Isabelle Whittenberg: Türkiye sürecin devam etmesini istiyorsa Öcalan'ı özgür bırakmalı
- 09:06 10 Ekim 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Enternasyonalist Gençlik Heyeti üyesi Isabelle Marie Whittenberg, Türkiye’nin sürecin devam etmesini istiyorsa Abdullah Öcalan'ı özgür bırakması gerektiğini söyleyerek, “Onun fikirleri enternasyonal fikirlerdir. Onun fikirlerini hayata geçirerek kendimizi özgürleştirebileceğimize inanıyoruz. İdeolojisi, bildiğimiz her şeyi yeniden düşünmemiz için bir çerçeve ortaya koyuyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Gençlik Meclisi Diplomasi Komisyonu üyeleri ve 8 ülkeden gelen Enternasyonal Gençlik Heyeti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmek talebiyle Adalet Bakanlığı’na dün başvuruda bulundu.
Heyette İsviçre'den Contre-Attaque & Autonomie, İtalya'dan Sindacato Unione Democrazia Dignità Cobas, Yunanistan'dan Aleksandras Caddesi Prosfygika İşgal Evleri Topluluğu, Katalonya'dan La Saó, Avusturya'dan Mala Zêrîn, Fransa'dan Jeunesse Internationaliste Française ve İrlanda'dan Cumann Saol Saor temsilcileri yer aldı.
Heyette yer alan Almanya Demokratik Gençlik Birliği (YUNA) üyesi Isabelle Marie Whittenberg ziyaretlerinin amacı ve Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
‘Abdullah Öcalan barış sürecinde belirleyici bir rol oynuyor’
Görüşme başvurusunu yapma gerekçelerinden birinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum sürecindeki rolü olduğuna çeken Isabelle Marie Whittenberg, “Abdullah Öcalan bu barış sürecinde çok belirleyici bir rol oynuyor. Kendisi bu hareketin lideri ve öncüsüdür. Özellikle şu anda bir barış süreci yürütülürken, Kürt Hareketi’nin lideriyle diyalog kurulması son derece anlamlıdır. Türkiye devleti, Kürt Hareketi ve Abdullah Öcalan arasında karşılıklı bir diyalog ve fikir alışverişinin olmasının hayati önemde olduğunu düşünüyorum” dedi.
‘Fikirleri yalnızca Kürt Hareketi’yle sınırlı değil’
Enternasyonalistler olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmelerinin nedenlerine değinen Isabelle Marie Whittenberg, “Biz enternasyonalistler olarak Abdullah Öcalan’ın özgür olmasını istiyoruz. Çünkü onun fikirlerinin yalnızca Kürt Hareketi’ne ya da Kürdistan’ın özgürleştirilmesine yönelik olmadığını biliyoruz. Onun fikirleri enternasyonal fikirlerdir. Bu fikirler, kapitalist ve emperyalist sistem içerisinde her ülkenin ve her insanın nasıl ezildiğini ortaya koyuyor. Ancak onun fikirlerini hayata geçirerek herkesi ve kendimizi gerçekten özgürleştirebileceğimize inanıyoruz” diye belirtti.
‘Tarihsel adımların atıldığı bir süreçten geçiyoruz’
Kürt Halk Önderi'nin İmralı’da tutulmasına ve tecrit koşullarına uluslararası düzeyde dikkat çekmek istediklerini ifade eden Isabelle Marie Whittenberg, “Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına ve İmralı’da bulunmasına daha fazla dikkat çekmek istiyoruz. Genel olarak bu barış sürecine ve bu harekete de dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü şu anda tarihsel adımlar atıyoruz. Bunlar, nihayetinde her gün yaşamımızda varlığını sürdüren ataerkil anlayışa karşı mücadele etme yönünde atılan tarihsel adımlardır” ifadelerini kullandı.
‘Barış sürecinin özü herkesin öz örgütlenmesini sağlamaktır’
Barış ve Demokratik Toplum sürecine değinen Isabelle Marie Whittenberg şunları belirtti: “Barış sürecinin özü, herkese kendi kendini örgütleme çağrısı yapılmasıdır. Bu, yüzyıllardır mümkün olmayan bir şeyi, kendi başına düşünebilen ve kendi kendini yönetebilen insanlar haline gelebilme fikrini içeriyor. Bu nedenle en önemli noktanın, bu barış süreciyle birlikte hepimizin artık öz örgütlenmenin ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu görmesi olduğunu düşünüyorum. Hepimizin kendi kendini örgütlemesi, devlete bağımlı olmayan yapılar oluşturması ve demokratik yapılar inşa etmesi gerekiyor. Bu yapıların odağında ise kadın özgürlüğünün ve ataerkil zihniyetin yıkılmasının yer alması gerekiyor."
‘Asıl değişim devletin dışında örgütlenebilmektir’
Kürdistan kentlerinde geçirdikleri son birkaç günde Barış ve Demokratik Toplum sürecinin etkilerini gözlemleme fırsatı bulduklarının altını çizen Isabelle Marie Whittenberg, “Son birkaç gündür Bakurê Kürdistan’da bulunurken bile barış sürecinin Kürt Hareketi’nin ve Kürt gençliğinin daha az kriminalize edilmesine ve gerçekten kendi yapılarını inşa edebilmesine olanak sağladığını görebiliyoruz. Kürt gençleri aileleri ziyaret ediyor, özgür basını inşa ediyor ve devlete bağımlı olmayan birbirinden farklı yapılar oluşturuyor. Bence bu devrimci bir gelişme. Asıl değişim budur. Eğer bunu kendi şehirlerimizin ve ülkelerimizin her birinde gerçekleştirebilirsek, uzun vadede hepimizi özgürleştirecek devrimin de bu olacağını düşünüyorum” sözlerine yer verdi.
‘Türkiye sürecin devam etmesini istiyorsa Abdullah Öcalan'ı özgür bırakmalı’
Barış ve Demokratik Toplum sürecine rağmen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ve iletişim kanallarının oluşturulmamasını eleştiren Isabelle Marie Whittenberg, “Bunun saçma ve insanlık dışı olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda çok büyük bir çelişki. Türkiye devleti önce Abdullah Öcalan ile görüştü ve daha fazla diyalog kurulabileceğini ifade etti. Ancak buna rağmen Kürt halkı ile Abdullah Öcalan arasında hâlâ bir diyalog yok çünkü buna izin verilmiyor. Bunun hiçbir mantığı yok. Eğer bir barış süreci varsa Kürt Hareketi’nin lideri ve öncüsüyle diyalog kurulması, karşılıklı görüş alışverişinin olması gerekiyor. Bunun aksi hiçbir anlam ifade etmiyor. Dün Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ile görüştük. Mehmet Öcalan, Abdullah Öcalan ile temas kurmuş ve İmralı’ya gitmiş biri olarak oradaki ağır koşullardan söz etti. Zaten kısa süre önce yeni manifestosunu yayımladı. Ancak içinde bulunduğu koşullar insanlık dışı ve hiçbir anlam ifade etmiyor. Eğer Türkiye devleti gerçekten bu barış sürecini istiyorsa Abdullah Öcalan’ı özgür bırakmak zorunda. Bu, ilk koşul olmalı” diye konuştu.
‘Bildiğimiz her şeyi yeniden düşünmeye itiyor’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan okuyan biri olarak, kendisinin ortaya koyduğu ideolojinin toplumsal ilişkileri ve tarihsel süreçleri yeniden değerlendirme imkânı sunduğunu belirten Isabelle Marie Whittenberg, “Abdullah Öcalan’ın kitapları ve ideolojisi, bildiğimiz her şeyi yeniden düşünmemiz için bir çerçeve ortaya koyuyor. Erken neolitik dönemlerden başlayarak yaptığı tarihsel analizler ya da ataerkilliğin 30 bin yıldır var olduğunu ortaya koyan değerlendirmeleri devrimci ve tarihsel bir nitelik taşıyor. Bunlar bize gerçekten yeniden düşünme fırsatı veriyor. Nasıl toplumsallaşıyoruz? Zihniyetimiz, duyduğumuz şeylerden nasıl etkileniyor? Bence en önemlisi, dünyadaki baskı ve tahakkümün temelinin kadın üzerindeki tahakkümle başladığını göstermesidir. Bugün hâlâ varlığını sürdüren çok katı toplumsal cinsiyet rollerinin bu baskıyı ve sistemi nasıl ayakta tuttuğunu ortaya koyuyor. Onun ideolojisi, bu zihniyeti nasıl yıkabileceğimize ve liberal, kapitalist, emperyalist sistemi bizzat nasıl yeniden ürettiğimizi, nasıl ayakta tuttuğumuzu ortadan kaldırabileceğimize dair bize açık bir yol ve çerçeve sunuyor” şeklinde konuştu.
‘Gelişen ideolojisi üzerine daha fazla konuşmalıyız'
Kürt Halk Önderi'nin geliştirdiği ideolojinin kadın hareketiyle birlikte şekillendiğine ve sürekli gelişen bir düşünsel çerçeve olduğuna dikkat çeken Isabelle Marie Whittenberg şöyle devam etti: “Abdullah Öcalan’ın bu kitapları yazdığını ancak bunu hareketle, kadın hareketiyle birlikte yaptığını görmek de çok önemli. Onun ideolojisi mutlak ve değişmez bir şey değil. Her zaman değişebilen, sürekli gelişen ve bizim de gelişimine katkıda bulunduğumuz bir ideoloji. Abdullah Öcalan da hiçbir şeyin mutlak olmadığını, her şeyin değişim içinde bulunduğunu sık sık söylüyor. Bir zamanlar var olmuş her şey varlığını sürdürmeye devam eder ancak değişerek var olur. Bence özgürlük de budur. Özgürlük, sürekli gelişebilmek ve kendini durmadan geliştirebilmektir. Yeni manifestoda da bunu nasıl başarabileceğimize ilişkin stratejik adımların yer aldığını düşünüyorum. Onun ideolojisi üzerine daha fazla konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu ideoloji, hatalarımızdan öğrenebileceğimizi de gösteriyor. Sosyalizme, özellikle reel sosyalizme ilişkin analizleri, Marksizme yönelttiği eleştiriler ve geçmişteki sosyalist devrimlerin ataerkillik karşıtı bir analizden yoksun olmaları nedeniyle nasıl başarısız olduklarına ilişkin değerlendirmeleri son derece ilham verici. Tarih boyunca hatalarımızdan sürekli öğrenebileceğimizi ve bu deneyimlerden hareketle yeni bir şey yaratabileceğimizi görmek benim için çok ilham verici."
‘Kadınlar olarak bu devrimin öncüsüyüz’
Kadın özgürlüğünün bu değişimin ve devinimin temelini oluşturduğunu vurgulayan Isabelle Marie Whittenberg, “Bence kadınlar olarak bizler bu devrimin öncüsüyüz. Bu devrimin özü, kadınlar olarak kendimizi özgürleştirmemizdir. Öncelikle özgür bir kadın olmanın gerçekte ne anlama geldiğini öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü ne yazık ki 30 bin yıldır varlığını sürdüren bu ataerkil sistem o kadar derinlere işlemiş ki özgür bir kadın, özgür bir erkek ve özgür bir insan olmanın ne anlama geldiğini gerçekten görebilme yetimizi kaybetmişiz. Ancak örgütlenme, özerk örgütlenme, eleştiri ve özeleştiri yoluyla bunu başarabileceğimizi düşünüyorum. Her gün kendimizi özgürleştirirken, çevremizdeki herkesi ve bütün toplumu da bu sistemden özgürleştiriyoruz” dedi.







