Akademisyen Ayşe Gül Altınay: Hakikatle yüzleşmeden iyileşme mümkün değil
- 09:01 21 Haziran 2026
- Güncel
Semra Turan
HABER MERKEZİ - Akademisyen Ayşe Gül Altınay, geçmişte yaşanan şiddet ve acılarla yüzleşmeden gerçek bir iyileşmenin mümkün olmadığını belirterek, hakikat, adalet ve yas süreçlerine alan açılmasının iyileşmenin temel koşulu olduğunu vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında savaş, çatışma ve çözüm üzerine çalışmalar yürütülürken, İstanbul'da 13-14 Haziran'da “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” gerçekleştirildi. Çözüm ve barış odaklı tartışmaların yürütüldüğü konferansta, alanında deneyimli bir birinden önemli isim sürece yön veren aktarımlarda bulundu.
Antropoloji, kültürel çalışmalar ve toplumsal cinsiyet alanlarında yürüttüğü çalışmalarıyla tanınan akademisyen Ayşe Gül Altınay da "Dünyadaş Dayanışma ile Barışı Örmek" başlığı ile bir sunum yaptı.
Ayşe Gül Altınay, barışın nasıl ve hangi temeller üzerinden oluşabileğini ise ajansımıza anlattı.
Konferansın en önemli çıktılarından birinin barışın çok katmanlı bir süreç olduğunun görülmesi olduğunu belirten Ayşe Gül Altınay, "Şiddet, savaş ve soykırım deneyimlerini nasıl bir barış ve barışma sürecine dönüştürebileceğimizi konuştuk. Ancak birlikte olursak bunu başarabiliriz. 'Ya hep beraber ya hiçbirimiz' sözü burada çok güçlü bir yerde duruyor. Hiç kimse tek başına özgürleşemez. Bir başkasının özgür olmaması demek benim de bir parçamın özgür olmaması demek. Onun için birlikte özgürleşmenin, barışa birlikte yürümenin yollarını bulmamız gerekiyor" dedi.
Geçmişte yaşanan acıların ve şiddetin hafızasını herkesin içinde taşıdığını dile getiren Ayşe Gül Altınay, "Bazı konularda şiddetin mağduru olmuş durumdayız. O hafızayı taşıyoruz içimizde. İlla kendi deneyimimiz üzerinden olmak zorunda değil; ailemizin deneyimi üzerinden de olabilir. Ama bazı konularda da şiddetin faili olmuş, sessiz tanığı olmuş ya da onun üstünü örtmüş, susmuş, konuşmamış, başkalarının yaşadığı acıları görmemiş bir yerden duruyor olabiliriz" diye belirtti.
‘Hepimiz yaralıyız’
Bu durumun, tüm toplumu yaraladığını belirten Ayşe Gül Altınay, "Hem kolektif yaralarımız var hem de o kolektif şiddet deneyimlerinin içinde her birimizin bireysel bir yeri var. Ne yapacağız bu yaralı hâlimizle? Bir kere o yaraları görmemiz lazım. Birbirimizin yaralarını, kendi yaralarımızı görmemiz lazım" ifadelerini kullandı.
Bazen insanların en çok kendi yaralarından kaçtığını ifade eden Ayşe Gül Altınay, bunun kolay olmadığını ancak iyileşmenin ilk adımının yaralarla yüzleşmek olduğunu söyledi.
‘Şiddetin adını koymak iyileştirir’
Geçmişte yaşanan deneyimlerinin adının doğru konulmasının önemine işaret eden Ayşe Gül Altınay, "Savaş mı, soykırım mı, cinsel şiddet mi; her neyse bunun adını koymak, geçmişten devraldığımız yaraların acılarını biraz olsun dindiriyor ve hepimizi daha sağlıklı bir yerde geleceğe bakabileceğimiz bir yere taşıyor" diye belirtti.
Gerçek anlamda iyileşmenin geçmişteki acıları inkâr ederek mümkün olmayacağını vurgulayan Ayşe Gül Altınay, "Hakikat, adalet ve yas için alan açmak gerekiyor. Ancak o zaman hep birlikte iyileşmenin ve şifalanmanın yollarını bulabileceğiz. Birlikte ağlayacağız ki birlikte gülebilelim, birlikte halay çekebilelim" dedi.
İnsan merkezli olmayan bir dayanışma
Şiddetin tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıktığını dile getiren Ayşe Gül Altınay, gelecek tahayyülünün dayanışma ilişkileri üzerinden kurulması gerektiğini söyledi. İnsan merkezli olmayan bir dayanışma anlayışının önemine dikkat çeken Ayşe Gül Altınay, "Dayanışmayı insan ötesi varlıklarla, bütün hayvanlarla birlikte yeniden düşünmenin ve onları da kapsayacak şekilde yeniden kurmanın bir daveti olarak görüyorum" sözlerine yer verdi.
‘Savaş ancak insanlar kabul ettiğinde mümkün’
Savaşın normalleştirilmesine karşı çıkan Ayşe Gül Altınay, "Bir savaş düşünün, kimse gitmiyor. Savaş ancak birileri savaşmayı kabul ettiği zaman mümkün oluyor. İnsanlar savaşmak için doğmuyor. Savaş çok acı bir deneyim. Bir insanı öldürmek kolay bir iş değil. Ama savaş dediğimiz şey, birilerini öldürmek için eğitim almak ve ardından insanları öldürmek demek" ifadelerini kullandı.
Savaşın çoğu zaman kahramanlık, milli güvenlik ve savunma gibi kavramlarla meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Ayşe Gül Altınay, buna rağmen savaşın özünde büyük bir yıkım ve travma ürettiğini söyledi.
‘Militarizm hayatın her alanında’
Militarizmin yalnızca savaş alanlarında ortaya çıkmadığını belirten Ayşe Gül Altınay, gündelik yaşamın birçok alanında yeniden üretildiğine dikkat çekti. Eğitimden spora, sanattan çocuk oyunlarına kadar pek çok alanın militarist anlayıştan etkilendiğini ifade eden Altınay, özellikle erkeklik kurgusunun bu süreçte önemli bir rol oynadığını kaydetti. "Erkek çocukları ağlamamaları, duygularını ifade etmemeleri üzerine yetiştiriliyor" diyen Ayşe Gül Altınay, bunun erkeklerin hem kendi duygularından kopmasına hem de öfke ve şiddeti temel ifade biçimi olarak öğrenmesine yol açtığını söyledi.
Ayşe Gül Altınay, "Hayatın her alanına bakmamız ve her alanda nasıl militarize edildiğimizi görmemiz gerekiyor. Ancak o zaman savaşların olmadığı bir geleceği kurabiliriz" diye konuştu.
‘Barış bir yolculuk’
Barışın, yaşamın her alanında kurulması gereken bir süreç olduğunu vurgulayan Ayşe Gül Altınay, "Barış bugünden yarına olacak bir şey değil. Aslında barış bir barışma yolculuğu olarak düşünülebilir. Kendimizle barışma yolculuğu, birbirimizle barışma yolculuğu, doğayla barışma yolculuğu" dedi.
Bu yolculukta herkesin birbirinden öğreneceği çok şey olduğunu dile getiren Ayşe Gül Altınay, gerçek bir barış için farklı deneyimlerin ve mücadelelerin ortaklaşmasının önemine işaret etti.








