Kadın emeğiyle şekillenen çay üretimi: Gelir aşamasında görünmüyor

  • 09:01 23 Temmuz 2026
  • Emek/Ekonomi
Azize Akoğlu- Melek Avcı 
 
ARTVİN - Doğu Karadeniz’de temel geçim kaynaklarından biri olan çay üretimi, büyük ölçüde kadın emeğiyle sürdürülüyor. Ancak çay karnesi sahipliği ve miras paylaşımında kadınlar görünmez bırakılıyor. Bu eşitsizliğe karşı kadınlar, çay meclisleri çatısı altında örgütlenmeyi hedefliyor.
 
Doğu Karadeniz’in temel geçim kaynaklarından biri olan çay üretimi, dikiminden bakımına, hasattan toplamaya kadar büyük ölçüde kadın emeğiyle yürütülüyor. Ancak üretimin her aşamasında yer alan kadınlar, yaş çayın fabrikalarda satışında kullanılan çay karnelerinin  sahipliği başta olmak üzere ekonomik haklar açısından görünmez bırakılıyor. Bu görünmezlik, satış sürecinin dışında çay bahçelerinin miras paylaşımında da sürüyor. Son yıllarda bölgede artan göç ve kırsaldaki yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte çay sektörü aynı zamanda göçmen emeğinin yoğunlaştığı bir üretim alanına dönüştü. Güvencesiz koşullarda çalışan göçmen işçiler, çalışma yaşamında ayrımcılık ve gündelik ırkçılık pratikleriyle de karşı karşıya kalıyor.
 
Öte yandan üreticiler, ÇAYKUR’un (Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü) açıkladığı taban fiyatın yetersizliği ve özel sektöre mahkûm bırakılmamaya karşı Çay Meclislerinde örgütleniyor. Ancak bu meclislerde de kadınların temsilinin sınırlı kalması, kadın emeğinin ve sözünün daha görünür hale gelmesi amacıyla ilçelerde Kadın Meclislerinin kurulmasını beraberinde getiriyor.
 
Çay Meclislerinde yer alan Yıldız Yıldız, Şenay Özkaya ve Halkevici Nurcan Altunkaya, kadın emeğinin görünmezliği ile Kadın Meclislerine duyulan ihtiyacı değerlendirdi. Sosyolog Aysel Öztürk ise Dr. Özlem Şendeniz ile birlikte yürüttükleri Doğu Karadeniz’de Çay Tarımı ve Görünmeyen Eşitsizlikler; başlıklı saha araştırmasının bulgularıyla bölgedeki yapısal eşitsizliklere dikkat çekti.
 
Çayın her aşamasında kadın emeği var
 
Çayın dikiminden toplama aşamasına kadar kadınların daha çok emek verdiğini dile getiren Yıldız Yıldız, “Çayın büyütülmesinde kadınlar daha çok emek sarf ediyor. Çayı aslında bir bebek gibi büyütüyorsun. Beş senede ancak büyüyor. Beş sene dikiminden, gübrelemeye toplanma aşamasına kadar bütün süreçte kadınlar büyük bir emek sarf ediyor. Kadın satmaya da gider. Sırtında da taşır. Çayın sadece fabrikada ki üretim kadın yoktur” dedi. Emeğin bir karşılığının olması gerektiğini belirten Yıldız Yıldız, kadınların çay üretiminde emeğinin karşılığını alamadığını söyledi.
 
Örgütlü mücadele için meclis köylere taşındı
 
Çaya verilen taban fiyatı yeterli görmediklerine vurgu yapan Şenay Özkaya, hem kadın emeğinin görünmesi hem de kadınların satış aşamasında söz kurabilmesi açısından köy meclislerinin önemli olduğunu söyledi. İlk olarak ilçe bazında Çay Meclisi açtıklarını söyleyen Şenay Özkaya, daha sonra koordinasyonu sağlamak adına Köy Meclislerine ihtiyaç duyulduğunu aktardı. Şenay Özkaya, “Fındıklı’nın fazla köyü var ve hepsine birden dağılamayacağımızı, koordinasyonlu bir şekilde ilerleyemeyeceğimizi fark ettiğimiz zaman köy meclislerine ihtiyaç olduğunu fark ettik. Köy meclislerinde yine çay üreten kadın ve erkekler var. Köyden ilçeye bir fikir gelebilir. Buradan köye bir fikir gidebilir. Ortak karar vereceğiz birlikte çalışacağız ve daha güçlü olacağız. Köylerde bu yapılara ihtiyacımız var. Çünkü bir karar aldığımızda köye ulaştıramayabiliyoruz. Ama köye ilettiğimiz zaman köydeki meclisimiz anında müdahale edip köye ulaştırabiliyor. Bu yüzden örgütlü mücadele için köylere meclisimizi taşımak zorundaydık” dedi.
 
Meci anlayışıyla birlikte karar alınıyor
 
Meclisin köyün ihtiyaçlarına göre karar aldığını bunun yanında ortak başlıklarda meci anlayışıyla birlikte karar alınıp uygulandığını dile getiren Şenay Özkaya, “Biz ilçeden daha çok onlarla irtibat halindeyiz. Köyde birebir emeğin içindeler. Emeği, mücadeleyi veren kadın erkek köydekiler. Bu noktada kadınlara daha çok iş düşüyor. Üretim aşamasında emeği en çok geçen kadın oluyor. Çünkü kadının işi sadece tarlada bitmiyor. Çayını topluyor, sonra eve gidiyor, çocuklarına zaman ayırıyor” sözlerini kullandı.
 
‘Örgütlenme yönünde toplantılar alıyoruz’
 
Trabzon ve Artvin ilçeleri dahil olmak üzere çay üreticileriyle toplantı yaptıklarını belirten Şenay Özkaya, “Sivil toplum örgütlerini de bu toplantılara çağırdık. İlçelerde de meclislerin açılması gerektiğini, hepimizin örgütlü mücadele vermesi gerektiğini kendilerine anlattık. Onlarda bilgilendiklerini, bu yolda ilerleyeceklerini söylediler. Şuan ki aşamamız diğer ilçelere gidip bu konuda örgütlenmeleri, meclis kurmaları yönünde insanlarla da toplantılar yapmak” diye konuştu.
 
‘Cinsiyet rolleri çay tarımında da önümüze çıkıyor’
 
Artvin Kemalpaşa Halkevici Nurcan Altunkaya’da çay sürecinin devam ettiği tüm aşamalarda kadın emeğinin ön saflarda olduğuna dikkat çekerek çocukluğundan beri çay tarımının içinde yer aldığını söyledi. Nurcan Altunkaya, “Lise bitene kadar buradaydık ve okul bitiminde çaya giderdik. Çocukluğumdan hatırlıyorum kız çocukları sabah beşte kalkarak ailesiyle birlikte çaya giderdi. Erkek çocukları ise ne zaman uyanırsa o zaman gider. Toplumsal cinsiyet rolleri çay tarımının içerisinde, emek ekseninde de önümüze çıkıyor. Bu hala öyle devam ediyor. Bunun yanında miras bölümünde veya çay cüzdanının kimin üzerinde olacağı meselesinde de cinsiyet rolleri belirleyici oluyor ve erkekler üstün duruyor” sözlerini kullandı. 
 
Kendine ait çayı ve emeği için mücadele ediyorlar
 
Kadın meselesini tartıştıklarında bu hakları da konuştuklarını söyleyen Nurcan Altunkaya, “Bunun etkisinin de olduğunu belirterek yaklaşık on yıldır eskiye oranla bu memlekette artık kız çocukları kendine ait çayı ve emeğinin karşılığını almak için mücadele ediyor. Çayın ekiminden tutun düzgün bir şekilde toplanmasını sağlayan kişiler kadın ve kız çocuklarıdır. Kendimden örnek vereyim ilkokul beşten beri çayın içerisindeydik. Ya otunu temizlerdik ya makası elimize alıp çay toplamayı öğrenirdik” şeklinde konuştu.
 
Ulus-devlet projesiyle çay entegre edildi
 
Doğu Karadeniz’de “Çay Tarımı ve Görünmeyen Eşitsizlikler” başlığıyla Dr. Özlem Şendeniz ile birlikte saha araştırması yürüten Sosyolog Aysel Öztürk, çay üretimine dair doğa, mülkiyet, emek ve göç başlıkları üzerinden aktarımlarda bulundu. Çayın Karadeniz’e yabancı bir bitki olduğunu Gürcistan’dan getirildiğini ifade eden Aysel Öztürk, Türkiye’nin aslında kahve kültürüyle bilinen bir coğrafya olduğuna değindi. Çayın ‘milli bir içecek’ olarak cumhuriyet ideolojisine entegre edildiğini aktaran Aysel Öztürk, çayın milli olduğuna dair bir ulus-devlet projesinin entegre edildiğini söyledi. Çayın milli içecek inşasının bir parçası olduğunu ve siyasetle ilişkisinin çok güçlü olduğunu söyleyen Aysel Öztürk, “Buradan bir sürü siyaset insanı çıkıyor. Dolayısıyla çay ve çayla uğraşan popülasyonun ve yerli halkın doğrudan aslında siyasette bir bağı olduğu anlamına geliyor. 1960-39;lardan itibaren kadın emeğinin yoğun olduğu bir tarımsal faaliyet olarak bölgede giderek yaygınlaşmaya başlıyor” ifadelerini kullandı. 
 
Kadın emeği örgütlenmesi yoğun bir şekilde görülüyor
 
Çay tarımında kadın emeği örgütlenmesinin yoğun bir şekilde görüldüğünü söyleyen Aysel Öztürk, “İlk çaylıklar kadınlar tarafından açılıyor. Çaylar kadınlar tarafından toplanıyor. Ondan sonra fabrikalara taşınıyor. Bu çok uzun süre değişmiyor. Karadenizli sırtında çay sepetiyle dolaşan güçlü kadın figürü de tam bu dönemde görsel hafızamıza yerleşiyor. İlk zamanlar kadınlar çayı elle topluyor. Elle aslında parmak uçlarıyla işte birtakım yaralar da yapabilen bir toplama pratiği var. 1960’dan itibaren çay makasının bölgede yaygınlaştığını görüyoruz. Çay makasıyla beraber çayın toplama miktarı ve hızı artıyor. Buna mukabil geliri de artıyor. Gelir artmasıyla daha fazla insan çay ekmeğe yönelmeye başlıyor. Günümüzde çay üretiminin dönüşümü elden makasa, makastan motora doğru evrilmiş süreç görüyoruz. Kadın emeği hala arka planda çok yoğun. Çünkü evdeki bakım emeğinin örgütlenmesi gerekiyor ki arazide o çay toplanabilsin ve bakım hikayesi de sürebilsin” diye ekledi.
 
‘Makineleşmeyle kadınlar ev içi emeğe çekilmiş vaziyette’
 
“Kadın emeği biraz araziden çekilmiş durumda. Onun yerine göçmen emeğinin daha yoğun olduğu bir yapıyı görmeye başladık” diyen Aysel Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü; “Sahada çok fazla kadınla görüşme yapma fırsatımız oldu. Rize'deki hemen hemen her ilçeye gittik ve alım yerlerinde kadınların çay çuvallarını sürüklediği, satış yaptığı, topladığı pratikleri de gördük. Kadınlar hala çay tarımında çok aktif ama erkeklerin daha emek göçü ile şehir dışında olduğu dönemde kadınlar çok yoğun bir emek organizasyonunda yer alırken artık günümüzde makineleşmeye geçişimizle birlikte kadınlar biraz daha ev içi emeğe doğru çekilmiş vaziyette. Ama kadınlar hala yoğun bir emek sürecin çok önemli bir parçası.”
 
Kadınların çay satış karnesine sahip olma oranı düşük
 
Kadın emeğinin örgütlenmesiyle doğan ve büyüyen çay sektöründe kadınların çay sahipliği karnesinin çok düşük oranda olduğunu fark ettiklerini söyleyen Aysel Öztürk, saha araştırmasında yürüttükleri ve 494 kişinin katıldığı ankette kadınların çay sahipliği karnesinin yüzde 38’lerde erkeklerin ise yüzde 71 düzeyinde olduğunu belirtti. Aysel Öztürk, “Dolayısıyla arazinin organizasyonu ve emeğin organizasyonunda yer alan kadınlar çay karnesinin çay satış süreçlerinin yürütüldüğü bir karne olması dolayısıyla kadınların sahip olması çok düşük. Çay kadın emeğinin yoğun olduğu bir alan fakat kadınların çay arazisi tapusu da çok düşük oranda. Biz sahada görüşmelerimizde çok çarpıcı bir şekilde şunu gördük; kadınların babalarından miras hakkıyla arazi talep etme oranları çok düşük ve bu toplumsal olarak normal görünüyor. Arazilerin erkeklere bırakılması normal ilerleyen bir süreç gibi değerlendiriliyor. Fakat buna karşı örnekler de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Özellikle yeni nesil kadınlarda, hukuki bilgiye erişimin de daha güçlenmesi ile beraber kadınlar miras haklarını talep etmeye başladı. Bu tür örnekler olsa da ekonomik ilişkiler ağı içerisinde kadınlar her zaman daha kırılgan pozisyonda kalıyor” şeklinde konuştu.
 
Çayı kim toplayacak sorusu ortaya çıkıyor
 
Çayın diğer tarım ürünlerine oranlarına görece daha konforlu bir bitki olduğunu söyleyen Aysel Öztürk, “Akdeniz’de seracılıkta ya da başka tarımsal ürünlerde don riski, yağmurla zarar görme riski ya da kuraklık riski varken çay bu riskler altında çok kalmayan bir bitki. Dolayısıyla çay her koşulda büyüyor ve toplanıyor. Çay üretimi sürekli olduğu için bu emeğin nasıl örgütleneceği meselesi başka bir hikaye ortaya çıkarıyor. Buradaki demografik yapıda çayın bu kadar yaygınlaşmasının ve giderek büyümesiyle gençlerin eğitim alma fırsatları artıyor. Çünkü ailenin refah yapısı giderek büyüyor. Bu sefer çayı kim toplayacak sorusu ortaya çıkıyor. Biz bunu gittiğimiz her yerde duyduk. Bir çekirdek aile örgütlenmesinde toplanıyor” diye ekledi.
 
Göçmen haklarını düzenleyecek bir mekanizma yok
 
2000’lerden itibaren Gürcistan’dan gelen işçilerin çayı topladığını dile getiren Aysel Öztürk, pandemiyle birlikte sınır kapısının kapanmasıyla Gürcü işçilerin bölgeye giremediğini hatırlattı. Bölgenin ihtiyacına bir cevap olarak göçmen emeğinin yoğunlaştığına değinen Aysel Öztürk, “Yaptığımız saha çalışmasında Rize’nin hemen hemen her ilçesinde Orta Doğu’nun çeşitli yerlerinden göçmenlerin bütün hasat sürecinde bölgede yer aldığını, çalıştığını gördük. Fakat şöyle bir boyutu var ki bu işçiler yalnızlar bu coğrafyada. Göçmenlerin haklarını güvenceye alacak ya da çalışma ve barınma koşullarını, sağlığa erişimlerini düzenleyecek bir mekanizma hiç yok. Bunun yanında gündelik ırkçılık diye tarif ettiğimiz bir yapı da sürüyor” şeklinde konuştu.
 
‘Göçmenler gündelik ırkçılık pratikleriyle karşı karşıya’
 
Saha araştırmasında göçmen bir işçiyle yaptıkları görüşmeyi aktaran Aysel Öztürk, “Burada sahil kenarında bir tane kafe var ki halkın yoğun kullanımının olduğu bir yer. Fakat görüştüğümüz göçmen on senedir burada yaşıyor ve ilk kez buraya geldiğini söyledi. Çünkü buraya geldiğimizde aileler istemiyor, polis bizi şikayet ediyor gibi birtakım gündelik ırkçılık pratikleriyle karşı karşıya. Hatta sahile göçmen işçilerin dövüldüğünü duyduğumuz da oldu. Dolayısıyla göçmenler çok kırılgan pozisyondalar. Fakat çok ciddi bir ihtiyacı da burada gideriyorlar” dedi.
 
‘Denetimsiz ve gelişigüzel yürüyen bir alan’
 
Çay üretiminin büyük bir ekonomik ve sosyolojik sonuçları olduğuna değinen Aysel Öztürk, “Çay üretimi bir yanıyla Çaykur nezdinde bir devlet güvenesi sağlıyor. Ama daha çok denetimsiz ve gelişigüzel yürüyen bir alan. Dolayısıyla biz bunu şöyle tarif ediyoruz. Çok aktörlü, kaotik bir yapısı var. Çaykur bir kısmıyla ilgileniyor. Çayın verimini arttırmaya yönelik çalışmalar var. İşçi örgütlenmesine yönelik çalışmalar var. Herkes kendi durduğu yerden birtakım sorunların bazı yerlerine işaret ediyor. Fakat bütüncül bir perspektif yok” diye belirtti.