Yeni İliç uyarısı: Ekolojik yıkımın altyapısı Balıkesir'de kuruluyor
- 09:03 20 Temmuz 2026
- Ekoloji
BALIKESİR- Ekoloji savunucuları, TÜMAD'ın kapasite artışıyla birlikte binlerce hektarlık alanda ekolojik yıkımın derinleşeceğine dikkat çekerek, "İliç'te yaşanan facianın altyapısı bugün Balıkesir'de kuruluyor" uyarısında bulundu. Ekoloji savunucuları, kapasite artışına karşı hukuki mücadele başlattıklarını kaydetti.
Balıkesir'in Gömeç ilçesindeki Madra Dağı'nda altın madenciliği faaliyetlerini büyütmek isteyen TÜMAD Madencilik'in kapasite artışı projesine verilen ÇED olumlu kararı, bölgedeki ekolojik yıkım tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Ekoloji örgütleri, projenin Kuzey Ege ve Susurluk havzasındaki su kaynakları ile tarım ve hayvancılığı tehdit ettiğini belirterek, hukuki mücadele başlattıklarını açıkladı.
Köyler ve su kaynakları tehlikede
Madra Dağı'ndaki altın madeni projesinin kapasitesini artırmayı hedefleyen şirket, 6 bin 606,37 hektarlık ruhsat alanı içerisinde işletme sahasını 385 hektardan bin 387 hektara, patlatmalı açık ocak alanını 134 hektardan 353 hektara ve siyanürlü yığın liç sahasını ise 83 hektardan 257 hektara çıkarmayı planlıyor. Kapasite artışı projesinde ise Gömeç’e bağlı Hacıhüseyinler, Değirmenbaşı ve Ilıca köyleri başta olmak üzere bölgedeki mera ve yaylalar ile Madra Dağı ekosistemini tehdit ediyor. Projenin hayata geçirilmesi halinde Kuzey Ege ve Susurluk su havzalarının olumsuz etkilenecek.
Burhaniye Çevre Platformu'ndan (BURÇEP) ekoloji aktivisti Hatice Engin ve Avukat Filiz Sonsuz, bölgede gerçekleştirilmek istenilen ekolojik yıkıma dair değerlendirmelerde bulundu.
Ekoloji aktivisti Hatice Engin, Balıkesir'de yaşanan ekolojik yıkımın Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşanan doğa katliamlarından farklı olmadığını söyledi. Bölgedeki en önemli çevre sorununun madencilik faaliyetleri olduğunu belirten Hatice Engin, Çarmıklı ailesine ait Nurol Holding bünyesinde faaliyet gösteren TÜMAD Madencilik'in kapasite artışlarının ekolojik riskleri büyüttüğünü ifade etti. Hatice Engin, "Dağlarımızda, ormanlarımızda, tarım arazilerimizde, kıyılarımızda ve tüm canlıların yaşam alanlarında yaşanan yıkımın benzeri burada da yaşanıyor. Bölgemizde en can yakıcı sorun ise madencilik faaliyetleri. TÜMAD Madencilik, 2017 yılında ÇED olumlu kararı aldı, 2019 yılında ise faaliyete geçti. İliç'te yaşanan facianın altyapısını bölgemizde de görüyoruz. İliç'te olduğu gibi kapasite artışlarıyla birlikte burada da benzer ciddi çevre felaketlerinin yaşanma riski var" dedi.
‘Köyler ve meralar madencilik tehdidi altında’
TÜMAD'ın kapasite artışlarıyla faaliyet alanını genişlettiğini belirten Hatice Engin, ruhsat sahalarının köyleri ve yaşam alanlarını doğrudan etkilediğini söyledi. Mera ve yaylaların madencilik tehdidi altında olduğunu belirten Hatice Engin, Çarmıklı ailesine ait Nurol Holding'in sosyal sorumluluk projeleriyle bölge halkının desteğini kazanmaya çalıştığını ifade etti. Şirketin, daha önce taş ocağı yapmayı planladığı köyleri ziyaret ederek yurttaşlarla bir araya geldiğini de aktardı. Hatice Engin, "TÜMAD kapasitesini iki katına çıkardı ve çok geniş bir alana yayıldı. Ruhsat alanı içerisinde Değirmenbaşı Köyü bulunuyor. Ilıca ve Küçük Ilıca köyleri ise ruhsat sahasının sınırında yer alıyor. Köylerin yaylaları ve meraları da bu alanın içinde kalıyor. Şimdilik ertelenmiş olsa da ilerleyen dönemde meraların tamamen kaybedilme riski var. Ne yazık ki bölgede madencilik faaliyetlerine karşı yeterli kamuoyu desteğini göremiyoruz. Şirket, sosyal projeler adı altında köylere yol yapıyor, çeşitli destekler sağlıyor. Yıllardır kullandıkları meraları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan köylüler ise hazır yemden ambulansa kadar birçok ihtiyacını şirketten talep etmek zorunda bırakılıyor" diye konuştu.
250 binden fazla ağaç kesilmiş
Ormanlık alanların madencilik faaliyetlerinden de etkilendiğini dile getiren Hatice Engin, kapasite artışlarının ekolojik yıkımı daha da derinleştireceğini söyleyerek, "Kapasite artışıyla birlikte faaliyet alanlarının büyük bölümü ormanlık alanlara yayılıyor. TÜMAD, bugüne kadar 250 binden fazla ağacı kesti ya da kapasite artışı sürecinde kesecek. Kesilen alanlar karaçam, meşe ve makiliklerden oluşuyor. Özellikle karaçam ormanlarının yok edilmesi, bölgenin ekolojik dengesi açısından çok ciddi sonuçlar doğuracak. Balıkesir ve Çanakkale'de verilen çok sayıdaki maden ruhsatıyla birlikte kümülatif etki giderek büyüyor" ifadelerini kullandı.
Su kaynakları risk altında
TÜMAD'ın faaliyetlerinin su havzaları üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Hatice Engin, Kuzey Ege'nin en önemli su kaynaklarının madencilik baskısıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "TÜMAD, Lapseki'deki faaliyetlerini genişleterek Kuzey Ege'de çok büyük bir alanda etkili olacak. Bu durum su havzalarını da doğrudan etkileyecek. Kuzey Ege ve Susurluk havzalarındaki birçok dere ve yeraltı suyu şirketin kullanım alanına girecek. Madra'da açılacak kuyuların yanı sıra Burhaniye'nin içme suyunu sağlayan Düdüklü Su kaynağından da su alınması planlanıyor. Proje dosyalarında bu kaynakların birinci derece içme ve kullanma suyu olduğu belirtiliyor. Bu nedenle bölgenin su varlıkları ciddi bir tehdit altında. Eskiden kesilmeyen ve oldukça lezzetli olan sularımız artık kirli. Yeraltı sularının çekilmesiyle halk, giderek daha kalitesiz su içmek zorunda kalıyor. Bunun baş sorumlusunun madencilik olduğunun hepimiz farkındayız.”
‘Bin 634 maden ruhsatı verilmiş’
Bölgede kümülatif ekolojik yıkımla karşı karşıya kalındığını belirten Hatice Engin, madencilik alanındaki tekelleşmenin ekolojik ve toplumsal sonuçlarına vurgu yaptı. Hatice Engin, “Balıkesir ve Çanakkale sınırları içerisinde toplam bin 634 maden ruhsatı verilmiş durumda. Nurol Holding'e bağlı TÜMAD, yakın zamanda Alamos Gold'un da bütün işletme haklarını devralarak tüm Kuzey Ege su havzalarına hâkim olacak. Kendi enerjisini de doğadan, rüzgâr enerji santrali NESMA RES'ten karşılayacak. Dağlarımız hem madenler hem de Kozak Yaylası'ndaki yüzlerce taş ve mermer ocağı tarafından yağmalanıyor."
‘Sahil kasabaları ranta açıldı’
Hatice Engin, bölgedeki ekolojik yıkımın yalnızca madencilikle sınırlı olmadığını, kıyıların, zeytinliklerin ve tarım arazilerinin de imar ve turizm projeleriyle yapılaşmaya açıldığını söyledi. Şirketler tarafından zeytinliklerin ve meraların yok edildiğini belirten Hatice Engin, pandemi sonrası artan göçle birlikte sahil kasabalarının da ranta açıldığını ifade etti. Körfezdeki derelerin evsel ve endüstriyel atıkları denize taşıdığını söyleyen Hatice Engin, buna rağmen plajlara verilen Mavi Bayrak ödüllerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Denizlerimiz kirli. Analizler bağımsız kuruluşlar tarafından yapılmalı ve sonuçlar halkla paylaşılmalı. Kirletenler mutlaka yaptırımlarla karşılaşmalı" diye konuştu.
‘Sosyal projelerle halk susturuldu’
Maden sahalarının belirlenme sürecine değinen Hatice Engin, "Önce Maden Genel Müdürlüğü sondaj yapıyor, yer altındaki maden varlığını ortaya çıkarıyor. Daha sonra sahalar ihaleye veriliyor. Güçlü ve parası olan şirketler bu alanları alıyor. TÜMAD da bu şekilde geldi. Köylerde halkın katılımı toplantıları yapıldı ancak insanlar neye onay verdiklerini bilmiyordu. Şirket, sosyal projelerle halkı susturdu. Muhtarlar da köylülere karşılarında devlet olduğunu anlattı. Uzun süre insanlar şirketin devlet adına çalıştığını düşündü" dedi.
Dava açılacak
Şirketin köylülere verdiği sözlerin karşılık bulmadığını belirten Hatice Engin, "İş beklentileri karşılanmadı, meralar ellerinden gitti. Şimdi köylülerde bir uyanış gözlemliyoruz. TÜMAD'ın ikinci kapasite artışına karşı dava açacağız. Yeraltı su havzalarını etkileyen bu kirlilik nedeniyle yakın zamanda çok ciddi susuzluk yaşayabiliriz" diye konuştu.
'Ekoloji mücadelesi aynı zamanda siyasidir'
Ekoloji mücadelesinin ülkenin birçok bölgesindeki direnişlerle ortak olduğunu vurgulayan Hatice Engin, "Varto'daki, İliç'teki, Akbelen'deki ve Ordu'daki mücadeleler bizi doğrudan ilgilendiriyor. Ekoloji mücadelesi toplumsal olduğu kadar siyasi bir mücadeledir. Kanun koyucular ve uygulayıcılar bu konuda ne yazık ki zayıf kalıyor" ifadelerini kullandı.
‘Mücadele sadece bir grup gönüllüye bırakılmamalı’
Çevre davalarında yüksek mahkeme ve bilirkişi masraflarının hak arama mücadelesini zorlaştırdığını belirten Hatice Engin, ekoloji mücadelesinin dayanışmayla büyütülmesi gerektiğini vurgulayarak şu çağrıda bulundu:"Ekoloji mücadelesi sadece Burhaniye ile sınırlanamaz. Bu mücadele, hepimizin ortak mücadelesidir. Bizler çevre platformları olarak birlikte davalar açıyor, köylere giderek bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Tek çıkar yolumuz var; ayrı ayrı mücadele etmek yerine hepimiz tek bir mücadele hattında birleşmeliyiz. Yani ya hep beraber ya hiçbirimiz! Çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak istiyorsak, bu mücadele sadece bir grup gönüllüye bırakılamaz."
Ekoloji mücadelesinin yalnızca sahadaki direnişten ibaret olmadığını belirten Avukat Filiz Sonsuz ise mücadelenin kamuoyu oluşturma, hukuki süreç ve yasal düzenlemeler olmak üzere üç temel ayağı bulunduğunu söyledi. Ekolojik yıkım projelerine karşı öncelikle toplumun bilgilendirilmesi gerektiğini ifade eden Filiz Sonsuz, "Ekoloji mücadelesi, yaşanan ya da yaşanması muhtemel ekolojik sorunların görünür kılınması, kamuoyu oluşturulması ve çözüm yollarının tartışılmasıyla başlıyor. Ardından hukuki mücadele ve yasal düzenlemeler geliyor" dedi.
‘Politikacıların ekoloji sorununu ciddiye alması gerekiyor’
Maden mevzuatının yıllardır doğanın aleyhine değiştirildiğini belirten Filiz Sonsuz, Meclis'teki yasa süreçlerinin de yeterince takip edilmediğini söyledi. Muhalefet milletvekillerinin çevreyle ilgili düzenlemelerde gerekli hassasiyeti göstermediğini ifade eden Filiz Sonsuz, "Maden Yasası çocukluğumuzdan bu yana doğa aleyhine sürekli değiştirildi. Meclis'te görüşülen düzenlemelerde muhalefet sıralarının bile çoğu zaman boş olduğunu görüyoruz. Politikacıların ekoloji sorununu ciddiye alması gerekiyor" diye konuştu.
‘TÜMAD'a karşı dava açacağız’
TÜMAD'ın kapasite artışına karşı hukuki mücadele başlatacaklarını belirten Filiz Sonsuz, dava açma sürecinin son aşamasına geldiklerini söyledi. Körfez'deki çevre örgütleriyle birlikte hareket ettiklerini belirten Filiz Sonsuz, "20 Temmuz'da süremiz doluyor. Bir hafta içinde dava dilekçemizi hazırlayıp açacağız. Bu davanın yalnızca çevre örgütlerinin değil, bölgede yaşayan yurttaşların da davası olmasını istiyoruz" diyen Filiz Sonsuz, köy halkının davaya müdahil olmasının önemine dikkat çekerek,"Canı en çok yanacak olan köylüler ve bölge halkı. Keşiflerde ve duruşmalarda onların anlatacakları, bizim anlatacaklarımızdan çok daha etkili olacaktır" ifadelerini kullandı.
‘Yargılama giderleri halkı zorluyor’
Ekoloji davalarında en büyük sorunlardan birinin yüksek yargılama giderleri olduğunun altını çizen Filiz Sonsuz, özellikle bilirkişi ve keşif masraflarının çevre örgütlerini zorladığını söyledi. Filiz Sonsuz, "Dava açma masrafı çok yüksek olmasa da keşif ücretleri 150-200 bin lirayı bulabiliyor. Bu yükü çevre örgütleri imece usulüyle karşılamaya çalışıyor. Bizim bu dağlarda tek bir dikili ağacımız yok. Bu mücadeleyi kişisel çıkar için değil, doğa ve yaşam için veriyoruz. Bu nedenle çevre davalarındaki bilirkişi ve keşif giderlerinin devlet tarafından karşılanması gerekiyor" diye konuştu.
‘TÜMAD su kaynaklarını tüketiyor’
TÜMAD'ın kapasite artışıyla birlikte bölgedeki su krizinin daha da derinleştiğini belirten Filiz Sonsuz, madencilik faaliyetlerinin kontrolsüz su tüketimine yol açtığını ifade ederek şunları söyledi: "Geçen yaz Burhaniye ve köyleri susuz kaldı. Tankerlerle su taşındı. Birileri altın çıkaracak diye halk susuz bırakıldı. Kapasite artışıyla birlikte bunun çok daha ağır sonuçlarını yaşayacağız. Metalik madenciliğin yapıldığı her yerde kontrolsüz su tüketimi var. Madenler suyumuzun katili olacak. İçme ve sulama sularımız madencilik faaliyetlerine tahsis ediliyor."
‘ÇED dosyalarında gerçekler gizleniyor’
Şirketlerin kamu kurumlarına sunduğu ÇED dosyaları ile uluslararası finans kuruluşlarına sunduğu belgeler arasında farklılıklar bulunduğunu söyleyen Filiz Sonsuz, "TÜMAD'ın Bakanlığa verdiği dosyayla Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'na verdiği dosya arasında farklar var. Bizdeki dosyada kuyu sayısı, su tüketim miktarı gibi bazı gerçekler saklanmış ve küçültülmüş. Avrupa'daki banka, kredi verdikten sonra gelip kontrol ettiği için firmalar oraya yalan söyleyemiyor. Burada ise dürüst çalışmadıkları ve yasanın etrafından dolandıkları bu şekilde ortaya çıkıyor. Biz iddialarımızı, akademisyen dostlarımızın incelediği resmi ÇED dosyalarına dayandırdığımız için yıllardır bizi yalan söylemekle suçlayamadılar" şeklinde konuştu.
‘TÜMAD güçlü bir madencilik lobisi’
Çarmıklı ailesine ait TÜMAD'ın arkasında çok güçlü bir ekonomik ve siyasi madencilik lobisi bulunduğunu söyleyen Filiz Sonsuz, bu eşitsiz güce rağmen mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirterek, "TÜMAD, çok güçlü bir madencilik lobisinin aktörü. Ekonomik ve siyasi anlamda çok güçlü olduklarını biliyoruz ancak sonuç ne olursa olsun mücadelemizi sürdürüyoruz. Çünkü vicdanımız rahat olsun istiyoruz. Yıllar sonra torunlarımız, 'Bütün bu yıkımlar olurken siz ne yapıyordunuz?' dediğinde verecek bir cevabımız olsun istiyoruz” sözlerini kullandı.
Mücadele çağrısı
Belediye meclislerinden çıkan kararların ve imar değişikliklerinin yakından takip edilmesi gerektiğini söyleyen Filiz Sonsuz, "Bulunduğunuz yerde ekolojik dengeyi bozacak her projeye karşı duyarlı olun, araştırın ve çevre örgütleriyle birlikte hareket edin. Gidecek başka bir dünya yok. Bize düşen burada insanca yaşamak için mücadele etmek" çağrısında bulundu.









