‘Nafaka hakkımız için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz’
- 09:04 9 Ekim 2026
- Güncel
Beritan Tunç
İZMİR - Nafaka hakkının sınırlandırılmasının kadınların şiddet gördükleri ilişkilerden çıkmasını zorlaştırabileceğini belirten KCDP üyesi avukat Zelal Güneri ve Mor Dayanışma üyesi Zeynep Eda Berfin Tozlu, “Bu küçük desteğin dahi ortadan kaldırılması, ekonomik olarak güçsüz durumdaki kadınların şiddet içeren ilişkilerden çıkma ihtimalini azaltabilir” dedi.
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) boşanma sonrası “süresiz nafaka” hakkını iptal ettiği karar 30 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlandı. JINNEWS’in eylül ayı şiddet çetelesine göre en az 27 kadın katledildi, 10 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Katledilen kadınlardan 7’sinin boşanma aşamasında olduğu ya da boşandığı erkekler tarafından katledilmesi, kadınların evliliklerini sonlandırmaya çalışırken de erkek şiddetinin hedefinde olduğunu gösteriyor. Kadınların şiddet gördükleri ilişkilerden çıkabilmesinde ekonomik bağımsızlık belirleyici olurken, nafaka hakkının sınırlandırılması kadınların boşanma sonrasında yaşamlarını sürdürebilme koşullarını da doğrudan etkiliyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) üyesi avukat Zelal Güneri ve Mor Dayanışma Temsilciler Meclisi üyesi Zeynep Eda Berfin Tozlu değerlendirmelerde bulundu.
‘Hedefimiz hiçbir kadının nafakaya ihtiyaç duymayacağı koşulları yaratmak’
AYM kararıyla nafakaya ilişkin hükmün tamamının değil, yalnızca “süresiz olarak” kısmının iptal edildiğini belirten KCDP üyesi avukat Zelal Güneri, nafakanın boşanmanın sonuçlarından biri olarak hukuk sisteminde kalmaya devam edeceğini söyledi. Asıl tartışılması gereken konunun kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu ifade eden Zelal Güneri, “Kadınların ev içi bakım emeğinin, çocuk, yaşlı ve hasta bakımının büyük bölümünü üstlenmesi; eğitiminden, kariyerinden ve iş hayatından vazgeçmek zorunda kalması, kadınları ekonomik olarak daha kırılgan hâle getiriyor. Hedefimiz, hiçbir kadının nafakaya ihtiyaç duymayacağı ekonomik ve toplumsal koşulları yaratmak olmalı. Bugün ise hükmedilen nafakaların ortalaması yaklaşık 2 bin lira ve bunların yüzde 40’tan fazlasının ödenmediğini biliyoruz. Dolayısıyla medyada öne çıkarılan ünlü isimlerin verdiği yüksek miktarlı nafakalar genel tabloyu yansıtmıyor. Bunlar münferit örnekler ve nafaka tartışmasını asıl mesele olan kadın yoksulluğundan uzaklaştırıyor. Nafakaların büyük bölümünün kadınlar lehine hükmedilmesi de kadınların bu desteğe hâlâ ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Evliliğin süresine göre farklı düzenlemeler yapılması ya da nafakanın süresinin belirlenmesi, yasa koyucunun ve devletin sosyal politikasının konusu olabilir. Ancak Türkiye’nin mevcut toplumsal ve ekonomik koşullarında kadınların hâlâ nafakaya ihtiyacı olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Başka ülkelerdeki uygulamalar da doğrudan Türkiye’nin koşullarına uyarlanabilecek örnekler değil; bunlar devletlerin sosyal politikalarına ilişkin tercihler” dedi.
‘Kadınların şiddet döngüsünden çıkmasını zorlaştırıyor’
Kadın yoksulluğu ile şiddet arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu kaydeden Zelal Güneri, “Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle ev içi bakım yükünü büyük ölçüde kadınların üstlenmesi, kadınları ekonomik olarak erkeğe bağımlı hâle getirebiliyor. Bu ekonomik bağımlılık da kadınların şiddet içeren ilişkilerden çıkmasını zorlaştırıyor. Türkiye’de kadın cinayetlerine ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin veriler, kadınların sistematik biçimde şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Şiddet, evliliğin süresiyle, çocuk sayısıyla ya da kadının verdiği emekle bağlantılı değil; farklı koşullarda ortaya çıkabiliyor. Ekonomik özgürlüğü olan kadınlar da şiddete maruz kalabiliyor. Bir kadın şiddet gördüğü evlilikten çıkmak istediğinde ise eğitimini yarıda bırakmış, çalışamamış veya kariyeri sekteye uğramış olabilir. Özellikle iş hayatındaki boşluklar, kadınların yeniden çalışma hayatına dönmesini zorlaştırabiliyor. Böyle bir durumda nafaka hakkının azaltılması ya da ortadan kaldırılması, kadının şiddet döngüsünden çıkmasını daha da zorlaştırabilir. Üstelik burada söz konusu olan, ortalama 2 bin lira gibi son derece düşük bir miktar. Bu küçük desteğin dahi ortadan kaldırılması, ekonomik olarak güçsüz durumdaki kadınların şiddet içeren ilişkilerden çıkma ihtimalini azaltabilir” sözlerini kullandı.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi
Feminist mücadelenin amacının, kadınların ekonomik olarak bağımsız ve güçlü olduğu bir düzen kurmak olduğunu dile getiren Zelal Güneri, son olarak şunları söyledi: “Ancak o noktaya ulaşana kadar mevcut hakları ortadan kaldırmamak gerekiyor. Kadın yoksulluğunu çözdüğümüzde, ev içi bakım emeğini eşit paylaştırdığımızda, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağladığımızda ve kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki eşitsizliklerini ortadan kaldırdığımızda nafakaya duyulan ihtiyaç da azalacaktır. Dolayısıyla bugün asıl tartışmamız gereken soru şu: Kadınlar neden bu kadar yoksul ve neden ekonomik olarak bu kadar güçsüz? Öncelikle bunu çözmemiz gerekiyor. Kadınların boşanma nedeniyle daha da yoksullaşmadığı bir düzen kurulduğunda, nafaka gibi desteklere de ihtiyaç kalmayacaktır.”
‘Temel bir haktır nafaka’
Kamuoyunda yaratılan “birkaç ay evli kalıp ömür boyu nafaka ödeme” algısının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Mor Dayanışma Temsilciler Meclisi üyesi Zeynep Eda Berfin Tozlu, tartışmanın nafakanın süresinden önce kadınların neden ekonomik olarak yoksulluğa sürüklendiği üzerinden yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Zeynep Eda Berfin Tozlu, “Kadınlar evlilik içerisinde ev içi bakım emeğini üstleniyor, çalışma ve kamusal hayattan uzaklaşabiliyor ve görünmeyen emekleri sömürülüyor. Nafaka, boşanma sonrasında bu kadınların asgari düzeyde yaşamlarını sürdürebilmeleri için önemli bir güvence. Üstelik söz konusu miktarlar kamuoyunda anlatıldığı gibi milyonlarca lira değil. Gerçek hayatta nafakalar çoğunlukla 2-3 bin, en fazla 3-5 bin lira civarında. Bugünün Türkiye koşullarında bu miktarlarla geçinmek mümkün değil.
Medyada ünlü isimlerin ödediği yüksek miktarlı nafakaların öne çıkarılması ise genel tabloyu yansıtmayan, nafaka meselesini manipüle eden bir algı yaratıyor. Nafaka aynı zamanda kadınların ev içindeki görünmeyen emeğiyle de bağlantılı. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı, ev işleri ve diğer bakım yükleri çoğunlukla kadınların üzerinde. Bu emeğin ekonomik karşılığı görünmez hâle getirilirken kadınlar hem ev içinde hem de güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri üzerinden sömürülüyor. Kadınların ekonomik bağımsızlığının zayıflaması, onları yoksulluğa ve şiddet döngüsüne karşı daha savunmasız hâle getiriyor. Bu nedenle nafakaya yönelik saldırıyı yalnızca bir nafaka düzenlemesi olarak görmemek gerekiyor. Bu, kadın hareketinin yıllarca mücadele ederek kazandığı temel haklardan birine yönelik bir saldırıdır” sözlerini kullandı.
‘Mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz’
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 gibi kazanımların ardından nafaka hakkının da hedef alınmasının, kadınların kazanımlarına yönelik daha geniş bir politikanın parçası olarak görüldüğünü kaydeden Zeynep Eda Berfin Tozlu, “Bizler, haklarımız gasp edilmeye çalışıldığında bunun karşısında dururuz. Ortada bir haksızlık, hukuksuzluk ya da yolsuzluk olduğunda karşısında dururuz. İktidarın kendi meşruiyetini kurabileceği zemin burası değil. Kendi meşruiyetini baskıyla, zor yoluyla ve gasp yoluyla kurabilir. Bunun yollarından biri de kadınların haklarına saldırmak. Kadın hareketinin ne kadar güçlü olduğunu ve bu baskıcı, faşist politikalar karşısında ne kadar direngen durduğunu çok iyi bildikleri için kadınların kazanımlarına saldırmaya devam ediyorlar. Her gün daha da yoksullaştırılıyoruz; yeni bir cinayete, yeni bir şiddete, çocukların ve öğretmenlerin okullarda katledildiği gündemlere uyanıyoruz. Ama bunun karşısına tek bir şeyle çıkabiliriz: Örgütlü mücadelemizle, örgütlü gücümüzle. Dolayısıyla kadınlara yönelik saldırılara karşı her zaman sokakta olmaya, sözümüzü söylemeye ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” diye belirtti.







