‘Barışta çocukların da söz sahibi olması gerekir’

  • 09:03 9 Ekim 2026
  • Çocuk
Pelşin Çetinkaya
 
AMED - Kürdistan’da savaş ve şiddetin çocuklarda travma ve yas süreçlerinin yaşanamamasına yol açtığını belirten Psikolog Ruken Esen, çocukların kendi dili ve perspektifiyle barışı tanımlaması gerektiğini vurgulayarak, “Çocukların sürecin her alanında, toplumun diğer bileşenleri gibi söz sahibi olmaları gerekiyor” dedi.
 
Savaşın çocuklar üzerindeki etkisi yalnızca bireysel bir travma olarak ele alınamayacağı gibi şiddet, zorunlu göç, kayıplar ve yasın yaşanmasının engellenmesi, çocukların hafızasında derin izler bırakıyor. Savaşın etkilerini kuşaklar boyunca taşımasına neden olan bu etki, çocuklar üzerinde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük tahribatlara yol açıyor. Dolayısıyla çocukların kendi dillerinde yaşadıklarını ifade edebilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri bir yaşam alanının oluşturulması, savaşın yarattığı travmanın aşılması açısından temel bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Kürdistan’da çocukların durumuna ilişkin konuşan Psikolog Ruken Esen, “Kürdistan'da bir barış nasıl yaşanır, çocuklar ne istiyor, barış denildiğinde Kürdistan'daki çocukların hafızasında ne canlanıyor? Belki de bunları oturup detaylı bir şekilde konuşmak gerekiyor” dedi.
 
‘Savaştan en çok çocuklar etkilendi’
Kürdistan coğrafyasında savaş ve şiddetin çocuklar üzerinde derin izler bıraktığını belirten Ruken Esen, “Kürdistan coğrafyası, herkesin bildiği gibi, maalesef birçok savaşa ve travmaya tanıklık etmiş bir coğrafya. Biz bu coğrafyada savaşın, ardından gelen şiddet ortamının, hayal kırıklıklarının hem tanığı hem de yaşayıcısı olduk. Bütün toplum bunlardan etkilendi ancak bundan en hassas biçimde etkilenenler çocuklar oldu. Aslında bu toplumda savaş ortamında bir travma nesli yetiştirmiş olduk. Sistem, bir sonraki nesle savaş ve travma bıraktı; bir savaş hafızası, bir travma hafızası oluşturdu. Savaş ortamlarında çocuklar için öngörülen bir kişilik ve ortam vardı. Bu ortam genellikle şiddet ortamıydı. Çocukları da bu kalıba koyduk. Sistem, çocukları bu kalıba sokmuş oldu. Dolayısıyla çocuk, yaşadığı travmayı ve şiddet ortamını hiçbir şekilde dile getiremedi, yaşayamadı ve travmaya tepki veremedi. En önemli meselelerden biri de bu” dedi.
 
‘Yasın yaşanması engellendi, travma nesillere taşındı’
 
Ruken Esen, savaş ve şiddetin çocukların yas süreçlerini yaşamasını engellediğine dikkat çekerek şunları belirtti: “Biz psikolojide yasın yaşanmasını ve yas süreçlerinin her bireyde özgün bir şekilde gerçekleşmesini çok önemli görüyoruz. Ancak bu coğrafyada yas yaşanmadı. Çocuktaki o sıkışmışlık, yaşananları anlamlandıramama ve ardından gelen sessizlik, travmanın bu coğrafyada nasıl ortaya çıktığını ve nasıl bir travmatik nesil yetiştirildiğini gösteriyor. Sistemin yaratmaya çalıştığı nesli kendi gözlerimizle görmüş olduk. Bu durum çocukların gelişimini; bilişsel, psikolojik ve sosyal ilişkilerini, özellikle de akran ilişkilerini çok zorladı ve olumsuz etkiledi. Özellikle iletişim boyutunda bu coğrafyada gördüğümüz en büyük eksikliklerden biri bu. Çocuklar yaşadıklarını ifade edemedi. Aslında insan, travmaya nasıl tepki vereceğini bir şekilde bilir. Kendi kişiliğiyle travmaya tepki verir. Ancak bu coğrafyada bu tepkiyi ortaya koymak, örneğin ağlamak, yas tutmak ve yas sürecini yaşamak çoğu zaman mümkün olmadı. Yasın yaşanmasının engellenmesi, çocuklarda hem bilişsel hem de kişilik gelişimi açısından çok büyük yıkımlar bıraktı ve bu etkiler nesiller boyunca taşındı.”
 
‘Çocukların barış hafızasını birlikte oluşturmalıyız’
 
Çocukların savaş ve şiddetin yarattığı belirsizlikle baş etmekte zorlandığını aktaran Ruken Esen, “Yeni olan her şey bireyi korkutur. Çünkü bilinmezlik vardır. Yetişkinler, sahip oldukları baş etme yöntemleriyle bu bilinmezliği anlamlandırabilir. Ancak çocuklar henüz sağlıklı baş etme yöntemlerini geliştiremedikleri için belirsizlikle nasıl baş edeceklerini bilemeyebilirler. Bu nedenle bir barış sürecinin varlığı çok önemli. Ancak bunu çocuklara olabildiğince çocukların gözünden anlatmak gerekiyor. Kürdistan'da bir barış nasıl yaşanır, çocuklar ne istiyor, barış denildiğinde Kürdistan'daki çocukların hafızasında ne canlanıyor? Belki de bunları oturup detaylı bir şekilde konuşmak gerekiyor. Çünkü bizim barış hafızamız çok zayıf. Bu topraklarda uzun süre barış yaşanmadığı için barış hafızamız da zayıf kaldı. Dolayısıyla çocukların barış hafızası da çok zayıf” diye belirtti.
 
‘Barış sürecinin her alanında çocuklar söz sahibi olmalı’
 
Ruken Esen, çocukların her süreçte kendi ihtiyaç ve taleplerini ifade edebilmesi gerektiğini dile getirerek, “Çocukların bu geçiş dönemlerinde belirsizlik ve hayal kırıklığı yaşamamaları için süreci daha detaylı bir şekilde, çocukların gözünden ele almak gerekiyor. Sağlıklı baş etme yöntemlerini geliştirerek bunu çocuklarla konuşmak ve mümkün olduğunca çocuklardan almak gerekiyor. Yani çocuğun gözünden, kendi perspektifiyle, kendi kişiliğiyle ve kendi diliyle bu coğrafyada çocuk olarak yaşamak ve barışı inşa etmek gerekiyor. Barış denildiğinde çocuğun zihninde ne canlanıyor? Belki de bunu konuşmak ve anlatmak gerekiyor. Çocuklar sürecin aslında her alanında olmalılar. Ancak bu coğrafyada, bu topraklarda çocuk denildiğinde aklımıza çoğu zaman ölüm geliyor. Çünkü savaş ve şiddet ortamlarında zarar görenler hep çocuklar oldu. Dolayısıyla çocukların da bu sürecin her parçasında, kendileri için ne istediklerini konuşmaları gerekiyor. Çünkü barış süreçleri kolay olmuyor” dedi.
 
‘Barışın sahiplenilmesi daha güçlü olmalı’
 
Barışın toplum tarafından daha güçlü sahiplenilmesi gerektiğini ifade eden Ruken Esen, çocukların da belirsizlik yaşamadan sürecin parçası olması gerektiğini vurguladı. Ruken Esen, “Toplum açısından da kolay bir süreç değil. Savaşın keskin yüzünü gördüğümüzde sahiplenmeyi çok görüyoruz ancak barışın sahiplenilmesinin de daha güçlü olması gerekiyor. Bence Kürdistan'daki çocuklar da bunu sahiplenmeyi biliyor. Onlar gülmeyi biliyorlar. Güzel olan da bu. O yüzden çocukların, bu süreçte belirsizlik yaşamamaları ve sağlıklı baş etme yöntemleri geliştirebilmeleri için sürecin her alanında, toplumun diğer bileşenleri gibi söz sahibi olmaları gerekiyor” şeklinde konuştu.