AKPM Üyesi Laura Castel: Kürt halkının hakları tanınmalı

  • 09:02 2 Şubat 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA-  Kuzey ve Doğu Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulunan AKPM Üyesi Laura Castel, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması çağrısında bulunulması gerektiğini belirterek, “Tüm halkların kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Birleşmiş Milletler Şartı'nda da bu hak tanınmaktadır” dedi. 
 
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çeteler 6 Ocak Halep’in Kürt mahallerine saldırdı. Çeteler ardından ateşkese rağmen Rojava’ya yönelik saldırılar başlatırken, Rojava halkı yediden yetmişe direnişe geçerek, çetelere geri adım attırdı. QSD ve Şam yönetimi 30 Ocak’ta yeni bir anlaşma yaparken, ateşkes ilan edildi. Anlaşma maddelerinin hayata geçilmesi beklenilirken, Kobanê’de kuşatma hala sürüyor.  İspanya Temsilciler Meclisi Üyesi Katalan Senatör ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Üyesi Laura Castel, Rojava ve Kobane’deki durumu değerlendirdi. 
 
 ‘Bu bir sınır sorunu değil küresel bir sorun’
 
Rojava modeline yönelik saldırıların ve Kobanê kuşatmasının hâlâ sürüyor olmasının sınır çizgilerinin ötesinde bir durum olduğunu ifade eden Laura Castel, “Bence bu, milislerin ve Türk hükümetinin bir stratejisidir. Çünkü milisleri ve geçiş hükümetini silah ve insansız hava araçlarıyla destekliyorlar. Türk hükümetinin sağladığı tüm silahlarla bombardıman yapılıyor. Bu nedenle bu kesinlikle bir strateji, bir sınır sorunu değil. Bu küresel bir sorun. Elbette bölgesel bir sorundan çok daha fazlası. Bölgesel bir sorun gibi görünse de uluslararası toplumun bazı devletlerini de ilgilendiriyor. Bu önemsiz bir şey değil, aksine tarihsel bir durum. Gazze’deki ve İran’daki durumla çok güçlü bağları var. Bence hepsi birbiriyle bağlantılı. Bu küresel bir sorun” dedi.  
 
Kürt halkının özgürleşmesi gerekliliği
 
Uluslararası toplumun ve Avrupa kurumlarının, Kürtler söz konusu olduğunda insan hakları söyleminin bir “istisna rejimine” dönüştüğü yönündeki değerlendirmelere ilişkin konuşan Laura Castel, şöyle dedi: “Bazen bunun kişisel bir algı olduğunu düşünüyorum. İnsanlar Kürt kadınların nasıl mücadele ettiğini, Kürt hareketinin ne kadar feminist ve ne kadar güçlü olduğunu tam olarak idrak edemiyor. Bu yüzden uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların, günümüz siyasetinde Kürt halkının özgürleşmesinin ne kadar gerekli olduğunun farkına varabilmeleri için daha fazla bilgilendirilmeye ihtiyaçları var.”
‘Savaşan tek kesim Kürt kadınları’
“Bu ilerici siyaset ve bu ilerici yaklaşım, Orta Doğu’da Afganistan, İran ve diğer otokratik rejimlerin varlığı nedeniyle son derece gereklidir” diyen Laura Castel,“Bu nedenle bunun çok gerekli olduğunu ve küresel toplumun bu konuda daha fazla bilgi sahibi olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü herkes Trump’ı, Grönland’ı, Ukrayna’yı konuşuyor. Ama Kürt halkının terk edildiği ve IŞİD mahkûmlarının serbest bırakılmasıyla sokaklara döküldüğü hissine kapılıyorum. Bunun acımasız ve sadistçe olduğunu düşünüyorum. Savaşan tek kesim Kürt kadınlarıdır. Elbette Kürt halkının tamamı mücadele ediyor ama esas olarak bu mücadele kadınların liderliğinde yürütülüyor” diye belirtti. 
 
‘Trump uluslararası düzeni bozuyor’
 
ABD ve bölgesel güçlerin, çatışmalar sürerken Rojava’yı yalnızlaştırma siyasetine de değinen Laura Castel, “Bu çok büyük bir sorun. Ancak benim için en can sıkıcı olan örneklerden biri, Von der Leyen’in El-Şara ile bir anlaşma yaparak milislere 620 milyon avro verilmesi oldu. Görünüşe göre bu para hükümete de aktarılmış. Milisler sadisttir. Bu nedenle bunun çok büyük bir sorun olduğunu ve uluslararası düzenin tamamını etkilediğini düşünüyorum. Artık herkes Trump’ın Maduro’yu kaçırarak uluslararası düzeni bozduğunun farkında. Grönland’ı tehdit ederek de uluslararası düzeni sarsıyor. Ancak Suriye’de yaşananların da uluslararası düzenin açık bir biçimde bozulması anlamına geldiğini düşünüyorum” sözlerini kullandı. 
 
‘Anayasa’da kendi kaderini tayin hakkı çağrısı yapılmalı’
 
Ortadoğu’ya yönelik bu projenin uzun süredir planlandığını ve bunun son derece açık olduğunu ifade eden Laura Castel, Türkiye’deki barış ve demokratik toplum sürecine de değindi. Castel, şunları söyledi:“Bu operasyonun çok uzun zamandır planlandığını ve barış sürecine yönelik bir sabotaj olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin barış sürecini boykot etmesi de uzun süredir planlanan bir stratejidir. Avrupa Konseyi ve bir insan hakları savunucusu olarak, Türk makamlarının eylemlerini de kapsayan uluslararası bir soruşturma çağrısı yapmalıyız. Aynı zamanda Suriye hükümetine, iyi niyetle yeniden müzakere masasına dönmesi ve gelecekte hazırlanacak anayasada Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıması çağrısında bulunmalıyız.”
 
‘Tüm halkların kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz’
 
Bu konuda konsey ve parlamentodaki çalışmalarına da değinen Laura Castel, “Kürtlerle, Kürt avukatlarla, gazetecilerle ve sizin gibi Kürt gazetecilerle çok sayıda toplantı yaptım ve yapmaya devam edeceğim. Tartışmalara müdahil olarak farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bu konuda bir tartışma önerisi sunduk ve çeşitli değişiklikler öneriyoruz. Sesimizi yükseltiyoruz, çünkü bazen meslektaşlarımız bu konuyu konuşmak istemiyor. İran’ı, Grönland’ı ya da Ukrayna’yı konuşmak istiyorlar. Ancak Kürt halkını ve Kürtlerin IŞİD’e ve Suriye hükümetine karşı yürüttüğü mücadeleyi konuşmak istemiyorlar. Bu yüzden biz bu çalışmaları sürdürüyoruz. Ayrıca bir Katalan olarak kendi kaderini tayin etme hakkının savunucusuyum. Tüm halkların kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Bu hak Birleşmiş Milletler Şartı’nda da açıkça tanınmaktadır. Bir yandan insan hakları, piyasa ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerden söz ediyorsunuz, diğer yandan suç işleyen aktörleri destekliyorsunuz. Bu benim için açık bir çifte standarttır ve her geçen gün daha da derinleşmektedir. Rusya’ya karşı Ukrayna’yı destekleyerek ihlalleri kınamak çok kolay, ancak Türkiye’yi ve Suriye’yi işaret etmek çoğu zaman zor oluyor. Suriye Avrupa Konseyi kapsamı dışında olabilir ama Türkiye değildir. Biz bu çalışmaları, Kürt meselesine ilişkin bu çifte standardı görünür kılmak için yapıyoruz. Kürt meselesi ve Kürt mücadelesiyle her zaman dayanışma içinde olacağım. Çünkü özgürlük için mücadele eden tüm halkların kardeşçe bir arada durması gerektiğine inanıyorum. Bazı insanlar Kürt feminizmini tanımıyor olabilir, ancak bunun farkında olmaları ve dayanışma göstermeleri gerekir” şeklinde konuştu.