Gıdaya erişim: Yoksula geçmiş ürünler, zengine stabil piyasa

  • 09:02 5 Ağustos 2026
  • Emek/Ekonomi
Devrim Fındık
 
İSTANBUL - Sağlıklı gıdaya erişimin bir lüks değil, temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Gıda Mühendisleri Odası Yöneticisi Zelal Kal, "Mevcut sistem insanları sağlıklı beslenmekten uzaklaştırıp sadece karın doyurmaya mahkum ediyor" dedi.
 
Ekonomik kriz, derinleşen yoksulluk ve kapitalist gıda politikaları, halkın en temel ihtiyacı olan gıdaya erişimi engelliyor. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Zelal Kal ile sağlıklı gıdaya erişim, gıdadaki sınıfsal uçurumu ve bu krizin kadınlar ile çocuklar üzerindeki ağır yükünü konuştuk. 
 
'Gıdaya erişim sınıfsaldır' 
 
Türkiye’deki ekonomik tablonun gıdaya erişimi doğrudan bir sınıfsal bariyere dönüştürdüğünü belirten Zelal Kal, dünyadaki genel seyrin aksine Türkiye'de gıda enflasyonunun kronik bir artışta olduğunu söyledi. Alım gücünün düşmesiyle birlikte hanelerin beslenme programlarının tamamen değiştiğine dikkat çeken Zelal Kal, “İnsanlar artık sadece beslenmeyi belli bir karın doyurma seviyesine indirgemiş durumda. Haneler daha çok makarna ve karbonhidrat tüketimine ağırlık veriyor; et, süt, sebze ve meyve gibi temel besinler ise maalesef tamamen geri planda kalıyor. Bu durum toplum sağlığı ve halk sağlığı açısından çok ciddi bir risk. Çünkü sağlıklı beslenemezsek, sağlıklı nesiller yetiştiremeyiz” dedi. 
 
'Krizin yükünü kadınlar ve çocuk çekiyor'
 
Derinleşen yoksulluğun en ağır faturasını kadınların ve çocukların ödediğini vurgulayan Zelal Kal, çocuklarda yetersiz beslenmeye bağlı olarak gelişim bozukluklarının ve bodurluğun (budurizm) baş gösterdiğini ifade etti. Krizin ev içindeki yansımalarının ise kadına yönelik emek sömürüsünü katmerlediğini belirten Zelal Kal, şöyle devam etti: “Kadınlar üzerinde ciddi bir yük var. Hane içindeki ekonomik düzen kötü olduğu için kadın daha evde ‘Akşam ne yemek pişireyim?’ kaygısına düşüyor. Bununla da kalmayıp ev ekonomisine katkı sunmak için çoğunlukla güvencesiz, merdiven altı ortamlarda ekstra işler yapmak zorunda kalıyor. Tıpkı Gebze’deki patlamada şahit olduğumuz güvencesiz çalışma koşulları gibi. Kadın hem ev içinde bir emek sömürüsüyle karşı karşıya kalıyor hem de hayatta kalabilmek için güvencesiz bir ekonomik sürece dahil ediliyor.”
 
Yoksula tarihi geçmiş gıda, zengine stabil piyasa
 
Gıdaya erişimdeki adaletsizliğin mekansal ve sınıfsal olarak nasıl ayrıştığını çarpıcı örneklerle anlatan Zelal Kal, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “israfı önleme” adı altında açtığı Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) geçmek üzere olan ürünlerin satıldığı marketlere değindi. Bu marketlerin konumlandığı yerlerin sınıfsal bir tercih olduğunu söyleyen Zelal Kal, şu noktalara dikkat çekti: “Bu marketler İstanbul gibi bir yerde hangi lokasyonlarda açılıyor? Yoksul halkın yaşadığı kent çeperlerinde mi, yoksa her yerde mi? Eğer sadece yoksul mahallelerde açıyorsanız bu şu anlama gelir: ‘Zaten tazesine erişemediğiniz gıdanın, bir de son tüketim sınırına gelmiş olanını tüketeceksiniz.’ Diğer taraftan maddi durumu iyi olan kesim ise her marketten alışveriş yapabiliyor ve onların yaşadığı semtlerde böyle marketler açılmıyor. Bu doğrudan sınıfsal bir farklılıktır. Keza yapılan anketler de yoksul kesimin yaşadığı bölgelerde gıda etiketlerinin aylık bazda sürekli yukarı yönlü dalgalandığını, zengin semtlerde ise bu dalgalanmanın çok daha stabil olduğunu gösteriyor. Akşam pazarlarına yönelme, marketlerde ‘çıkma’ diye tabir edilen kalitesi düşmüş ürünlere kalma, hep bu sınıfsal sıkışmışlığın sonucudur.”
 
 
Denetim yetersiz 
 
Bakanlığın her ay yayınladığı taklit ve tağşiş listelerinin gıda güvenliğindeki vahameti gözler önüne serdiğini belirten Zelal Kal, üreticilerin yüksek girdi maliyetlerinden kaçmak için hileli üretime başvurduğunu ifade etti. Sucuk ve sosis gibi ürünlerde tek tırnaklı hayvan etlerinin, sakatatların ve yabancı bileşenlerin çıkmasının ekonomik krizle doğrudan bağını kuran Zelal Kal, denetim mekanizmasındaki zafiyetleri şu sözlerle eleştirdi: “Girdi fiyatları çok yüksek olduğunda üretici hileye başvuruyor. Bakanlık bunu ifşa ediyor ama caydırıcı cezalar olmadığı için A şirketi ismini değiştirip faaliyetine aynen devam ediyor. Bizim iki temel talebimiz var: Etik üretim ve etkin denetim. Etkin denetim için başta gıda mühendisleri olmak üzere veteriner hekimlerin ve kimya mühendislerinin kamudaki istihdamının acilen artırılması gerekiyor. Bakanlıktaki meslektaşlarımızın sayısı yetersiz, bu yüzden denetimler istenen sıklıkta ve yetkinlikte yapılamıyor.”
 
'Çözüm ekolojik ve kamusal politikada'
 
Gıda güvenliğinin sadece mutfaktaki hijyen kurallarıyla çözülemeyeceğini, sorunun kaynağına, yani toprağa ve tarım politikalarına bakılması gerektiğini belirten Zelal Kal, zirai mücadele adı altında toprağa verilen pestisitlerin (kimyasal ilaçlar) yarattığı ekolojik tahribata dikkat çekti. Son dönemde kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı’nın eksikliğinin tarımda planlama krizine yol açtığını söyleyen Zelal Kal, sulak alan analizi yapılmadan popülist politikalarla ekilen ve aşırı su tüketen avokado gibi ürünlerin toprağı ve su kaynaklarını tükettiğini ifade etti. Savaşların ve yanlış tarım politikalarının dışa bağımlılığı artırdığını belirten Zelal Kal, "Ukrayna-Rusya savaşı çıktığında marketlerde ayçiçek yağı peşinde koştuk. Türkiye gibi dört mevsimin yaşandığı bir tarım ülkesinde yönümüzü inşaat odaklı yapılara çevirdiğimiz için tarım alanlarını, zeytinlikleri yok ediyoruz. Kırsal boşalıyor, denizlerimiz müsilajla, kimyasal atıklarla kirletiliyor. Kısa vadede fark edilmese de uzun vadede geri dönüşü olmayan hasarlar bırakıyoruz" uyarısında bulundu.
 
'Güvenli gıda anayasal bir haktır'
 
Yerel yönetimlerin, bakanlığın ve meslek odalarının tabandan tavana ortak bir gıda politikası yürütmesi gerektiğini vurgulayan Zelal Kal, son olarak hem kamu kurumlarına hem de topluma şu çağrıda bulundu: "Sağlıklı, güvenli, yeterli gıdaya sürdürülebilir bir şekilde ulaşmak lüks değil, anayasal bir haktır. Bu sorunun çözümünde birinci dereceden sorumlu devlet merciidir. Meslek odası olarak amacımız yerel yönetimlerle, bakanlıkla sıkı çalışmak ve kamuda gıda mühendisi istihdamını artırmaktır. Okullarda çocukluktan itibaren gıda güvenliği ve ekolojik farkındalık eğitimleri başlatılmalıdır. Tüketiciler de markete gittiğinde ambalaj kontrolü, saklama koşulları gibi etiket okuryazarlığı bilincine sahip olmalı, gördüğü olumsuzlukları Alo 174 hattına şikayet ederek, hakkını aramalıdır. Bu krizden çıkış ancak topyekün bir kamusal çağrıyla ve herkesin elini taşın altına koymasıyla mümkündür."