‘Bir İhtimal Gökyüzü’: Özgürlüğe giden yolları sorgulamak

  • 09:01 15 Ekim 2026
  • Kültür Sanat
Melike Aydın 
 
İSTANBUL- Tütün Deposu’nda süren kişisel sergisinde özgürlüğe ulaşmanın olasılıklarını tartışmaya açan Dilan Cudi Saruhan, “Gökyüzü var, evet ama bu özgürlük mü? Özgürlük olan şey ne?” sorularıyla izleyiciyi özgürlüğün anlamını düşünmeye çağırıyor.
 
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrencisiyken 2017 yılında tutuklanan ve 7 yıl cezaevinde tutulan sanatçı Dilan Cudi Saruhan’ın 10 yıllık üretimini bir araya getiren “Bir İhtimal Gökyüzü” sergisi, Tütün Deposu’nda sergilenmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Fransa’nın Marsilya Belediyesi tarafından uluslararası bir sergiye davet edilen ancak yurtdışı yasağı nedeniyle katılamadığı için eserleri sanatçısız sergilenen Dilan Cudi Saruhan’ın kişisel sergisi, cezaevi öncesi, cezaevi süreci ve tahliye sonrası üretilen eserleri kapsıyor. 22 Eylülde sanatseverlerle buluşan, Türkiye'de ve uluslararası alanda birçok farklı projede yer alan eserleri içeren sergi 21 Kasıma kadar Tütün Deposu’nda ziyaret edilebilecek. Özgür Kürt sanatının inşası ve icrası için öncelikli olarak özgürlüğün kendisinin tartışılması gerektiğini ifade eden Dilan Cudi Saruhan Kürt sanatında kadın temsilinin hala sorunlu ve yetersiz olduğuna dikkat çekiyor. 
 
 Cezaevinde duvarlar, dışarıda sınırlar
 
Geçen yıl Fransa’da Marsilya Belediyesi tarafından düzenlenen uluslararası sergiye davet edilen Dilan Cudi Saruhan, eserleri sergiye ulaşsa da kendisi yurt dışı yasağı nedeniyle sergiye katılamadı. Dilan Cudi Saruhan, özgürlüğün dışarıda olmaktan ya da dilediği yere gidebilmekten ibaret olmadığını dile getirirken özgürlük kavramının düşünsel anlamda neye tekabül ettiği üzerine de düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Cezaevindeki arkadaşlarının da bu konu üzerine özel olarak düşündüğünü belirten Dilan Cudi Saruhan, “Dışarıda istediğin yere gidip üretimlerini gösterememe, başka insanlara ulaşamama, Türkiye'deki açık cezaevi meselesini tekrar göstermiş oldu. Ben de tahliye olmuş olsam da bunu bir daha deneyimlemiş oldum. İçerideki duvarlar, dışarıda bu sefer sınırlarla örülmüş oluyor. Bu tabii ki beni kötü hissettirdi; Dilan sadece cezaevinden çıkmış bir kadın değildi, içeride de üretiyordu, dışarıda da ve bu üretimlerini başka insanlara da ulaştırmak istiyor. Ama üretimlerimi oradaki insanlara ulaştırmanın farklı farklı yolları vardı. Dijital mecralarla ya da kargoyla yollayıp orada tekrar sergi yaptık. Orada olmamış olsam da bu sergiyi, ürettiklerimi, imgelediklerimi dışarıda gösterme fırsatı bir şekilde kendi çabamla oldu diyebilirim” şeklinde dile getirdi.
 
‘Kürt sanatı cezaevinden ibaret değil, ama cezaevi Kürtlerin gerçeği’
 
Kürt sanatçıların cezaevi ile birlikte anılabildiğini ve bunun da yaşadıkları gerçeklikle ilişkili olduğunu ifade eden Dilan Cudi Saruhan, sanatçının kişisel deneyimlerinden, toplumsal etkilenmelerinden yola çıkarak üretim yaptığını hatırlattı. Sadece cezaevi ile kısıtlanmış bir sanatçı olarak ifade edilmeyi arzu etmediğini dile getiren Dilan Cudi Saruhan, “Elbette cezaevi bir süreç, yaşadığımız bir deneyim. Ne yazık ki birçok Kürt'ün ya da hak savunucusunun başına gelenlerden bir tanesi. Ama cezaevine girmek demek hayattan kopmak, üretmemek, konuşmamak, çizmemek demek değil. Evet, sesimizi kesmek, kısmak istiyorlar ama burada insanın başka bir noktada mücadele etme anlayışı ortaya çıkıyor. Benim de anlayışım sanatsal üretimimi ortaya çıkarmaktı. Şimdi dışarıda bu deneyimleri yaşamış, bu hafızayı taşıyan biri olarak üretmeye devam edeceğim. Bunu yok saymak, bir yerde inkâr etmek demek. Bunu doğru bulmuyorum. Ama sadece bunun üzerinden bir insanı bir kimlikle ifade etmek de onun emeklerini görmemiş olmak demektir. Bu, hayatımızda bir duraktı diye ifade edebilirim. İnsanın hayatına farklı bakış açıları, yeni anlayışlar kazandırıyor. Mesela diaspora farklı bir bakış açısı. Daha kapsayıcı bir tanımlama olması bence evrensel bir noktada daha önemli” dedi.
 
‘Cezaevi mekân ve imkân konularını sorgulattı’
 
Cezaevinin, mekân kavramını sorgulamak ve kısıtlı alanda, kısıtlı malzemelerle üretim yapabilmek açısından kendisinde farklı bakış açıları oluşturduğunu dile getiren Dilan Cudi Saruhan, bu bakış açısının da dışarıdaki üretimine yeni bakış açıları kazandırdığını ifade etti. Dilan Cudi Saruhan, “Olumlu bir yerden ele alıyorum bunu. Melankolik değil de daha çok duygu dünyasını nasıl anlatabiliriz, nasıl ifade edebiliriz şeklinde. Çünkü bir yerde hak savunuculuğun da var. Aslında bir arayışçı olarak da kendimi ifade edebilirim” sözlerini kullandı.  
 
‘Cezaevi Kürt sanatının üretim merkezlerinden biri’
Birçok tutsak kadının aslında yeteneğinin de bulunduğunu ancak asıl çarpıcı olan şeyin tutsak kadınların kolektif bir üretkenlik içinde bulunması olduğunu ifade eden Dilan Cudi Saruhan, “Oradaki kadınların emekleri, yetenekleri, düşünceleri hayatın her noktasına sirayet ediyor: yazdıkları mektuplara, yazılara, okuduklarına, tavırlarına. Bunu bir fotoğraf karesinden bile çıkartabilirsiniz yani. O yüzden cezaevi, Kürt tarihinde her zaman üretim alanlarından bir tanesi. Ape Musa'dan Mehmet Uzunlara kadar bir cezaevi külliyatının üretim süreçlerinin yoğunluğunu ifade edebiliriz” ifadelerini kullandı.  
 
‘Eserler özgürlüğe ulaşmaya çalışan birer köprü’
 
Sergide tutsak kadınların Jina Emînî eylemlerinde kestikleri saçlardan oluşan bir çalışmanın da olduğuna dikkat çeken Dilan Cudi Saruhan, “Bu saçların dışarıda olması biraz da onların özgürleşme meselesiyle ilgili. Çünkü saç yaşayan bir varlık; geçmişten günümüze hep üzerinde araştırmalar yapılmış, anlamlar biçilmiş. Onların formuyla oynamadım. Sadece bir köprü olarak özgürlüğe, dışarıya, gökyüzüne ulaşmaya çalışan bir şekilde imgelemeye çalıştım. Üzerinde bulunduğu çarşaf, kendi yatak çarşafım. Benim bedenimin izlerini taşıyor, bir taşıyıcıya dönüşüyor. Bir çarşaf değil, bir hafıza taşıyıcısı oluyor. Saçlar da öyle. Buradaki atletler de öyle. Kendi atletlerim. Tülbentlerin üzerine nakışlar, çizimler yaptım. Hepsi bir dönemin taşıyıcılığını ifade ediyor” sözlerini kullandı.  
 
‘Kürt sanatı acıdan ibaret değil’
 
Kürt sanatının çoğu zaman acı, mağduriyet ve hak ihlalleri üzerinden okunmasına karşı çıktığını ifade eden Dilan Cudi Saruhan, sanatın kendi özgün dilini kurması gerektiğini belirtti. Dilan Cudi Saruhan, “Kürtlerin kendini anlatmasıyla dışarıdan Kürtlere bakış açısı arasında çok büyük farklar var. Biz burada bir mağduriyet, bir hak ihlali var derken dışarıdaki onu mağduriyet olarak okuyor. Acıyı yaşıyoruz, doğru. Ama bu acıyı ifade ederken hangi dili kullanıyoruz? Biz bu acıyı ifade ederken başkalarının acımasını mı istiyoruz? Bu acıdan bir anlam çıkarmasını mı istiyoruz? Ne istiyoruz? Ne istediğimiz çok önemli. Klişeleşmemek, kiçleşmemek, pornografikleşmemek benim için önemli. Kendi deneyimlerimi nasıl ifade edebilirim, başkalarının hikâyelerine de nasıl dokunabilirim? Çünkü benim yaşadığım hikâye aslında sadece benim değil, bu toplumun da hikâyesi bir yerde. O yüzden bunu yaparken çok daha dikkatli olunabilir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
 
‘Özgür Kürt sanatı için özgürlüğü konuşmalıyız’
 
Özgür bir Kürt sanatının oluşmasının toplumsal özgürleşmeden bağımsız düşünülemeyeceğini söyleyen Dilan Cudi Saruhan, bunun uzun bir mücadele ve arayış gerektirdiğini belirtti. Dilan Cudi Saruhan, “Özgür Kürt sanatı için çok uzun bir zamana ihtiyaç var. Öncelikle özgürlüğü konuşmak gerekiyor. Özgürlüğün toplumsallaşması gerekiyor. Bu toplumsallaşma meselesi olmadığı sürece böyle bir sanat anlayışından bahsetmek pek mümkün değil. Öncelikle özgür olmak gerek ama özgürlüğü tanımlayabilmek gerekiyor. Nasıl tanımlayacağız? Sanatçı toplumundan azade değildir. Toplumuyla her zaman iç içedir, ondan beslenir, onunla konuşur; karşılıklı bir etkileşim var. Temsiliyet noktasında da bir özgürleşme, toplumsal özgürleşme olmadığı sürece temsiliyet sorunu her zaman devam edecektir” diye ifade etti.
 
‘Kürt sanatında kadın temsili sorunu var’
 
Kürt sanatında kadın karakterlerin çoğu zaman erkek anlatısının gölgesinde bırakıldığını dile getiren Dilan Cudi Saruhan, “Kürt sanatında böyle bir kadının temsiliyle ilgili büyük bir sıkıntı var. Temsiliyet ve temsil, sanatta her zaman tartışılagelmiş bir konu. Bence bunu yine özgürleşme meselesiyle ele alıyorum. Kadın özgürlüğü, kadın özgürleşmesi… Son 50 yıllık süreçte özellikle Kürt kadınının vermiş olduğu büyük bir mücadele doğrultusunda belki de bu sergi oluşuyor. Bu aslında bir mücadele pratiği doğrultusunda oluşan bir şey. Sanatın içerisinde bunu ifade etmek için mücadele etmek gerekiyor. Mücadele dediğimiz şey çok akışkan bir kavram. Sadece siyasette, sadece eylemde değil. Sanatın içerisinde var, cezaevinde, evde, dışarıda, her yerde var. Bu temsiliyet sorununu halledebilmek için öncelikle kadın özgürlüğünü konuşmak gerekiyor” diye belirtti.
 
‘Kadın sanatçı için üretmek daha zor’
 
Kadın sanatçıların ekonomik ve toplumsal engellerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Dilan Cudi Saruhan, sanat üretiminin sürdürülebilmesi için atölye, malzeme ve ekonomik güvencenin önemine dikkat çekti. Dilan Cudi Saruhan, “Sanat içerisinde çalışmalar yapmak için atölye bulamama, malzeme bulamama, sanat eserinin alıcısını bulamama, ayakta durmaya çalışma… Bunların hiçbirinde imkânlar yeterli bir noktada değil. Çok az ve çok problemli. Hele bir kadın olarak bunlara ulaşmak daha zor. Örneğin heykel yapacaksın ama bir atölyen yok. Çünkü ekonomik anlamda seni destekleyecek, katkı sunacak kimse yok. Ancak toplumun desteğiyle, çeşitli kurumlarımızın desteğiyle bunlar olabilir. Kadının yaptığı değerli görülmüyor. Biraz feodal bakış açısı var, toplumsal izler var. Aile meselesi var, çevre baskısı var, ekonomik olarak kendini nasıl idame ettireceğin meselesi var. Bunların hepsi çok önemli” diye konuştu.
 
‘Gökyüzünün ihtimallerini konuşmak istiyorum’
 
“Bir İhtimal Gökyüzü” adının, üretiminde önemli bir yere sahip olan gökyüzü metaforundan geldiğini belirten Dilan Cudi Saruhan, serginin doğrudan özgürlüğün kendisini değil, özgürlüğe ulaşmanın ihtimallerini tartışmaya açtığını söyledi. Dilan Cudi Saruhan, “Gökyüzü her zaman açık, ulaşılabilir, somut ve özgürlüğü tanımlayan bir yer olarak ifade edildi. Ama bunun ihtimallerini konuşmuyoruz. Buna giden yolları, olasılıkları konuşmuyoruz. Gökyüzü var, evet ama bu özgürlük mü? Özgürlük olan şey ne? Aslında sergide biraz bunu sorguluyorum” diye ifade etti.