‘Bütçesizlik anadilde eğitimi engelliyor’
- 09:04 1 Ekim 2026
- Güncel
Büşra Turan
WAN - Eğitimdeki yapısal sorunların tam bir krize dönüştüğünü belirten Funda Demir Bozkurt, anadilde eğitimin yok sayılması, bütçesizlik ve fiziki altyapı yetersizliğinin yüz binlerce çocuğu eğitim hakkından mahrum bıraktığını söyledi. Funda Demir Bozkurt, kamusal, parasız ve anadilde eğitim hakkının derhal güvenceye alınmasını istedi.
Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken, bölge kentlerinde derinleşen bütçesizlik ve anadilde eğitim engelinin yarattığı tablo yeniden gündeme geliyor. Yüz binlerce çocuğun eğitim sisteminin dışında kaldığı ya da fiziki koşulları yetersiz, tadilattaki okullara sevk edildiği kentlerde ulaşım, beslenme ve öğretmen ataması gibi temel haklar büyük bir kriz başlığı olarak öne çıkıyor. Bütçenin eğitime ayrılmaması ve anadilde eğitimin tanınmaması, öğrencilerin yanı sıra eğitim emekçilerinin de hak kayıplarını derinleştiriyor.
Yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte eğitim emekçilerinin anadil, bütçesizlik taleplerini değerlendiren Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, konuya ilişkin ajansımıza konuştu.
‘Eğitimin çok ciddi problemleri var’
Eğitimin yapısal sorunlarının krize dönüştüğünü belirten Funda Demir Bozkurt, okulların fiziki koşulları, çocukların eğitime erişimi, öğretmen atamaları, ulaşım ve beslenme gibi sorunların eğitim-öğretim yılını ciddi problemlerle karşı karşıya bıraktığını söyledi. Funda Demir Bozkurt, “Bu sene yaklaşık olarak 632 bin çocuk okula devam etmesi gerekirken okul dışında kaldı. Bununla birlikte ihtiyaca uygun bir şekilde öğretmen atamalarının yapılmaması, kadrolu ve güvenceli atamaların yapılmaması, ulaşım sorunları, beslenme sorunları, okulların en önemli sorunlarından biri bütçe problemleri, yardımcı personel eksikliği, okul binalarının fiziki koşulları. Mesela Van yerelinde düşünecek olursak 11 tane okul şu anda tadilat gerekçesiyle maalesef ki başka okullara taşınmak durumunda kaldı. Hatta buradaki öğrenciler eğitim-öğretimi başka okulda görürken, aynı zamanda pansiyon öğrencileri de başka pansiyonlara taşınmak zorunda kaldı. Ve yerelde bu durum için herhangi bir önlem alınmadı. Bu çocukların oraya nasıl ulaşacağı veya işte o çocukların orada karşılaşabileceği sorunlara dair herhangi bir planlamaları maalesef yok. Dolayısıyla bütünüyle düşündüğümüz zaman aslında eğitimin çok ciddi problemleri var. Krize dönüşmüş bir durumda” dedi.
‘Eğitime yeterince bütçe ayrılmıyor’
Funda Demir Bozkurt, eğitim emekçilerinin özlük, demokratik ve ekonomik haklarında ciddi bir geriye gidiş yaşandığını ifade ederek, “Geldiğimiz noktada maalesef ki Bakanlığın ve işverenin asla gündemi bu yapısal sorunlar ve krizler olmuyor. Eğitim emekçilerinin, eğitimin ve çocukların hiçbir sorununa dair ne bir çözüm önerisi var ne de aslında bu sorunları ciddiye alan bir yaklaşım söz konusu. Bütçe meselesini yalnızca mevcut okulun parası yok üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olarak kalır. Çünkü aslında burada bizim mevzumuz eğitime yeterli derecede kamu bütçesinin ayrılmaması. Yani bu bütçe görüşmelerinin yapıldığı dönem içerisinde de Eğitim Sen’in ve birçok siyasi partinin karşı çıktığı durum tam olarak buydu. Eğitime ayrılan bütçenin eğitimin sorunlarını çözecek nitelikte olmaması, çözecek boyutta olmaması ve 2026-2027 eğitim-öğretim yılı da tam da aslında bu noktada başladı” diye belirtti.
‘Okullarda istihdam eksikliği var’
Okullara yeterli bütçe aktarılmamasının okul idareleri ile velileri karşı karşıya getirdiğini söyleyen Funda Demir Bozkurt, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların bu durumdan daha fazla etkilendiğini vurgulayarak, “Bakanlığın yayımladığı bir genelge var; okullardan hiçbir şekilde para talep edilmeyecek, kayıt parası alınmayacak. Ama şimdi mevcut bir bütçe aktarılmamış ve okulların çok ciddi ihtiyaçları söz konusu. Maalesef ki bu bütçenin yeteri kadar ayrılmaması durumu ilk olarak okul idarelerini, oradaki eğitim emekçilerini velilerle karşı karşıya getiriyor. Kamusal bir hizmet olması gereken şey, kamusal bir hak olması gereken eğitim maalesef ki sınıfsal bir ayrıcalığa dönüşmeye başlıyor. Çünkü yeterli bir bütçe ayrılmadığı takdirde zaten sosyoekonomik olarak zayıf olan bölgelerde yaşayan çocuklar büyük bir dezavantajla başlıyorlar. Yetmezmiş gibi bir de okulların bu bütçe problemi, eğitime bütçenin düşürülmesi, maalesef ki eğitimde bizim özellikle talep ettiğimiz kamusal, eşit ve parasız eğitim dediğimiz modelin tam da karşısında yer alıyor. Bütçe problemleri nelere neden oluyor? Öncelikle ihtiyaç doğrultusunda kadrolu ve güvenceli eğitim emekçileri atanamıyor. Yardımcı personeller okullarda maalesef ki yine güvenceli bir biçimde istihdam edilemiyor” sözlerine yer verdi.
Sınıflar 50 kişilik
Okullardaki hijyen sorunları ve yetersiz fiziki koşulların her geçen gün daha da ağırlaştığına dikkat çeken Funda Demir Bozkurt, “Bununla birlikte derslik sayıları çok az çünkü yeni okullar yapılmıyor ya da yeni okullar yapıldığı zaman ihtiyaca göre değil, mevcut okulların bahçelerine birazcık daha sadece görüntü vermek amacıyla, birçok noktada da reklama dönüşen bir tarzda okullar yapılıyor. Ve maalesef ki şu anda Van merkezde bazı okullarda çocuklar 50 kişilik, 55 kişilik sınıflarda eğitim-öğretim görmeye devam ediyorlar. Aynı zamanda eğitimin ikili olması mevzusu üzerinden de baktığımız zaman hem bu kalabalık okul nüfusları, kalabalık sınıf mevcutları, ayrılamayan bütçe, dolayısıyla bir okulun aslında fiziki koşullarının uygun hâle getirilememesi, okulda hijyen koşullarının sağlanamaması maalesef ki o okuldaki, o eğitim alanındaki eğitim-öğretimin niteliğini ve ulaşılabilir olmasını engelliyor” ifadelerini kullandı.
‘Talebimiz anadilde kamusal hizmet’
Funda Demir Bozkurt, anadilde eğitimin yalnızca pedagojik bir mesele olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayarak, “Aslında anadilde eğitim modeli ile ilgili Eğitim Sen’in çok ciddi çalışmaları var. Yakın zamanda da gerçekleştirdiğimiz Demokratik Eğitim Kurultayı’nda anadilinde eğitim temelli, çok dilli bir modeli tartışmaya açtık ve bununla ilgili planlamalar gerçekleştirdik. Şimdi anadilde eğitime biz sadece pedagojik bir sorun olarak yaklaşmıyoruz. Aslında bunun kimlik, kültür, pedagojik bir sorun olmakla birlikte en temel insan hakları çerçevesinde bakmamız gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü eğer sadece pedagojik olarak yaklaşırsak eğitim dediğimiz, eğitim-öğretim dediğimiz bir noktaya sıkıştırmış oluruz. Aslında bizim talebimiz anadilde kamusal hizmetler. Dolayısıyla bu çerçeveden baktığımız zaman anadilde eğitime biz tamamen bir insan hakkı olarak bakıyoruz ve çocuk hakkı olarak bakıyoruz. Her çocuğun bu haktan faydalanması gerek diye düşünüyoruz. Türkiye’de maalesef ki çok uzun yıllardır anadilinde eğitime hem bir güvenlik problemi olarak yaklaşıldı. Dolayısıyla Türkiye’nin de taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede anadil hakkı ile ilgili Türkiye çekince bıraktı” şeklinde konuştu.
‘Anadilde eğitim görmeyen çocuk şok yaşıyor’
Funda Demir Bozkurt, farklı bir dille eğitim hayatına başlayan çocukların kültürel şok yaşayabildiğini ve eğitim sürecine eşit koşullarda başlayamadığını belirterek, “Şimdi bu noktada aslında öncelikle anadilde eğitim hakkını bir güvenlik problemi gerekçesine sıkıştırmaktan çıkartmak gerekiyor. Ama aynı zamanda sadece pedagojik ve kültürel hak olarak tanımlamak da yetersiz kalıyor. Neler yaşıyor çocuklar? Şimdi öncelikle şöyle bakalım. Her çocuğun içerisinde doğduğu bir toplum, bir aile söz konusu ve o ailenin çeşitli kültürel özellikleri ve bir dili var. Çocuk bununla büyüdükten sonra eğitim-öğretim yaşamına başladığı anda başka bir dille karşılaşıyor. Burada ilk şokunu yaşıyor. Çocuk mesela burada bir kültürel şok yaşıyor. Kendi dilinin dışında başka bir dille eğitime başlayan bir çocuk psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. Mesela okula uyum gösteremiyor. Bunun dışında eşit koşullarda aslında bir eğitim süreci başlamıyor. Anadili Türkçe olan bir çocukla anadili Kürtçe olan bir çocuk eğitim-öğretim hayatına eşit koşullarda maalesef başlamıyor. Bu şokla birlikte çocuğun iletişim becerileri ortadan kalkıyor” dedi.
‘Öğretmenle öğrenci arasındaki iletişim ortadan kalkıyor’
Anadilinde eğitim görmeden okula başlayan çocukların öğretmenleri ve akranlarıyla iletişim kurmakta zorlanabildiğini anlatan Funda Demir Bozkurt, kendi çocukluk deneyiminden de örnek vererek, “Ben ilkokula başladığımda hiç Türkçe bilmiyordum ve öğretmenin söylediği hiçbir şeyi anlamadığım için çok uzun süre öğretmen benim anlamadığımı düşündü veya zihinsel olarak eksik olduğumu düşündü. Böyle bir durumla karşılaşan çocuk hâliyle okulun o kültürel durumuna uyum sağlamakta gecikiyor. Başka bir çocukla iletişim kurmakta sorun yaşıyor. Öğretmenle öğrenci arasındaki iletişim ortadan kalkıyor ve okula karşı aslında çok net bir şekilde bir ön yargı gelişiyor. Bununla birlikte eşitlik ilkesi dediğimiz, en temelinde eğitimde olması gereken o ilke ortadan kalkmış oluyor. Çocuk eşit koşullarda başlamadığı için aslında Türkiye’de eğitim sistemi içerisinde başarıyı ve merkezi sınavları temel alan bir eğitim sistemi devrede olduğu için maalesef ki çocuk o başarı noktasında da geri planda kalabiliyor. Başarısızlık gösteriyor. Mesela Türkiye’nin de yer aldığı uluslararası yarışmalar, sınavlar oluyor ki bunun için de mesela PISA’yı da örnek verebiliriz” diye belirtti.
‘Türkiye çok geride’
PISA 2025 verilerindeki sosyoekonomik farklılıklara dikkat çeken Funda Demir Bozkurt, anadilinde eğitim hakkının da bu tablo içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Mesela sosyoekonomik olarak iyi olan bir çocukla dezavantajlı olan çevrede büyüyen çocuk arasında 81 puanlık fark gibi bir durum söz konusu. Ama bunu sadece bütçeye ya da çocuğun diğer bir çocukla aynı koşullarda gitmemesine bağlayamayız. Bunun içerisinde anadili de gerçekten ayrı bir noktaya koymak gerekiyor. Çünkü Türkiye evet, birçok OECD ülkesi içerisinde eğitim noktasında geride ama baktığımız zaman bölgede Türkiye’nin diğer bölgelerine göre daha geride. Burada bir anadilinde eğitim problemi var. Anadilinde eğitimini alamayan çocuk hâliyle psikolojik sorunlar da yaşar, iletişim problemleri de yaşar. Kendini bir birey olarak herhangi bir yerde konumlandıramaz. Kendi kültürüne yabancılaşan, kendi kültürünü bir süre sonra dışlayan bir bireye dönüşebilir” diye ifade etti.
‘Seçmeli ders problemdir’
Funda Demir Bozkurt, anadilde eğitimin seçmeli ders düzeyinde sunulmasının yeterli olmadığını vurgulayarak, “Çünkü seçmeli dersler zaten aslında eğitim sistemi içerisinde çok mevcut bir problem olarak yer alıyor. Seçmeli dersler çocukların kendi ilgi ve isteklerine göre seçilmiyor. Birçok okulda politik olarak maalesef ki bu ders seçtirilmiyor. Öğretmen ataması yapılmıyor. Veya bazı okullarda ve ilçelerde zaten ‘bu dersin öğretmeni yok, bu derse girecek öğretmen yok’ denilip Kürtçe seçmeli dersi seçtirilmiyor. Ama bunun dışında zaten biz Eğitim Sen olarak diyoruz ki anadili temelli çok dilli eğitim modelinde hiçbir çocuk kendi dilini birkaç saatlik derse sıkıştırmaz. Mevcut durum şudur: Haftada 2 saat ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler’ adı altında Kürtçe veya diğer diller üzerinden bir program çıkartılıyor. Çocuk sadece o derste kendi anadiliyle karşılaşıyor. Ama bizim anadili temelli çok dilli eğitim programımızda biz şunu talep ediyoruz: Bütün derslerin, bütün eğitim ortamının çocuğun kendi anadiline göre müfredatlandırılması ve kendi anadili çerçevesinde çocuğa verilmesi” diye konuştu.
‘Piyasacı eğitim’
Funda Demir Bozkurt, anadilde eğitim gören çocukların okula motivasyonu ve eşit yurttaşlık duygusunun daha güçlü olduğunu söyleyerek, “Aslında kamusal, nitelikli, laik, bilimsel, anadilinde, cinsiyet ayrımcı olmayan, parasız, eşit, demokratik, özgür bir eğitim talebimiz zaten var. Biz bunun mücadelesini yürütüyoruz. Ama genel çerçevesini çizecek olursak, en temelinde eğitim için yeterli bir kamu bütçesinin oluşturulması gerekiyor. Yani eğer biz bu bütçelemeyi oluşturamazsak, bunun için mücadele yürütemezsek maalesef ki şu anda eğitimin en büyük problemlerinden biri olan piyasacı eğitimin yaygınlaşmasına neden oluruz” dedi.
‘Güvenli okul politikaları gerekli’
Funda Demir Bozkurt, eğitim politikasının yalnızca öğretmen atamaları ve müfredatla sınırlı olmadığını ve güvenli okul gibi temel hakların da güvence altına alınması gerektiğini vurgulayarak, “Geçen sene yaşanan durumlar ve her sene aslında birçok defa gündeme gelen öğretmene ve veliye, öğretmene ve öğrenciye yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için güvenli okul politikaları, her çocuğun ücretsiz bir beslenme hakkının olması, temiz suya ulaşım hakkının gerçekleşmesi, ulaşım ve barınma problemlerinin çözülmesi, her çocuğun kendi kültürel çevresi içerisinde eğitim alma hakkının güvence altına alınması, anadilde eğitim modelinin derhal yaşamsal bir şekilde hukuki boyutuyla da güvence altına alınması. Başarı ve sınav odaklı eğitim anlayışından uzaklaşılıp çocukların ilgi ve yeteneklerine göre bir müfredat hazırlanması. Müfredatın aynı zamanda tekçi, cinsiyetçi ve dinselleştirilmiş eğitim politikalarından uzaklaştırılmış, tamamen bilimsel, laik ve anadilinde, aynı zamanda barış çerçevesinde yeniden inşa edilmesi bizler için oldukça kıymetli. Yani biz şunu çok rahatlıkla ifade edebiliriz: Süreç artık bizlere şunu gösteriyor; var olan eğitim modeli hiçbir sorunu çözmüyor. Çözmenin yolu da aslında sadece Bakanlığın uygulamaya koyduğu ve hiçbir eğitim bileşeninin dikkate almadığı uygulamalarla değil, eğitimin bir bütün olarak ele alınması ve bu konuda özellikle sendikaların ve bilim insanlarının sözlerinin dikkate alınması bizce çok kıymetli. Eğitim ortamının özgür, demokratik ve barışçıl bir biçimde yeniden dizayn edilmesi bizce çok kıymetli” diye konuştu.







