Ermeni ve Türkmenler: 27 Şubat çağrısını sahipleniyoruz

  • 09:04 27 Şubat 2026
  • Güncel
Evin Çiftçi-Derya Ren
 
RIHA – Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısına dair konuşan Türkmen ve Ermeniler, “Önderliğin paradigması eğer hayata geçirilirse halklar, birlikte yaşamayı başaracak. Süreçte sorumluluk almamız lazım” dedi. 
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025'te açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın üzerinden bir yıl geçti. Çağrı dört parça Kürdistan başta olmak üzere tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Yapılan çağrı kapsamında PKK tarafından atılan adımlar yeni bir süreci müjdelerken, iktidar kanadında resmi bir adımın atılmaması ise halkta kaygılara neden oluyor. 
 
27 Şubat çağrısının oluşturduğu umut, tüm haklarda büyük bir heyecan yarattı. Ermeni, Türkmen ve Kürtlerin birlikte yaşadığı ve Abdullah Öcalan’ın doğmuş olduğu Riha’nın Xelfetî ilçesine yönümüzü veriyoruz. İlçe merkezine uğradıktan sonra bu kez gelen araçla köylere doğru yola çıkıyoruz.
 
Ermeni katliamından geriye kalanlar
 
Kürt halk Önderi’nin ilk okul süreçlerinde gitmiş olduğu Cibîn köyüne geçiyoruz. Köyde yaşayan Zeliha Güngören, bizi misafirperverliği ile karşılıyor. Ardından köken olarak Ermeni olduğunu ifade ederek, Ermeni katliamı sürecinde birçok kız çocuğunun Cibîn köyüne bırakıldığı hatırlatıyor. Zeliha Güngören ardından şunları ekliyor: “Hem baba hem anne tarafından soyum Ermenilere dayanıyor. Ermeniler 1915 yılı katliam sürecinde köylüler genç kadınları almışlar. Yolda taciz ve tecavüz korkusuyla kızlarını köylülerine, yıllardır beraber yaşadıkları komşularına teslim edip göç etmişler. Benim nenelerim de bunların arasında. Bir nenemin adı Zovik, diğer nenemin adı ise Hori’ymiş. Ama daha sonra asimile olup isimleri değiştirilmişler. Bir tanesi Hatun, diğerinin de Emine olmuş.”
 
Halklarla birlikte yaşamanın önemi
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasının halklar arasındaki kardeşliğine dair fikirlerini sorduğumuz Zeliha Güngören, “Önderliğin paradigması bizlere halkaların barışını, kardeşliğini ve birliğini gösteriyor. Ermeni, Kürt ve Türk’ler zamanında bir arada yaşarken daha sonrasında bölünmeler oluşmuş. Önce Ermeniler katledilmiş daha sonra sıra Kürtlere gelmiş. Önderliğin paradigması eğer hayata geçirilirse halklar, birlikte yaşamayı başaracak. Bu yüzden de her yerde halkları örgütlememiz lazım. Sürecin ne olduğunu bilgilendirerek süreçte sorumluluk almamız lazım. Halklarla bir olmazsak kazanamayız” diye belirtti. 
 
Ardından Abdullah Öcalan’ın uzun yıllar ailesiyle birlikte kaldığı Erex köyüne uğruyoruz. Köyün girişinde ilk dikkatimizi çeken şey, Mazlum Doğan, Che, Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın fotoğrafının grafit halinde duvara işlenmiş olması. Köyde yaşayanlara mikrofon uzatıyoruz.
 
‘Her şey mümkün’
 
Komünal yaşama vurgu yapan Perihan Göçer, halklar arasındaki kardeşliğin önemine dikkat çekiyor. Perihan Göçer, “Karşılıklı her iki tarafında dillerine, kültürlerine her türlü etnik kimliklerine saygı duyması gerekiyor. Birlikte yaşam çok zor bir şey değil. Ben bir Kürt olarak Önderliğin köyüne 4 km uzaklıkta olan Erex köyünde yaşıyorum. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Saygı duyuyoruz. Birlikte yaşam güzel. İnsanın kendi içinde faşizm ruhunu beslememesi gerekiyor. Anlayış çerçevesinde her şey mümkündür” diye aktardı. 
 
‘Kadın özgürleştikçe, toplum ilerler’
 
Êrix köyünün komünal yaşamın kendini hissettirdiği, kadın mücadelesinin sonuç bulabildiği bir yer olduğunu söyleyen Perihan Göçer, “Erex (Ortayol) köyü Önderliğin etkisinin olduğu bir köydür. 2000’li yıllarda bu köyden çok bahsediliyordu. Komünal yaşam, kadının kendini var edebildiği bir yer. Önderliğin kitaplarını okuduğumda, kadın devrimini biraz daha yakından takip ettiğimde benim ruhumu yansıtacak yerin Erex köyü olduğunu anladım. Komünal yaşamın kendini hissettirdiği, kadın mücadelesinin sonuç bulabildiği bir yer. Kadın özgürleştikçe, toplumu her açıdan ileriye taşır. Bu süreçte kadınların üzerine daha büyük sorumluluk düşüyor. Benci bir zihniyet değil çokçu bir zihniyet daha renkli, etkin ve üretkendir” diyor.
 
‘Öncü kadındır’
 
“Barışın, birlikte yaşamın önemini anlatarak barış zemini oluşturabiliriz” diyen Pervin Çolak, şöyle devam etti: “Biz Êrix köyünde; Türkler, Kürtler, Ermenilerle birlikte yaşıyoruz. Irklar bizim için hiç önemli değil. Şuana kadar birlikte yaşamamızdan dolayı hiçbir sorun yaşamadık. Barışın, birlikte yaşamın önemini anlatarak barış zemini içimizde oluşturabiliriz. Köyde oluşturduğumuz kadın meclisleri var. Onlarla bir araya geliyoruz. Bu süreçte öncü olan kadındır. Biz kadınlara anlatıyoruz onlarda çevresine.”
 
'Barış olsun'
 
Birlikte yaşam için her şeyi yapabileceklerini söyleyen Fatma Durmuş ise “Barışın olmasını istiyoruz. Kürt, Türk, Ermeni ayrımı olmasın. Herkes beraber yaşasa çok güzel bir ortam olur. Savaşın olmadığı bir ortamı çok isteriz. İnsanlar biyolojik kardeşi ne ise diğer ırktaki insanları da öyle görmeliler. Meclislerimizi her yerde kurmaya devam etmeliyiz. Bunun için elimizden ne geliyorsa yaparız. Herkesin meydanlara çıkmasını istiyoruz” ifadelerini kullanıyor.
 
‘Halklar birlikte yaşamalı’
 
Köyde uzun yıllardan bu yana yaşadığını ifade eden Perihan Göçer, özgürlüğün yaratılması için başat rolün kadınlara düştüğüne işaret ediyor. Perihan Göçer ardından şunları dile getiriyor: “Bizim köyde kadın erkek ayrımı yok. Kürdü Türkü Ermenisi ile alanlarda hep yan yanayız. Tüm halkların birlikte yaşamasını istiyoruz.”