Gazeteciler: Hakikati halka ulaştırmaya devam edeceğiz
- 09:08 27 Ocak 2026
- Güncel
Rabia Önver
AMED- Rojava ve Kobanê’ye yönelik saldırılar sürerken, özgür basın da çok yönlü baskı ve sansürle hedef alınıyor. Gazeteciler, gözaltı, tutuklama ve dijital engellemelere rağmen savaş suçlarını teşhir etmeye ve hakikati halka ulaştırmaya devam edeceklerini vurguladı.
Rojava ve Kobanê’ye yönelik saldırılar sürerken, bu saldırıların tamamlayıcı bir ayağı olarak özgür basına dönük baskılar çok boyutlu biçimde derinleştiriliyor. Savaş politikalarıyla eş zamanlı olarak gazeteciler gözaltılar ve tehditlerle hedef alınırken, dijital sansür yoluyla da hakikatin dolaşımı engellenmek isteniyor. Başta kadın özgürlük çizgisinde yayın yapan ajanslar olmak üzere çok sayıda haber ajansının dijital medya hesaplarının kapatılması, erişim engelleri ve görünmez kılma politikaları, özgür basını susturmaya dönük sistematik bir saldırı olarak hayata geçiriliyor.
Özgür basına dönük baskı ve sansüre ilişkin konuşan kadın gazeteciler, bütün baskılara rağmen alanlarda olarak hakikati halka yansıtacaklarını mesajını verdi.
Özgür basının var olduğu ilk günden bu yana bir soykırım kıskacında olduğunu ifade eden gazeteci Reyhan Hacıoğlu, bütün baskı ve sansürlere rağmen halkın sesini ve sözünü yansıtmaya çalıştıklarını dile getirdi. Reyhan Hacıoğlu, “Bahsettiğiniz savaş, normal ve sıradan bir savaş süreci olmuyor. Savaş suçlarının işlendiği, ağır hak ihlallerinin yaşandığı dönemlerden geçiyoruz ve bu durum Kürdistan’ın dört parçasında da yaygınlaştırılmış bir süreç. O yüzden Kürdistan’da bir savaş nitelemesi yaptığımızda, aslında tamamıyla insanlık suçlarının devreye girdiği süreçlerden bahsediyoruz. Haliyle bizlerin bu süreçlerdeki rolü ve misyonu da bunları açığa çıkarmaktır. 1990’lı yıllarda arkadaşlarımız Kürdistan’da bunu gerçekleştirirken infaz ediliyordu. Bugün ise yasal bir çerçeve açısından belki infaz edilmiyoruz ama yasal zeminlerle hem kurumlarımız kapatılıyor hem hesaplarımıza engeller getiriliyor, tutuklanıyor ya da soruşturmalar açılıyor. Nitekim özgür basında hemen hemen bütün arkadaşlarımız hakkında bu anlamda soruşturmalar ve davalar açılmış durumda” diye konuştu.
‘Kürt halkına yönelik ciddi savaş suçları yaşanıyor’
Rojava’da Kürt halkına yönelik soykırımın yaşandığını söyleyen Reyhan Hacıoğlu, “Aslında Esad rejimi düştüğünden beri orada bir yönetim boşluğu oluşmuştu. Demokratik bir yapı ortaya çıkmamıştı ve bu durum tek tek bütün halklara yönelen bir saldırıya dönüştü. Öncesinde Aleviler, Dürziler ve gelinen son noktada Kürt halkına yönelik ciddi savaş suçları yaşanıyor o bölgede, o coğrafyada. Nitekim geçtiğimiz yıl bu suçları teşhir etmeye çalışan arkadaşlarımız katledildi. Nazım, Cihan; öncesinde Gülistan ve Hero ile birlikte… Bu saldırılar tesadüfi değildir. Devrimci literatürde bir söz vardır: ‘Faşizm sesten ve ışıktan korkar.’ Bugün bu ses ve ışık dediğimiz şey, özgür basının ta kendisidir. Yani projeksiyonumuzu savaş coğrafyasına tutmamız, oradaki savaş suçlarını teşhir etmemiz ya da saldırıya uğrayan insanların sesini yansıtmamız tam da faşizmin korktuğu ve rahatsız olduğu noktadır” diye belirtti.
‘Bu savaşın kadınlar olarak bir parçasıyız’
Devam eden saldırıların birer savaş suçu olduğunu aktaran Reyhan Hacıoğlu, özgür basın medyası olarak ulaşabildikleri görüntüleri halka yansıtmaya çalıştıklarını, ancak bu yansıtmalarla birlikte sansürle karşılaştıklarını ifade etti. Reyhan Hacıoğlu, “Özellikle Türkiye’de bunu yansıtan özgür basın kurumlarının neredeyse bütün hesaplarına erişim engelleri getirildi. Sadece kurumsal hesaplar değil, yüksek takipçili olan arkadaşlarımızın bireysel hesapları da kapatıldı. Çünkü savaş coğrafyasında ne yazık ki şöyle bir pratiğimiz de oluşuyor: Yeri geliyor ve her birimiz birer ajansa dönüşüyoruz, kişisel hesaplarımızı haber ajansları gibi kullanmak zorunda kalıyoruz. Bunun fark edildiğini de arkadaşlarımızın hesaplarına getirilen erişim engellerinden görüyoruz. Tarihi bir sorumluluk ve süreçten geçiyoruz. Biz her yaptığımız haberin aslında bir parçasıyız. Kadın olarak baktığımızda bu savaşın kadınlar olarak bir parçasıyız, kimlik olarak baktığımızda da bir parçasıyız” sözlerini kullandı.
‘Varız, var olmaya da devam edeceğiz’
Dünyanın neresinde olursa olsun halka yönelik zulüm ve işkenceye karşı özgür basının her zaman bu ihlalleri haberleştirdiğini dile getiren Reyhan Hacıoğlu, son olarak şunları söyledi:“Kürt gazeteciliği şöyledir: 5N1K’ya vicdan ve ahlakı da ekler. Çünkü biz sadece bir meslek etiğini yerine getirmiyoruz; vicdanımızı ve ahlakımızı da işin içine koyarak haber yapıyoruz. Bu yüzden diyoruz ki, tek kişi kalsak bile hakikati ulaştırmaya devam edeceğiz. Bu halka karşı bizim de bir borcumuz, bir sorumluluğumuz var. Bu halkın bir gün özgürlüğün ve barışın hâkim olduğu, kardeşliğin kurulduğu bir coğrafyada yaşamayı hak ettiğini düşünüyoruz. Elbette bizler de o gün daha özgür habercilik yapmak istiyoruz. O güne kadar buradayız. Varız ve var olmaya da devam edeceğiz.”
Rojava’nın günlerdir kuşatma altında olduğunu ifade eden gazeteci Dilan Babat, elektrik, su ve internet kesintileriyle birlikte insani krizin derinleştiğini aktardı. Dilan Babat, “Oradan bilgi almak elbette biz özgür basın için de zorlaşıyor. Kobanê işgal edilirken ve özgür basın hedef alınırken, aslında Kobanê’nin kuşatma altına alınmasıyla birlikte gerçekler de kuşatma altına alınıyor. Bunu sahada basına yönelik saldırılarda da görebiliyoruz. Özgür basın bu tür durumlarda her dönem hedef alınıyor; bu yeni bir durum değil, yıllardır aşina olduğumuz bir tablo. Bugün ana akım medya tek bir dilden çeteleri güzellerken, özgür basın hem Kobanê’de hem Rojava’da hem de Türkiye’de ya da Kürdistan’ın dört bir parçasında bu çetelerin yaratacağı tehlikeleri anlatıyor. Kadınlara dönük saldırıları da geçtiğimiz günlerde dijital medyada gördük. Bir kadın direnişçinin bedeninin bir binadan atılması ya da katledilen bir kadının saçlarının kesilerek videoya alınması tüm kadınları nasıl bir tehlikenin beklediğini açıkça gösteriyor” diye belirtti.
‘İlk olarak özgür basın hedef alınıyor’
Özgür basının yaklaşan tehlikeyi, çetelerin neler yapabileceğini ve kadın mücadelesinin nasıl bir tehdit altında olduğunu dile getirdiğini söyleyen Dilan Babat, hakikatin karartılması için ilk olarak özgür basının hedef alındığını ifade etti. Dilan Babat, “Ana akım medya çete güzellemesi yaparken, özgür basın hakikati ortaya koyuyor. Bu nedenle sınırlara akan halka, Rojava’dan ve Kobanê’den doğrudan mesaj gönderen ya da birebir haber paylaşımı yapan arkadaşlara yönelik saldırılar, gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleşiyor. Amaç, Kobanê’nin ciddi bir işgal altında olduğunun görülmemesi ve çetelerin ne kadar tehlikeli olduğunun anlaşılmaması. Bu yüzden ilk olarak hakikat karartılıyor” şeklinde konuştu.
‘Rojava’daki kadın devrimine karşı bir sorumluluğumuz var’
Gazetecilerin susturulmasının işgalin bir kanıtı olduğunu vurgulayan Dilan Babat, “Bu nedenle gazetecilere ve özgür basına yönelik saldırılar, tutuklamalar, gözaltılar ve hak ihlalleri artıyor. Özgür basının ne olursa olsun gerçeği topluma ulaştırma sorumluluğu var. Biz bu sorumluluğu Musa Anter’in, Gurbetelli Ersöz’ün, Gülistan Tara’nın, Hero Bahadîn’in, Cihan Bilgin’in, Nazım Daştan’ın ve katledilen tüm arkadaşlarımızın bıraktığı mirasla taşıyoruz. İktidar şunun farkında: Özgür basının yaptığı her haber, attığı her manşet gerçeği yansıtıyor. Bu yüzden gazetecilere yönelik saldırılar bu kadar yükseliyor. Bizlerin Rojava’daki kadın devrimine karşı da bir sorumluluğu var” ifadelerini kullandı.
‘Hakikat gizlenemez’
Özgür basın olarak alanlarda olmaya devam edeceklerini ve hakikatin karartılmasına izin vermeyeceklerini belirten Dilan Babat, tarihten bugüne onca tutuklama, gözaltı ve sansüre rağmen gazetecilerin fotoğraf makineleri ve kalemleriyle hakikati duyurmayı sürdürdüğünü söyledi. Dilan Babat, “Bugün Rojava’da özgür basın çalışanları, tüm internet kesintilerine ve saldırılara rağmen ellerindeki telefonlarla ya da fotoğraf makineleriyle hakikati ortaya koyuyor. Hakikat gizlenemez, sansürlenemez, kapatılamaz ve karartılamaz. Çünkü DAİŞ’in karanlığına ve çetelerin saldırılarına rağmen özgür basın aydınlığı temsil ediyor. Karanlık, aydınlığa galip gelemez. Nasıl ki 2014’te kadın direnişçiler ve Rojava halkı DAİŞ’in karanlık zihniyetini tarihe gömdüyse, bugün de bu hakikat aynı şekilde o karanlığı tarihin çöp sepetine atacaktır” dedi.







