 8 Mayıs 2026
  • Güncel
Elfazi Toral 
 
İSTANBUL - Türkiye’de bir buçuk yılı geride bırakan sürece dair değerlendirmelerde bulunan DEVA Partisi Milletvekili Elif Esen, süreçteki tıkanmanın temel nedeninin yasal zeminin oluşturulmaması olduğunu belirterek, sorumluluğun esas olarak iktidar ve iktidar ortaklarında olduğunu söyledi.
 
Türkiye’nin en temel sorunu olan barış ve demokrasi meselesine dair yürütülen tartışmalar güncelliğini koruyor. Söz konusu tartışmalarda, çözüm sürecinin ilerleyememesinin temel nedeninin mevcut iktidar politikaları olduğu sıkça vurgulanırken, örgütün attığı adımlara rağmen bir buçuk yıldır iktidar kanadından tek bir adım atılmış değil. 
 
DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Elif Esen, sürece dair JINNEWS’e konuştu.  
 
Sürecin bir yılını doldurmasına rağmen henüz bir adım atılmadığını belirten Elif Esen, sorumluluğun kimde olduğuna dair ise şu ifadeleri kullandı: “Biz de içinde bir üyemizle, Mehmet Emin Ekmen, Mersin milletvekilimiz, Deva Partisi Mersin milletvekilimiz ve yine Yeni Yol grubundan da iki ayrı milletvekilimizle üç kişi olarak komisyonda konunun takipçisi olduk. Dedik ki barış için, eğer ihtimal varsa, artık o dökülen kanlar duracaksa, silahlar susacaksa, biz bu barışa fırsat tanımalıyız. Dediğiniz gibi büyük bir beklentiyle ve umutla da bu süreç işletilmeye başlandı. Belki kırıldığı nokta, Amerika'nın ve İsrail'in bölgede başlatmış olduğu saldırılar olabilir. Bu, aslında askıya alınmasına bir sebep değil ama sanki kırılma noktası olarak zamanlama bakımından bir bahane olmuş gibi gözüküyor olabilir. 
 
Neredeyse 40 yılda 40 binden fazla can kaybettik. Evlatlarını kaybetmesine sebep olan, karşılıklı kayıplara yol açan bir sorun bu ve bir buçuk yıl, dediğiniz gibi, umutlarla yürütülen komisyonun bir raporu da çıktı. Fakat bu raporun sonrasında artık bu derin yaranın sonlanması ve barışın penceresinin açılması gerekiyordu. Artık yüzlerin gülmesi gerekiyordu. Açıkçası bunun, doğru bir sürecin doğru bir zemine oturtularak artık tamamlanması gerekiyor.”
 
Hukuki zemin vurgusu 
 
Sürecin ilerleyebilmesi için karşılıklı güvenin yanı sıra hukuki altyapının oluşturulmasının belirleyici olduğunu söyleyen Elif Esen, yaşanan tıkanmanın temel nedenlerinden birinin yasal zeminin oluşturulmaması olduğunu belirterek şunları söyledi: “Türkiye için hayati olan bu sorunun karşılıklı iyi niyetlerle sonlandırılması ve ilgili yasal çerçevenin de oluşturulması gerekiyor. Belki bu tıkanıklığa, bir buçuk yıl geçmesine rağmen, sebep olan şey de bu son söylediğim yasal zeminin oluşturulamaması diye düşünüyorum ben. Çünkü bu, biraz da iktidarın neredeyse son 10 yılda iş yapış şekli haline geldi. ‘Ya adımlar atılsın. Hani bu sadece bu süreçle ilgili değil, başka şeylerde de duyuyoruz; ‘Ya siz bir yapın, hukuk arkadan gelir.’ Olur mu? Hukuk aslında bir şeyin nasıl yapılacağının çerçevesini çizer. 
 
Hangi kural ve kaidelerle işlemesi gerektiğini, uyulmadığında ne tür müeyyidelerle karşılaşılacağını bireylerin ve toplumun bilmesini sağlayan güçlü bir mekanizmadır. Dolayısıyla iktidarın bu anlayışı elbette doğru değil. Bizim sık sık eleştirdiğimiz de bir konu bu. Bunun için doğru bir zemine oturtabilmek adına öncelikle bu çerçevenin çizilmesi gerekiyor. PKK'nın 12 Mayıs'ta kendini feshettiğini ilan etmesi ve ardından da 11 Temmuz'da silahların yakılmasıyla attığı adımların, fesih kararıyla eşzamanlı olarak yasal çerçevesinin düzenlenmesinin de gelmesi gerekiyordu. Bunda bir gecikme oldu ve bu gecikme de işletilen sürece dair bir güven bunalımı oluşturdu diye düşünüyorum. Elbette sorumluluk birden fazla aktörü kapsayacak şekilde dağılıyor. Ama bunun asıl müsebbibi iktidar tarafıdır ve iktidar ortaklarıdır demek lazım. Bu süreçteki tıkanıklığı şu an giderecek olan da AK Parti ve MHP ortaklığında yürütülen iktidar tarafıdır.”
 
Süreçte yaşanan güven krizinin iktidar cephesinde de fark edildiğini söyleyen Elif Esen, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a ilişkin yaptığı “statü açığı” değerlendirmesinin dikkat çekici olduğunu belirterek, “Sayın Bahçeli bu konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı da AK Parti Genel Başkanı olarak ve Sayın Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir açıklama yaptı. ‘Süreç işliyor’ dedi. Ama sürecin işlemediğine, aksadığına dair DEM Parti’den de aslında açıklamalar var. Belki bugün Sayın Bahçeli, bu güven bunalımına dair, ‘Abdullah Öcalan için bir statü açığı var ve bu açık’ dedi. Bunu da kabul ettiğini belirtti. Ben onun sözleriyle ilerlemek istiyorum: ‘Terörsüz Türkiye başarısına hizmet edecek şekilde bu konu ele alınmalıdır. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının Barış Süreci Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum’ diyerek bir statü önerisinde bulundu. Statü açığının farkındalar aslında ve sürecin ilerlemediğinin de farkındalar. Farklı alternatifler de olabilir ve bu tanım altında da bir görev alması gerekir şeklinde bir yorumda bulundu. Fakat AK Parti’nin üst düzey yönetimi de yasal adımların atılmaması için silah bırakma sürecinin tamamlanması gerektiği konusunda ısrarcı olduklarını belirtiyor. Bir örgütün 42 yıldır yürüttüğü mücadele tarzı olan silahlı mücadele stratejisini sona erdirmesi ve kendini feshetmesinin de sıradan bir karar olmadığını KCK yöneticisi Murat Karayılan belirtiyor. Şimdi burada karşılıklı sözlerle süreci yürütme gayretleri var. Hani somut çıktılar göremiyoruz. Belki şöyle bir somut çıktıdan, son zamanların somut çıktılarından bahsedilebilir” sözlerini kullandı. 
 
‘İlgili süreçlerin işletilmesi gerekiyor’
 
Süreç kapsamında güvenlik ve yasal mekanizmalara ilişkin teknik hazırlıkların sürdüğünü belirten Elif Esen, özellikle teyit ve doğrulama sistemi üzerinden bazı adımların atılabileceğine dikkat çekerek, “MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın kısa süre önce AK Parti yönetimine süreçle ilgili bir sunum yaptığından bahsediliyor. Bu sunuma göre de MİT’in hem yasal süreçler hem de teyit ve doğrulama mekanizması konusunun teknik hazırlıklarını yaptığı belirtiliyor. Bu teknik hazırlıklar; evet, bir çerçeve yasanın çıkmasını ama ardından da bu çerçevede Türkiye’ye gelmek isteyen kişilerin, güvenlik bürokrasisi tarafından kurulacak doğrulama ve teyit mekanizmasının denetiminden geçirilerek sisteme dahil edilmesini veya kendileriyle ilgili süreçlerin işletilmesini kapsıyor. Örgüt üyelerinin dönüşlerinde belirleyici yetkinin bu mekanizma olacağı söyleniyor”  ifadelerine yer verdi. 
 
Elif Esen, devamında sözlerine şunları ekledi: “Annelerin gözyaşının, yıllardır süren acısının sona ermesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir başlangıç her iki taraf için de olumlu olacaktır. Hem annelerin yüzü gülecektir hem de eğer o evlatlar bir suça karışmamışlarsa topluma yeniden dahil olabileceklerdir diye düşünüyorum.” 
 
‘Muhalefet de özeleştiri yapmalı’
 
Muhalefetin süreç boyunca yeterince sorumluluk üstlenmediğini ve daha güçlü bir öz eleştiri mekanizması işletmesi gerektiğini söyleyen Elif Esen, özellikle bazı muhalefet partilerinin sürece tamamen karşı pozisyon aldığını kaydetti. Elif Esen, “İktidarın zaten sıkıntılarını biz ifade ettik. Muhalefet de aslında bu konuda bir öz eleştiri yapmalı diye düşünüyorum. Çünkü muhalefet şöyle bir duruş sergiledi. İYİ Parti mesela net bir şekilde, ‘Biz bunun karşısındayız’ dedi. Hiçbir sorumluluk almadan kenara çekildi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti bir mozaik; farklı kimliklerden, kültürlerden ve etnik yapılardan oluşuyor. Evet, benimsedikleri bir fikir olabilir. Fakat bu, Türkiye’nin çeşitliliğini, beraberinde sorunlarını ve ihtiyaçlarını da getiriyor” diye konuştu. 
 
Çözüm için üç aşamalı öneri 
 
DEVA Partisi olarak süreç boyunca yapıcı bir tutum almaya çalıştıklarını kaydeden Elif Esen, muhalefetin ise sürece mesafeli yaklaşarak etkili bir denetim rolü üstlenemediğini  dile getirdi. Elif Esen, “Aslında ben bu süreci, elini taşın altına koymak olarak yorumluyorum. Ve biz DEVA Partisi olarak başından beri yapıcı bir yaklaşımla bu taşın altına elimizi koyduk, sorumluluğumuzu yerine getirdik. Muhalefet ise bu süreçte, belki reddetmekle konuya mesafeli durmak arasında bir tutum sergiledi ve bu tutumun da aslında doğru olmadığını düşünüyorum. DEVA Partisi olarak da 23 Nisan özel oturumunda açıkça bir şey ifade ettik. Komisyon tarafından hazırlanan raporun değerli olduğunu söyledik. Fakat tam demokrasiyi ve evrensel hukuku cesaretle sahiplenme noktasında eksikleri olduğunu, bu noktada terörsüz bir Türkiye inşa edilecekse bunlara da mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini ifade ettik. Aslında muhalefet, belki de bu süreç boyunca güçlü bir sivil denetim mekanizması olarak sürecin taşıyıcısı olmalıydı. Çünkü çok zor bir konu ve bu zor konuyu tarafları incitmeden çünkü tarafların mağduriyetleri var barış sürecine, terörsüz Türkiye’ye taşımak önemliydi. Belki şunu ifade etmem lazım: DEVA Partisi olarak bizim çözüm önerimiz üç aşamadan oluşuyordu. Birincisi, müstakil ve özel bir eve dönüş yasası olması gerektiğini ifade ettik” sözlerine yer verdi. 
 
‘Mekanizmaların işlemesi önemli’
 
Sürecin ilerleyebilmesi için kapsamlı hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurgulayan Elif Esen, özellikle infaz sistemine ilişkin değişikliklerin belirleyici olacağını dile getirerek, “İnfaz Kanunu’nda kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiğini; TMK ve TCK’nin esaslı bir biçimde ele alınarak bu düzenlemelerin yapılmasının çok asli olduğunu ifade ettik. Eğer mekanizmalar işliyorsa, örgüt üyelerinin hangi hukuki statüye tabi olacağının kritik bir öneme sahip olacağını söyledik. Cezaevlerindeki, dağda olduğu ifade edilen ve Avrupa’daki insanlar için net bir yasal çerçevenin oluşturulması çok önemli. İktidarın bu noktada adım atması ve artık iktidara karşı duyulan güvensizliğin bu çerçevede giderilmesi gerekiyor. DEVA Partisi, barışı temkinli adımlarla destek vermeye elbette devam edecek. Ama bu süreç, bir şekilde biraz daha netleşmeli ve artık öngörülebilir bir yere taşınmalı” dedi. 
 
Kayyım politikasına eleştiri 
 
Meclis’te öncelikli hedeflerinin süreç için gerekli yasal zeminin oluşturulmasına katkı sunmak olduğunu belirten Elif Esen, Türkiye’de yalnızca barış süreciyle sınırlı olmayan birçok kronik sorunun da çözüm beklediğine işaret etti. Elif Esen, “Mecliste öncelikle birinci önceliğimiz, bu yasal çerçevenin oluşturulması için yapıcı muhalefetle katkımızı sunmak olacak elbette. Fakat bununla beraber Türkiye'nin çok kronik sorunları da var. Bunların da giderilmesi lazım. Yani öncelikle bir Siyasi Partiler Kanunu’nun, Seçim Kanunu’nun ve siyasi etik düzenlemelerinin mutlaka Türkiye'nin gündemine getirilmesi gerekiyor, bu konularla beraber. Ve sadece barış süreci ile terörsüz Türkiye değil, yaşanan farklı mağduriyetler de var. Aileleri çökerten, yıpratan KYK mağduriyetleri var. Yasamadaki mağduriyetlerden oluşan sorunlar var. Yine onların da düzenlenmesi ve seçilmiş belediye başkanlarına atanan kayyum meselelerinin de çözümlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü bu da toplumda bir güvensizlik oluşturuyor” diye kaydetti. 
 
‘Adalet tarafız bir şekilde işletilmeli’
 
Kayyım uygulamalarının toplumdaki adalet ve güven duygusunu zedelediğini söyleyen Elif Esen, farklı siyasi partilere yönelik uygulamalardaki çelişkilerin kamuoyunda soru işaretleri yarattığına işaret ederek, “Belli bir süreye kadar DEM Parti bu kayyum meselelerinden çok şikâyetçiydi. Tamamen şimdi süreç boyunca bu kapandı. CHP ile ilgili kayyum süreci başlatıldı. Yani burada vatandaşın aklına şu soru geliyor: O zaman o süreçte DEM Parti’nin seçilmiş başkanlarında sorunlar vardı da şimdi yok mu? Ya da o zaman CHP’lilerde hiç sorun yoktu da şimdi mi çıktı ortaya? Ama asıl soru şu: Bu kadar DEM Parti ve CHP’li seçilmiş belediye başkanları hakkında uygulama yapılırken, tabiri caizse dövülürken, AK Parti’li belediyelerin hiç mi kusuru yok ya da MHP’li belediyelerle ilgili neden hiçbir şey duymuyoruz? Bu da vatandaşın adalet ve güven duygusunu, iktidara olan güven duygusunu zedeliyor. Adalet mekanizmaları tarafsız bir şekilde işletilmeli. Gerçek barış, siyaset kurumunun güçlendiği, eşit vatandaşlık ilkesinin kök saldığı, Cumhuriyetin demokrasi ile taçlandığı, şeffaf ve öngörülebilir bir hukuk zemininde ancak hayata geçebilir. Biz de DEVA Partisi olarak bu yolda kararlı adımlarla ilerlemeye, doğru ve yapıcı muhalefet yapmaya devam edeceğiz”  diye konuştu.