DEM Parti Eş Genel Başkanları: Demokratik entegrasyon ortak yaşamın adıdır
- 11:13 27 Şubat 2026
- Güncel
ANKARA- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıldönümüne dair konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanları, Cumhuriyetin Kürtsüz olmayacağını belirterek, “Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te tarihi “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısını yapmış, ardından PKK’nin feshi ile birlikte yeni sürece girildiğini açıklamıştı.
Tarihi çağrının yıldönümünü dolayısıyla Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları, İmralı Heyeti, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, bileşen parti temsilcileri, Tevgera Jinên Azad (TJA), emek örgütleri, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), uluslararası hukukçular, MEBYA-DER ve 150’den fazla uluslararası basın ve yerel kuruluş ile şahsiyetler katıldı.
Konuşmalardan önce, İmralı Heyeti üyelerinin ilk 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı.
Sinevizyonun ardından, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanları açılış konuşmasını gerçekleştirdi.
İlk olarak söz alan Tülay Hatimoğulları, 27 Şubat 2025 tarihinin Türkiye ve Ortadoğu siyasi tarihinin en önemli günlerinden birine tanıklık edildiğini belirtti. 27 Şubat’ta yalnızca bir açıklama yapılmadığını dile getiren Tülay Hatimoğulları, tarihsel bir eşiğin aşıldığını, tarihi bir dönemin kapısının aralandığını kaydetti. Tülay Hatimoğulları, Sırrı Süreyya Önder’i de andı.
‘27 Şubat geleceği yeniden kurma cesaretidir’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın bir dönemin kapanışı ve yeni dönemin başlangıcı olduğunu dile getiren Tülay Hatimoğulları, “Bu çağrı güçlü bir siyasi irade beyanı ve tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden savaşın, çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin herkes için eşitlik, özgürlük ve demokratik bir yaşamın teklifiydi. Sadece silahların susması değil, onurlu, kalıcı ve adil bir barış düzeninin kurulması hedeflenmektedir. Bu yönüyle 27 Şubat, geleceği yeniden kurma cesaretidir. Sayın Öcalan’ın cesaretli çağrısına örgütü olumlu bir yanıt vermiş, fesih kararı almış, silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir. Bizler DEM Parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin onurlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir halkımızla buluşmalar gerçekleştirdik. Yaklaşık iki bin 500 toplantı ve halk buluşmaları yaptık” dedi.
‘Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir’
Yüzbinlerce kişiyle açık yüreklilikle bu sürecin tartışmasını ve değerlendirmesini gerçekleştirdiklerini anımsatan Tülay Hatimoğulları, “Dünya çatışma çözüm deneyimlerinde ender görülen, irade genişliğinde, katılımcı ve şeffaf bir zemin oluşturmaya hep birlikte gayret ettik. Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır artık. Gecikmeden politika üretilmeli ve net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır. 27 Şubat çağrısı; demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil, siyasetle yürütüleceğinin güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır” diye belirtti.
‘Demokratik entegrasyon Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir’
Tülay Hatimoğulları devamında şöyle konuştu: “Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların, geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır. Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değil, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, daha müreffeh ve daha huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğü ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Anadil ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet, yeni yüzyılda demokrasi ile buluşmalı. Bu çağrı ile oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz.
‘Barış ve Demokratik Toplum sürecinin sonuna kadar arkasındayız’
Türkiye’nin bütün aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, demokratları, solcuları, sosyalistleri, yoksulu, işçisi, çiftçisi, esnafı, emek ve meslek örgütleri, doğa ve insan hakları savunucuları, gençler, kadınlar, LGBT+ bireyleri, Aleviler, ‘bu böyle gitmez’ diyenler, mütedeyyinler, bütün halklar ve inançlar hep birlikte daha örgütlü olmalı ve dönüştürücü iradeyi hep birlikte ortaya koyabilmeliyiz. Bizler bir kez daha ifade ediyoruz ki, Sayın Öcalan’ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız ve fakatsız bir biçimde arkasındayız. Türkiye halklarına yapılmış bu muhteşem barış ve kardeşlik teklifini gerçekleştireceğimizin, bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü buradan hepinizin huzurunda veriyorum. Yolumuz açık olsun.”
‘Cumhuriyet Kürtsüz olmaz’
Ardından söz alan Tuncer Bakırhan şunları söyledi: “Devlet ve yürütme erki, Sayın Öcalan’ın çözüm temposuna denk düşen ciddiyet ve kararlılıkla bu süreci ileri taşımakla yükümlüdür. Artık sorumluluk devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği aşmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış için de birlikte yaşam kararlılığı artık pratiğe dönüşmelidir. Eminim, Tülay Başkan’ın da söylediği gibi yaptığımız binlerce toplantının temel düşüncesi de buydu: Somut adımlar, pratik adımlardı. Meclis Komisyonu’nun raporunda da belirtilen yasal adımların da bu mübarek Ramazan ayının bütünleştirici ruhuna yakışır bir şekilde artık hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Artık barışın hukuku yazılmalı, yasal ve anayasal güvence mekanizmaları işletilmelidir. Tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Sayın Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Sayın Öcalan’ın 16 Şubat günü heyetimiz ile yaptığı görüşmede çok önemli bir şey söyledi. Sayın Öcalan, ‘Kürtsüz cumhuriyet olmaz’ demiş. Biz de ‘Cumhuriyet Kürtsüz olmaz’ diyoruz ve artık bunun gerekliliklerinin yerine getirilmesini de buradan dile getiriyoruz.”
Açıklamanın ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu.







