Ekonomik krizin yükü kadının omzunda: Tasarruf değil sömürü
- 09:04 30 Nisan 2026
- Emek/Ekonomi
Melike Aydın
İSTANBUL - Ekonomik kriz derinleşirken kadınların iş gücüne katılımı, hane içi emek sömürüsü ve finansal şiddet sarmalını değerlendiren Ekonomist Merve Ulusoy, krizin kadınlar üzerindeki etkisinin sadece gelir kaybı değil, bir "zaman ve sosyal izolasyon" yoksulluğu olduğunu vurguladı.
Ekonomik krizin derinleştiği süreçte kadınların iş gücüne katılımı, hane içi emek sömürüsü ve finansal şiddet sarmalı giderek derinleşiyor. Hem TÜİK hem de DİSK-Ar’ın verilerine göre kadın istihdamı erkeklere oranla ortalama 34 puan geride kalırken, her üç kadından biri derin yoksulluk sınırında olduğunu ortaya koyuyor. Kadınların istihdamı yüzde 35 bandına sıkışırken, genç kadınlarda bu oran yüzde 40’ın üzerine çıkarak, kritik boyutlara ulaşmış durumda.
Ekonomik krizlerin kadınlar üzerindeki etkilerini değerlendiren Ekonomist Merve Ulusoy, kadının emeğinin "ikincil" görülmesinin yapısal bir şiddet biçimi olduğunu belirtti.
İş gücü piyasasında cinsiyet uçurumu
Türkiye’deki iş gücü piyasasındaki cinsiyet uçurumuna dikkat çeken Merve Ulusoy, kadınların ekonomik sisteme baştan dezavantajlı dahil edildiğini ifade etti. Merve Ulusoy, "Kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 35 bandında, erkeklerde ise bu oran iki katından fazla. Kadınlar daha düşük ücretli, kayıt dışı ve güvencesiz alanlarda yoğunlaşıyor. Kriz anlarında işverenlerin ilk gözden çıkardığı kesim kadınlar oluyor; çünkü kadın, hane içinde 'ikincil kazanç sağlayıcı' olarak konumlandırılıyor. Hizmet sektöründeki daralma, doğrudan kadın istihdamını vuruyor" dedi.
Artan maliyetler kadını zorluyor
Gıda enflasyonu ve artan maliyetlerin hane içindeki yönetimini kadınların üstlendiğini belirten Merve Ulusoy "görünmeyen tasarruf" kavramına vurguda bulundu. Merve Ulusoy, "Kadın, bütçeyi dengelemek adına genelde kendi tüketiminden vazgeçiyor. Daha düşük besin değerli gıdalara yöneliyor, öğün sayısını bire düşürüyor. Protein kaynaklı gıdalarda belirgin düşüş yaşanırken; kadın giyim ve sosyal harcamalarından tamamen el çekiyor. 'En son ve en az tüketen' haline gelen kadın, aslında kendi sağlığını krizin finansmanı için feda ediyor. Acil nakit ihtiyacında ise ilk elden çıkarılan yine kadının yastık altındaki altını ve takısı oluyor" diye belirtti.
Zaman yoksulluğu
Ulaşım maliyetleri ve ev içi üretim zorunluluğunun kadınları eve hapsettiğini ifade eden Merve Ulusoy, krizin kadının sosyal bağlarını kopardığını dile getirdi. Merve Ulusoy "Ulaşım harcamalarının kısılması kadının hareket alanını daraltıyor; bu da sağlık ve sosyal hizmetlere erişimi engelliyor. Bir 'sosyal izolasyon' süreci başlıyor. Daha ucuz alternatifler üretmek için ev içindeki mesai artıyor. Bu durum literatürde 'zaman yoksulluğu'dur. Kriz sadece geliri değil, kadının yaşam süresini de gasp ediyor” şeklinde belirtti.
Finansal tahakküm
Merve Ulusoy, krizin aile içindeki güç dengelerini erkek lehine sertleştirdiğini ve bunun bir "finansal şiddet" olduğunu belirtti. Merve Ulusoy "Kadın gelir elde etse bile bunun harcanmasına tek başına karar veremiyor. Banka kartına el konulması, borç yükü altına sokulması veya finansal kararların dışına itilmesi kriz döneminde artıyor. Mülkiyetin (tapu, araç) genelde erkek adına olması, kadını varlık temelli güvenceden yoksun bırakıyor. Ekonomik kırılganlık, kadının çıkış seçeneklerini sınırlayarak onu ilişkisel bir mecburiyete ve şiddete açık hale getiriyor” diye ifade etti.
Çözüm: Bakım emeği yükü paylaşılmalı
Sorunun çok boyutlu olduğu gibi çözümün de çok boyutlu olması gerektiğini dile getiren Merve Ulusoy, yapısal dönüşüm için şu önerilerde bulundu: "Eşit ücret ilkesi sadece mevzuatta kalmamalı, denetlenmeli. 0-3 yaş grubu için devlet destekli kreşlerin kapasitesi artırılmalı. Kadının ücretsiz bakım emeği ekonomik hesaplara dahil edilmeli; çünkü kadın aslında devletin yapması gereken işi tek başına üstleniyor. Doğum izni sadece kadına değil, erkeğe de zorunlu tutulmalı ki bakım yükü ortaklaşsın. Cinsiyete duyarlı bütçeleme ile kamu harcamaları yeniden şekillenmeli. Kadın yoksulluğuyla mücadele, sadece bir gelir aktarımı değil; istihdam niteliği ve kamusal hizmete erişim meselesidir."







