Yeni düzenleme çocukları sistemin şiddetine teslim ediyor
- 09:04 31 Ağustos 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - Çocukları “suça sürükleyen” yoksulluk, erkek şiddeti ve ihmalin görmezden gelindiğini belirten ÖHD’li Meryem Ağar, yeni düzenlemenin çocuğu korumak yerine cezalandırma ve kapatmayı esas aldığını söyledi.
Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan yeni Çocuk Koruma Kanunu Teklifi, çocukları koruyucu tedbirleri güçlendirmek yerine ceza ve infaz mekanizmalarını genişlettiği gerekçesiyle eleştirilerin odağında. “Adli süreçlere dahil edilen çocuklara” yönelik ceza ve infaz hükümlerinde önemli değişiklikler içeren düzenlemeyle, 12-18 yaş grubundaki çocuklara ağır suçlarda verilen hapis cezaları artırıldı. Ayrıca ateşli silahını ihmal sonucu bir çocuğun erişebileceği şekilde muhafaza eden kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörüldü.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Çocuk Hakları ve Hafızası Komisyonu Üyesi Avukat Meryem Ağar, düzenlemeyi çocuk adalet sistemi, çocukların kapatılması, yoksulluk, çeteleşme ve çocukları suça sürükleyen koşullar üzerinden değerlendirdi.
'Hak temelli değil, cezalandırma odaklı'
Son yasal düzenlemelerin “çocuğun iyileştirilmesini ve rehabilitasyonunu” merkeze alan hak temelli bir yaklaşımdan ziyade cezalandırma odaklı bir yaklaşım barındırdığına dikkat çeken Meryem Ağar, getirilen değişiklikleri şu sözlerle özetledi: “12-18 yaş grubunda kasten öldürme ve ağır yaralama gibi suçlarda hapis cezası üst sınırları artırılmış, 15-18 yaş arasındaki çocuklara müebbet hapis cezası verilebilme imkânı getirilmiş, cezanın infazına doğrudan kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması kuralı getirilmiştir. Ayrıca ailelerin bakım ve gözetim ihmaline yönelik hapis cezaları ve tazyik hapsi yaptırımları sertleştirilmiştir. Tekerrür hükümlerine yönelik yaş istisnası yine 18’den 15’e düşürülmüştür. Bu anlamda, ataerkil devlet mekanizmasının klasik yöntemi olan disipline etme, cezalandırma ve kapatma politikaları esas alınmaktadır.”
‘Hapishaneler eril güç ilişkilerinin en yoğun üretildiği yerlerdir’
Cezalandırıcı bakış açısına dayalı bir infaz yönteminin benimsenmesinin çocuğu korumak yerine kurumsallaşmış bir şiddet alanına sevk edeceğini belirten Meryem Ağar, “Hapishaneler, hiyerarşinin şekillendiği ve eril güç ilişkilerinin en yoğun üretildiği yerlerdir. Bu yerler çocuğu rehabilite edemez. Çocukların kapatılmaması gerekir, çocukların yeri hapishaneler değildir. Keza bu cezalandırıcı yaklaşımla çocuk suçluluğu oranları azalmayacak, aksine artacaktır” uyarısında bulundu.
‘Kök nedenler çözülmüyor, suç bireyselleştiriliyor’
Düzenlemede “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin yerini “adli süreçteki çocuk” ifadesine bırakmasının olumlu olarak değerlendirilebileceğini ancak bunun ötesine geçilmediğini aktaran Meryem Ağar, düzenlemenin çocuğu suça iten sosyal, ekonomik, çevresel ve ailevi kök nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışma içermediğini ifade etti. Meryem Ağar, “Düzenleme, çocuğun topluma kazandırılmasını gözetmiyor. Çocuk adalet sisteminden uzaklaşılan, geriye düşen bir düzenleme yapılmıştır. Yasa; suça yol açan ataerkil şiddeti, yoksulluğu, ev içi istismarı, yani çocuğu suça iten kök nedenleri çözmek yerine suçu bireyselleştirerek çocuğu cezalandırıyor” diye konuştu.
‘Koruma yükümlülüğü adli süreçle değil, doğumla başlar’
Devletin çocukları koruma yükümlülüğünün, suç işlendikten veya çocuk adli sürece girdikten sonra değil, çocuk doğduğu anda başladığının altını çizen Meryem Ağar, Anayasa’nın 41’inci ve 61’inci maddelerinin devlete, çocuğu her türlü istismar, şiddet, yoksulluk ve ihmale karşı koruyacak önleyici tedbirleri alma ödevi yüklediğini hatırlattı. Devletin suçu önleme noktasındaki pozitif yükümlülüğünün cezalandırmayla yerine getirilemeyeceğini vurgulayan Meryem Ağar, şunları dile getirdi: “Devlet; kreş, nitelikli eğitim, ücretsiz beslenme ve güvenli yaşam alanları sağlamakla pozitif olarak yükümlüdür. Bu kamusal hizmetler sunulmadığında, yaşanan yoksulluk ve korumasızlık sonrası çocuk suça sürüklendiğinde, artık orada mağdur bir çocuktan, sistemin mağduru olmuş bir çocuktan bahsedebiliriz ancak. Aynı şekilde, sosyal devlet ilkesi gereğince de devletin çocuğun eğitimi ve bakımı hususlarında gerekli önlemleri alması gerekir. Yoksulluk, çocukları eğitimden koparan, çocuk işçiliğine ve çocukların çetelerin hedefi hâline gelmesine neden olan bir durumdur. Bu anlamda, bu durumlar bireysel değil, toplumsaldır ve bu sebeple de politiktir.”
‘Devlet mağdur olan çocuğu cezalandırmayı seçiyor’
Patriyarkanın kadınlar üzerinde olduğu gibi çocuklar üzerinde de derin yaralar bıraktığını vurgulayan Meryem Ağar, “Ataerkil toplum yapısı ve erkek şiddeti, çocukları savunmasız bırakıp eziyor. Kız çocukları, ev içi şiddet ve baskıdan kaçarken genelde suça sürükleniyor; erkek çocukları da yine aynı şekilde ataerkinin güç, şiddet ve silah gibi hegemonik erkeklik kalıplarına kapılarak suça sürüklenebiliyor. Sürekli ailenin kutsallığından bahseden devlet, o aile içindeki ne çocuğu ne de kadını koruyabiliyor. Patriyarkal şiddet ve sömürü devam ediyor, devlet mağdur olan çocuğu cezalandırmayı seçiyor” ifadelerini kullandı.
‘BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ihlal ediliyor’
Atılan adımların, Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (ÇHS) temel ilkeleriyle çeliştiğini ve ciddi bir geriye gidiş anlamına geldiğini belirten Meryem Ağar, uluslararası mevzuat ihlallerini şu maddelerle sıraladı:Çocuğun Yüksek Yararı İlkesi (ÇHS Madde 3): Atılan her adımda çocuğun esenliği ve rehabilitasyonu öncelikli olmalıdır. Hapis cezalarının sürelerinin artırılması ve doğrudan kapalı cezaevine yönlendirme, bu ilke ile çelişmektedir. Özgürlükten Yoksun Bırakmanın Son Çare Olması (ÇHS Madde 37/b): Uluslararası hukuk, tutuklama ve hapis cezasının çocuk için en son başvurulacak tedbir olmasını ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanmasını şart koşar. Cezaların ağırlaştırılması ve infaz rejiminin sertleşmesi, bu kurala aykırılık teşkil eder. Rehabilitasyon ve Yeniden Topluma Kazandırma (ÇHS Madde 40): Çocuk adalet sisteminin amacı ‘cezalandırmak’ değil, “topluma yeniden kazandırmaktır.” Kapalı cezaevi şartlarının öne çıkarılması, rehabilitasyon mantığına terstir.
Onarıcı adalet için atılması gereken acil adımlar
Çocuk adaletini cezalandırıcı modelden onarıcı ve koruyucu bir modele geçirmek için acilen atılması gereken hukuki adımları da aktaran Meryem Ağar, çözüm yollarını şöyle ifade etti:
*Önleyici Sosyal Hizmet Ağı: Okul terkleri, çocuk işçiliği ve yoksulluk risk haritaları çıkarılarak Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında doğrudan entegre erken uyarı ve müdahale mekanizmaları kurulmalıdır.
*Alternatif Tedbirler: Hapis cezası ve kapatma yerine rehabilitasyon odaklı mekanizmalar, asli yaptırım hâline getirilmelidir.
*İnfaz Rejiminin İyileştirilmesi: Çocukların kapalı cezaevlerinde barındırılması uygulamasından tamamen vazgeçilmeli; çocuk eğitimevleri, psikososyal destek ve mesleki beceri kazandırma odaklı uzmanlaşmış kurumlara dönüştürülmelidir.
*Çocuğun “Mağdur” Statüsünün Korunması: Çocukları suça iten, çetelere devşiren veya silahlandıran yetişkin örgütleyicilere uygulanan cezalar en üst sınırdan verilmeli; suça sürüklenen çocuk ise suçlu değil, örgütün “mağduru” kabul edilerek koruma şemsiyesine alınmalıdır.
*Bütüncül Çocuk Mahkemeleri: Bünyesinde çocuk psikologlarının, sosyal hizmet uzmanlarının ve sosyologların aktif karar verici ve yönlendirici olduğu bağımsız Çocuk Mahkemeleri yapısı, tüm illerde yaygınlaştırılmalıdır.
*Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimleri: Çeteleşmeyi ve şiddeti besleyen “erkeklik” kalıplarıyla mücadele etmek amacıyla okullarda ve yargı mekanizmalarında toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri zorunlu kılınmalıdır. Kız çocuklarını ev içi şiddet ve istismardan koruyacak özel sığınma ve destek ağları ile erkek çocukları sokak şiddetinden uzaklaştıracak sosyal politikalar eş zamanlı yürütülmelidir.







