Şiddetten çıkışın yolu: Dayanışma

  • 09:07 9 Ekim 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze, dayanışma merkezlerinin kadınların maruz kaldıkları şiddeti yargılanmadan anlatabilecekleri yerler olduğunu vurgulayarak, “Biz kadınlar olarak kadından kadına dayanışma kuruyoruz” dedi.
 
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, kadına yönelik şiddetle mücadelede dayanışma merkezlerinin rolünü uluslararası deneyimler üzerinden tartışmak amacıyla yarın (10 Ekim) İstanbul’da “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Dayanışma Merkezleri - Uluslararası Deneyimler Konferansı” düzenleyecek. Avrupa’dan, Türkiye’den ve Kürdistan’ın farklı yerlerinden kadın örgütlerinin katılacağı konferansta dayanışma merkezlerinin işleyişi, feminist yöntemler, göçmen kadınların şiddete karşı desteklenmesi, devlet kaynaklarından bağımsız çalışma ve kadın örgütlerinin kaynak sorunları ele alınacak.
  
Konferansa dair Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsü Selime Büyükgöze aktarımlarda bulundu.   
 
‘Kadınların şiddeti yargılanmadan anlatabilecekleri yerler’
 
Dayanışma merkezlerinin önemini vurgulama ihtiyacının uluslararası bir konferansın ortaya çıkışında etkili olduğunu ifade eden Selime Büyükgöze, Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarındaki temel eksiklerden birinin dayanışma merkezleri olduğunu belirtti. Selime Büyükgöze, “Çünkü dayanışma merkezleri, kadınların şiddete maruz kaldıklarında ihtiyaç duyabilecekleri çok çeşitli desteklerin sağlanacağı yerler. En önemlisi, kadınların maruz kaldıkları şiddeti yargılanmadan anlatabilecekleri, onlarla şiddete karşı haklarının paylaşılacağı ve ihtiyaç duyacakları desteklere yönlendirilebilecekleri yerler” dedi.
 
‘Dayanışma merkezleri temel mücadele araçlarından’
 
Türkiye’de 2010’lu yılların başında kurulan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nin (ŞÖNİM) danışma merkezi olma iddiasından uzak bir çalışma yürüttüğünü belirten Selime Büyükgöze, belediyelerin danışma merkezlerinin de siyasi baskılar ve kadınlara yönelik desteklerin temel politika olarak görülmemesi nedeniyle önemli açmazlarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Selime Büyükgöze, “Elimizde aslında kadın örgütleri kalıyor. Bu kadar siyasi baskının olduğu, toplumsal cinsiyet eşitliğine saldırının olduğu bir zamanda da bu çalışmayı sürdürmek kolay değil. Fakat bu çalışmayı sürdürmenin şiddete karşı mücadele açısından çok temel olduğunu düşünüyoruz. Dayanışma merkezleri, erkek şiddetine karşı mücadele etmenin temel araçlarından; dayanışma kurduğumuz, dayanışmanın yollarını bulduğumuz çok temel yerler” ifadelerini kullandı.
 
‘Patriyarka dünyanın her yerinde’
 
Konferansta farklı ülkelerden deneyimlerin bir araya getirilmesinin yalnızca bilgi aktarımı anlamına gelmediğini, aynı zamanda kadınların ortak mücadelesini görünür kıldığını söyleyen Selime Büyükgöze, “Patriarkal dünyanın her yerinde var. Elbette gündelik hayatta onunla karşılaşma biçimlerimiz, aldığı biçimler birbirinden farklı. Erkek şiddeti nasıl her yerde kadınların hayatını kontrol ediyor, baskılıyor ise bir yandan da feministlerin bu erkek şiddetine karşı mücadele ettiğini gösteren, bize de hatırlatan bir tarafı var. Feministlerin erkek şiddetine karşı mücadelede en önemli araçlarından biri dayanışma kurmak. Dayanışma tabii ki bizim ve feministler için hiçbir zaman ulusal sınırlar içerisinde, bir halk içerisinde gerçekleşen bir şey değil. Her zaman ulus aşırı bir tarafı var” dedi.
 
‘Kadınların kurtuluşu ulus ötesi dayanışmadan geçiyor’
 
Patriyarkaya karşı mücadelenin bütün kadınların kurtuluşundan geçtiğini belirten Selime Büyükgöze, bunu gerçekleştirmenin yollarından birinin de ulus ötesi dayanışmayı kurmak olduğunu dile getirdi. Türkiye’de kadın örgütlerinin kendi aralarında da deneyim paylaşımına ihtiyaç duyduğunu belirten Selime Büyükgöze, “Her yıl Kadın Sığınakları ve Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nda bir araya gelerek bu deneyimleri konuşuyoruz. Bizim de zaman zaman ufkumuzu genişletmeye ve başka örnekler duymaya ihtiyacımız oluyor. Başka deneyimleri duymak bizim kendi tartışmalarımızı da düşünme biçimlerimizi de besliyor” dedi.
 
Avrupa’dan farklı deneyimler paylaşılacak
 
Konferans kapsamında Avrupa’daki farklı kadın örgütlerinin deneyimlerinin ele alınacağını söyleyen Selime Büyükgöze, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın üyesi olduğu Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı’nın (Women Against Violence Europe – WAVE) çalışmalarına da dikkat çekti. Selime Büyükgöze, WAVE kapsamında yürütülen ve kadın odaklı destek hizmetlerinin feminist yöntemlerle yürütülmesinin önemine odaklanan araştırmanın da konferans tartışmalarına katkı sunacağını belirtti. Selime Büyükgöze, “Bu da aynı zamanda önümüzdeki günlerde Türkçe çevirisiyle paylaşacağımız bir rapor olacak” dedi. Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelerdeki deneyimlerin de Türkiye açısından önemli olduğunu ifade eden Selime Büyükgöze, “Merkez Avrupa dışındaki bu örneklerin o ülkelerde nasıl gerçekleştiğini gerçekten duymak, Türkiye’de biz neyi nasıl başka türlü yapabiliriz diye düşünmek açısından bize önemli bir kapı açacak” diye konuştu.
 
‘Göçmen kadınlarla çalışma önemli’
 
Göçün yoğun olduğu ülkelerde göçmen kadınlarla yürütülen çalışmaların da konferans açısından önemli olduğunu belirten Selime Büyükgöze, “Hem göç yolunda hem de göçmenlerin vardığı ya da ilk durağı olan ülkelerde göçmen kadınlarla çalışma deneyiminin çok önemli bir deneyim olduğunu düşünüyoruz. Zaten konuşmacılardan bir tanesi de özellikle göçmen kadınları şiddete karşı desteklemeye odaklanan bir tartışma yürütecek. Bu deneyimlerin Türkiye’deki kadın örgütlerinin çalışmalarına da katkı sunacağını düşünüyorum” dedi.
 
‘Her kadının ihtiyacı aynı değil’
 
Kadın sığınakları ve dayanışma merkezlerinin kadına yönelik şiddetle mücadeledeki rolüne değinen Selime Büyükgöze, Türkiye’de sistemin ağırlıklı olarak adli mekanizmalar üzerinden kurulduğunu söyledi. Selime Büyükgöze, “Kadınlar mesela sığınağa gitmek istediklerinde karakola gitmek zorunda kalıyorlar. Ya da şiddetten uzaklaşmak için akla ilk karakol geliyor. Aslında kadınlar şiddete maruz kaldıklarında illaki gidip şiddet uygulayan erkeği şikâyet etmek istemiyorlar. Sığınaklar önemli ancak kadınların hem maruz kaldıkları akut şiddetten uzaklaşabilecekleri hem de oradaki başka kadınlarla dayanışma kurarak yaşamlarını yeniden kurmak için ihtiyaç duydukları zaman ve kaynaklara erişebilecekleri geçici mekânlar. Şiddete maruz kalan her kadının sığınağa ihtiyacı yok. Kendi yaşamını sürdürürken de bir destekle ya da bazen kendi imkânlarıyla başka bir hayat kurarken hâlâ bir desteğe ihtiyacı olabiliyor. Bu destek biçimi her kadın için birbirinden farklı. Çünkü her kadın birbirinden farklı. Maruz kaldığımız şiddet biçimleri birbirinden farklı, onların üzerimizdeki etkileri birbirinden farklı” diye konuştu.
 
‘Kadınların onuruna özen gösteren bir çalışma olması gerekiyor’
 
Dayanışma merkezlerinin temel görevinin kadınları dinlemek, ihtiyaçlarını belirlemek ve onları gerekli desteklerle buluşturmak olması gerektiğini söyleyen Selime Büyükgöze, kadınların ihtiyaçlarının tek bir başlıkla sınırlanamayacağını ifade etti. Selime Büyükgöze, “Bazen konuşmaya, bazen sadece bilgi almaya, bazen bir kuruma yönlendirilmeye ihtiyacı olur. Bazen bir işe, bazen ruhsal desteğe, bazen hukuki desteğe yönlendirilmeye ihtiyacı olabilir. Burada bir reçete yok. En önemli şey; kadınların biricik olduğunu, şiddetten farklı şekillerde etkilendiklerini ve hayatlarında farklı kaynaklara sahip olduklarını kabul eden, onların varlığına kıymet veren, haysiyetine özen gösteren bir çalışma olması gerekiyor” sözlerini kullandı.  
 
‘Devletin yaklaşımı kadını güçlendirmiyor’
 
Türkiye’de Bakanlığa bağlı şiddetle mücadele mekanizmalarının kadınların güçlenmesini ikinci plana ittiğini ifade eden Selime Büyükgöze, mevcut yaklaşımın çoğunlukla kadınları sığınağa yönlendirmek ya da koruma kararı vererek evine göndermekle sınırlı kaldığını söyledi. Selime Büyükgöze, “‘Kadınlar ne yaşıyor ve biz kadınları şiddete karşı nasıl güçlendirebiliriz?’ sorusunu tamamen arka planda bırakan bir yaklaşım var. Bu çalışmayı yürütmeye açık belediyeleri buna teşvik etmek ve bu anlayışı oralarda yerleştirmek çok önemli. Kadın örgütleri bütün baskılara rağmen dayanışmayı sürdürüyor” şeklinde konuştu.  
 
‘Dayanışma merkezleri kadınlar için hayati’
 
Konferansta özellikle dayanışma merkezlerinin önemini öne çıkarmak istediklerini vurgulayan Selime Büyükgöze, “Dayanışma merkezleri kadınlar için çok hayati. Bu, sadece siz bir kadın olarak şiddete maruz kaldığınızda gideceğiniz bir yerin orada olmasının ötesinde, kadınların birbirleriyle bu dayanışmayı kurabileceği yerler olması ve böylelikle şiddete karşı dayanışmanın da örülebilmesi açısından çok hayati” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadını mekanizmalara yönlendiren sistem erkek şiddetini görünmez kılıyor’
 
Dünyada kadınların şiddet karşısında yalnızca genel sosyal hizmet mekanizmalarına yönlendirilmesinin yaygınlaştığını söyleyen Selime Büyükgöze, bu yaklaşımın erkek egemenliğini ve şiddetin toplumsal cinsiyet boyutunu görünmez kıldığını belirtti. Selime Büyükgöze, “Şiddetin cinsiyetli olduğunu, şiddetin erkek egemenliğinin bir sonucu olduğunu görmezden gelen yaklaşımlar çok egemen. Bütün bunlar dünyadaki sağcı ve muhafazakâr politikaların da bir sonucu. Belediyelerin danışma merkezleri vardır, kadın örgütlerinin dayanışma merkezleri vardır. Zaten politik olarak da farkını ortaya koyduğumuz yerler. Çünkü orada belediyelerin hizmet sunması gerekir. Biz kadınlar olarak kadından kadına dayanışma kuruyoruz” diye konuştu.
 
‘Farklılıklarımızla ortaklaşmalıyız’
 
Kadın örgütlerinin farklı yerellerde ve farklı koşullarda çalışma yürüttüğüne dikkat çeken Selime Büyükgöze, “Kadın örgütleri olarak farklı kapasitelerimiz var. Farklı yerellerde farklı gerçekliklerle yaşıyoruz ve çalışmamızı yürütüyoruz. O gerçekliğimiz ve sınırlı kaynaklarımız içerisinde bu çalışmayı olabilecek en iyi şekilde nasıl yürütebiliriz? Bu konferansta temel hedefimiz ortaklaşmak ve birbirimizi güçlendirmek” diye belirtti. 
 
‘Bilgi paylaşımını hedefliyoruz’
 
WAVE’in, merkezi Viyana’da bulunan ve bütün Avrupa Konseyi ülkelerinden şiddetle mücadele eden kadın örgütlerinin üye olduğu bir ağ olduğunu hatırlatan Selime Büyükgöze, konferansa katılan örgütlerin de ağla bağlantılı olduğunu söyledi. Selime Büyükgöze, “Hem orada öğrendiğimizi buraya getirmek hem de her zaman burada birlikte mücadele ettiklerimizle orayı buluşturmak çok önemli. Bu konferansın biraz ona da vesile olmasını istedik” ifadelerini kullandı.
 
‘Mücadelemiz feminist dayanışmadan geçiyor’
 
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın erkek şiddetine karşı mücadelesinin temelinde feminist dayanışmanın bulunduğunu vurgulayan Selime Büyükgöze, “Biz Mor Çatı’da erkek şiddetine karşı mücadelenin feminist dayanışmadan geçtiğini düşünüyoruz. 1990 yılından bu yana, hatta 1987’deki Dayağa Karşı Yürüyüş’ten bu yana bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Mor Çatı’nın zaten aslında kökenleri ona dayanır. Bu kadar baskı altında olduğumuz, kadınların ve LGBTİ+’ların haklarına bu kadar saldırının olduğu bir dönemde bunları tekrar hatırlamanın ve bu dayanışmanın alanlarını kendi imkânlarımız içerisinde bulmanın bütün kadınların kurtuluşu için çok önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.