Pivoklardan onurlu barışa uzanan mücadele
- 09:07 10 Eylül 2026
- Portre
Rozerin Gültekin
AMED - “Savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir” ruhuyla özgürlük mücadelesine yönünü çeviren iki kardeşini anlatan Xece Başkale, “Neden süreci barışa dönüştürmeyelim? Periler ve Gülsümler her zaman yaşayacak onlar ölmedi ölümsüzleşti. Onlar bu halkın değeri oldu, onlarla gurur duyuyoruz, emeklerinin önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.
Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde, özgürlük mücadelesinde farklı tarihlerde ve yerlerde yaşamını yitirenler için geçtiğimiz günlerde birçok kentte anmalar gerçekleştirdi. Amed’de 21-22-23 Ağustos tarihlerinde anması gerçekleştirilen biri de 2017 yılında özgürlük mücadelesine katılan ve 20 Nisan 2020 tarihinde Garê bölgesinin Bergarê alanında yaşamını yitiren Gülsüm Başkale’nindi (Lorîn Delal Farqîn).
Çalışkanlığı, duruşu ile herkesi etkileyen Gülsüm’ü etkileyen ise 2017 yılında özgürlük mücadelesine katılan ablası Perihan Başkale (Zîn Farqîn) oluyor. Perihan Başkale’de 25 Temmuz 2019 tarihinde Gever’de yaşamını yitirdi. Annelerin pivoklarım (çiçeğin kökü) diye tanımladığı Gülsüm ve Perihan Başkale’nin ablası Xece Başkale, Gülsüm’ün, “Ben evde oturmam benim ağlayacak zamanım yok. Ben bu halkı özgürleştirmeden durmam” diyerek Perihan’ın ise “Sen sadece benim annem değil mücadele veren, şehit arkadaşların da annesi olacaksın” diyerek mücadeledeki duruşunu belli ettiğini anlatıyor.
9 yaşında duruşu belliydi: Ben de arkadaşlar gibi olmak istiyorum
Kardeşi Gülsüm’ü anlatan Xece Başkale, Gülsüm’ün daha çocuk yaşta, yaşanan baskılara karşı bir duruşunun olduğunu vurguladı. Xece Başkale, “Gülsüm köyde büyüyen bir çocuktu. Çok cesurdu, adaletliydi; öncülük yapan, haksızlığı kabul etmeyen biriydi. Duruşuyla her yerde kendini belli ederdi. Feodal bir köyün içerisinde yaşıyorduk ama Gülsüm her zaman kadın bilincini ve cesaretini gösteren bir kadındı. Arkadaşlar köye geldiğinde Gülsüm hep onlarla beraberdi, onlardan çok etkileniyordu. Annem, arkadaşların yanına gitmemizi istemediğinde Gülsüm, ‘Onların annesi, babası yok mu? Onlar da bizim için mücadele ediyor’ diyerek anneme kızmıştı. Gülsüm 9 yaşındaydı, ‘Ben de onlar gibi olmak istiyorum, neden ben de öyle biri olmayayım?’ diyordu. Ben evlendikten sonra bana, ‘Siz evlilikten ne anlıyorsunuz? Bu mücadele dururken küçük aile içerisinde hayatını sürdüreceksin’ diyordu” ifadelerini kullandı.
‘Ezilmişliği, yok edilişi Gülsüm asla kabul etmiyordu’
Silvan’ın Kızlar köyünde bulunan evlerinin 98 yılında askerler tarafından yakıldığını dile getiren Xece Başkale, evlerinin yakılmasının ardından İstanbul’a gitmelerinin Gülsüm’ü çok etkilediğini anlattı. Xece Başkale, “2000 yılında biz İstanbul’a taşındık ve tekstilde çalışmaya başladık. Beş kız kardeş olarak İstanbul’a gittiğimizde Gülsüm daha 9 yaşındaydı. İstanbul’a giderken de Gülsüm çok duygulandı, ‘Biz köyümüzü, toprağımızı bırakıp niye buraya geldik de mücadele vermedik? Bizim burada arkadaşımız yok, zaten arkadaşları da orada bıraktık’ dedi. Ben de ‘Biz bir gün döneceğiz’ dedim. O da ‘Biz orada mücadelemizi sürdüreceğiz’ dedi. Tekstilde çalışmaya başladık. Gülsüm her yerde Kürt meselesini konuşuyordu ve biz işten çıkarılıyorduk. Ahmet Kaya’nın şarkısı bir gün çalıştığımız yerde kapatılmak istendi. Gülsüm hemen tepki gösterdi, ‘Ben işçiyim ama bir Kürdüm. Eğer sen kapatırsan işten çıkarım’ dedi ve işten çıkıp gitti. Bana, ‘Siz bu kadar mı körsünüz? Bunlar bizim kültürümüzü, kişiliğimizi kabul etmiyorlar, çalışmam’ dedi. Gülsüm o zaman kişiliğini ortaya koymuştu, netti yani. Gülsüm sürekli birilerini örgütlemeye çalışıyordu. Bir gün birini bizim eve getirdi. ‘Bu kim?’ dedim. ‘Beraber kitap okuyacağız. Sen şansını deneyeceksin, sana gelirse gelir, gelmezse gelmez’ dedi. Mücadelesini anlatmaya kâğıtlar yetmez. ‘Biz cesur olmazsak kim mücadeleyi büyütecek?’ diyordu. Ezilmişliği, yok edilişi Gülsüm asla kabul etmiyordu” dedi.
Perihan’ın ‘İçim yanıyor’ sözü hastalık değil, şehadetlere duyduğu hüzündü
Gülsüm’ün, ablası Perihan’ın özgürlük mücadelesine katılmasından çok etkilendiğini ve ardından mücadeleye katıldığını dile getiren Xece Başkale, Gülsüm’ün kendine örnek aldığı ablası Perihan’ı anlattı. Xece Başkale, “Zin çok merhametliydi, Gülsüm ise biraz daha sert duruşunu gösteren bir kadındı. Bir gün Perihan eve geç geldi, annem kızdı. ‘Sen sadece benim annem değil, mücadele veren şehit arkadaşların da annesi olacaksın’ dedi. Perihan çok zayıflamıştı. ‘İçim yanıyor, midem ağrıyor’ dedi. Hasta olduğunu düşündük ama 2014’te arkadaşların şehadeti çok oluyordu, meğerse ondan dolayı içi yanıyormuş. Küçük düşünmüyorlardı, ikisinin de hayalleri büyüktü. En adaletli olanlar Zin ve Gülsüm’dü. Gülsüm de Perihan da kendilerini asla düşünmezdi. İkisi de melek gibiydi, erkeklerle çok mücadele verdiler. Gülsüm, Zin’in katılmasından çok etkilendi ve gençler ölmesin, anneler ağlamasın diye hep bir şeyler yapmak için çalıştı.
Gülsüm anneme, ‘Sen dinden bahsediyorsan merhametli, vicdanlı olan burada durmaz. Arkadaşlar orada şehit düşüyor, sen bana burada kal diyorsun’ dedi. Ankara Katliamı olduğunda çok ağladı, ‘Siz evde oturuyorsunuz’ diye tepki gösterdi. Annem, ‘Ne yapalım, hepimiz sokağa mı çıkalım?’ dedi. Gülsüm, ‘Gerekirse sokağa çıkacağız, canımızı vereceğiz. Biz bedel ödemezsek senin torunların rahat yaşamayacak. Ben sadece Kürtler için değil, tüm halklar ve kadınlar için bunu diyorum. Biz kadın ve Kürt olduğumuz için tekstilde bile rahat çalışamıyoruz. Ben evde oturmam, benim ağlayacak zamanım yok. Perihan’dan sonra bana evde otur demeyin’ dedi. Gülsüm hem tekstilde çalışıyordu hem çalışma yürütüyordu. ‘Ben bu halkı özgürleştirmeden durmam’ diyordu.”
Annesinin pivokları: Hepsi orada birleşip güzelleşmiş
“İkisinin şehit düşmesi çok zor ama öyle merhametli, doğal, fedakâr insanlar bu sistemin içinde kalıp yaşayamazlardı” diyen Xece Başkale, “Annem onlar için ‘İkisi de benim pivoklarım’ diyor. İkisi burada da ayrılmadı, orada da ayrılmadılar. Bir gün Perihan’ın resmi televizyonda çıktı. Gülsüm, ‘Yoldaşlık sevgisi ve mücadelesinin güzelliği Perihan’ın yüzüne yansımış. Vicdanlı, merhametli kimse burada yok, hepsi orada birleşip güzelleşmiş’ dedi. Gülsüm’ün şehadetinden sonra küçük kardeşim, videolarını izledikten sonra ‘Orada çok mutlular, istedikleri yerdeler’ dedi. Onların videolardaki mutlulukları, duruşları bizi toparladı. Onların arkadaşların yanındaki duruşlarından, mutluluklarından aslında bizim yanımızda hiç mutlu olmadıklarını anladık” dedi.
‘Perihanlar ve Gülsümler her zaman yaşayacaklar’
Devam eden sürecin onurlu bir barışa evrilmesi için herkesin çalışması gerektiğinin altını çizen Xece Başkale, “Barışı ele alırken bu iki kadına iyi bakmak gerekiyor. PKK silah bıraktı, silahlı mücadele bitti. Eğer PKK savaşmak, gençlerin ölümünü göze alsaydı savaşırlardı. Arkadaşlar bu savaşı barışa dönüştürmek istiyorlar. Bu barışı sadece PKK için istemiyorlar, herkes için istiyorlar. Özellikle kadınlar ve gençler olarak bu süreci doğru temelde barışa dönüştürmemiz gerekiyor. Neden süreci barışa dönüştürmeyelim? Başkan Apo adım attı, arkadaşlar ellerinden geleni yapıyor ama biz bunu devletten de bekliyoruz. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması, halkla görüşebilmesi gerekiyor. Eğer bu koşullar sağlanmazsa barış nasıl sağlanacak? Bir ay görüş oluyor, iki ay görüş olmuyor; bu şekilde gitmez. Bu süreçte kim kaybetti, kim kazandı demiyoruz ama eğer barış olursa iki taraf da kazanacak. Barış sağlanana kadar Perihanların, Gülsümlerin bayrağını yükselteceğiz. Biz onların yolundan gideceğiz. Perihanlar ve Gülsümler her zaman yaşayacaklar; onlar ölmedi, ölümsüzleşti. Onlar bu halkın değeri oldu. Onlarla gurur duyuyoruz, emeklerinin önünde saygıyla eğiliyoruz” ifadelerini kullandı.







