‘Kadınlar yaslarını büyük bir mücadeleye dönüştürüyor’

  • 09:04 24 Ocak 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
 
İZMİR - Kürdistan’da yasın hiçbir zaman bitmediğini belirten Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Burcu Çelik Özkan, kadınların yaslarını büyük bir mücadeleye dönüştürdüğünü ifade ederek, “Yaşanan her olaydan daha güçlü bir kadın mücadelesi inşa etmenin peşindeyiz” dedi.
 
Erkek egemen, ulus devlet yapısının, yeni bir sistemin inşasına karşı ideolojik, fiziki, kültürel soykırım gerçekleştirmek adına her yolu kullanabildiğinin örneği 6 Ocak’tan bu yana Rojava ve Suriye’de dünyanın gözü önünde yaşanıyor. Önce direnenlerin hedef alınarak korku yaymak istenen Rojava’daki savaşta HTŞ ile Türkiye’ye bağlı çetelerin işkenceleri, cenazelere saldırılar üzerinden de gündeme geliyor. Mûş’ta 2015 yılında YJA STAR’lı Ekin Wan’ın bedenine yönelik saldırı ve Halep’te büyük bir direnişle halkını savunmasının ardından yaşamını yitiren kadın savaşçının bedeninin hedef alınması ise zihniyetlerin ortak olduğunun kanıtı. Saldırılara tepkiler büyürken, yaşamlarını yitirenlerin bedenlerine yönelik işkencelerin yası da sokaklarda mücadele ile tutuluyor.
 
Yaşamlarını yitirenlerin ve özellikle kadınların bedenlerine yönelik saldırıların, kadınlara ve topluma verilen bir gözdağı olduğunu dile getiren Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Burcu Çelik Özkan, buna karşı kadınların ve toplumun, yaslarını büyük bir mücadeleye dönüştürdüğünü söyledi.
 
‘Kürdistan'da yas hiçbir zaman bitmedi’
 
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi’nin gerçekleştirdiği panellerde hem kadınlar yönünden hem de diğer kimlikler yönünden bedene, cenazeye, ölüme yönelimin nedenlerini tartışmaya çalıştıklarını ifade eden Burcu Çelik Özkan, “Kadın bedeni üzerinden ele aldığımız zaman kadın savaş süreçlerinde, sadece dolaylı bir yönelim olan bir beden değil, doğrudan da müdahale edilen; cenaze ise eğer bu beden, bütünlüğü bozulabilen bir noktada. Hayatını kaybeden kişinin, bu dünyayla ilişkisinin kesilmesi hususunu net bir şekilde ortaya koymamız gerektiğini düşünüyoruz. Yani tartıştığımız tüm örneklerde, Taybet Ana, Ekin Wan, Cemile Çağırga ve yine Halep'te katledilen ve katledilme biçimi ve sonrası gayri ahlaki bir şekilde bütün dünyayla paylaşılan bir kadın savaşçının örneğini verdik. Burada birçok yönüyle biz kadınlara mesaj veriliyor. Bizim açımızdan bu bedenler sadece ölü beden değil. Diğer yönüyle de tabii ki geride kalan aileleri, yakınlarını göz ardı edemeyiz. Burada aslında büyük gözdağının önemli bir parçası, geride kalan aileye, yakınlara, bir bütün topluma veriliyor.  Bu örnekler, bizim gibi sahada bulunduğu her yerde mücadele eden, özellikle kadınlara dönük bir gözdağıdır aslında. Fakat şunu rahatlıkla söyleyelim. Örneklemeler bitmez, yönelimler bitmedi, bitmiyor. Kürt coğrafyasında, Kürdistan'da yas hiçbir zaman bitmedi. Yas çok canlı ve diri. Biz henüz bir yakınımızın, bir arkadaşımızın yasını tutmak isterken başka bir vakanın açığa çıkmasıyla o yası devam ettirmek durumunda kalıyoruz” dedi.
 
‘Yaşananlardan daha güçlü bir kadın mücadelesi yaratmanın peşindeyiz’
 
Katledilen, yaşamlarını yitirenlerin daha sonra bedenlerine saldırılması nedeniyle ailelerinin, yakınlarının ve duyarlı kamuoyunun yas sürecine girmeden mücadele sürecine başladığını vurgulayan Burcu Çelik Özkan, “Hayatını kaybeden bedenleri teslim alabilmek, bedenlerin herhangi bir bütünlüğüne zarar gelmeden teslim alabilmek bile şu anda çok önemli bir noktada. Çünkü 21’inci yüzyıl savaş politikalarının ve ne yazık ki yönetim biçimlerinin, rejimlerin şekli itibariyle kullandıkları araçlar, kullandıkları dil ve var olan güncel eril yasalar, kaybettiklerimiz ve geride kalanlarımızı korumuyor. Korumadığı için de bizler, yürüttüğümüz panellere de devam edeceğimiz üzere bu çalışmalara ve mücadeleye devam edeceğiz. Yaşanan olaylar elbette ki çok dramatize edilebilir ama biz bunu da doğru bulmuyoruz. Tam tersi, yaşanan her durumdan her olaydan daha güçlü bir kadın mücadelesi yaratmanın, inşa etmenin peşindeyiz” şeklinde konuştu.
 
Kadınlar yasını sessiz sedasız değil, politikleştirerek tutuyor
 
Burcu Çelik Özkan, kadınların, yaslarını büyük bir mücadeleye dönüştürdüğünü ve kadın mücadelesinin mirasını yürütmenin büyük bir sorumluluk olduğunu dile getirerek, şu ifadelere yer verdi: “Barış Anneleri’ni, Cumartesi Anneleri’ni konuştuğumuzda o evinde sessiz sedasız yasını tutması beklenen kadının, nasıl kamusal alanda mücadeleyi politikleştirdiğini ve yasın kocaman bir çığlığa döndüğünü de görüyoruz. Yüzyıllardır devam eden kadın mücadelesinin bıraktığı mirası taşımaya çalışan, buna layık olmaya çalışan bizlerin aldığı ve yürütmeye çalıştığı çok büyük bir sorumluluk elbette. Umarım bugün ve bugünden sonra da geçmişin hakikatiyle birlikte, gelecekte tüm insanlığın, kadınların, inançların birlikte yaşayabileceği rengarenk bir gökyüzünün altında bir araya gelebileceğimiz, demokratik ve insancıl hukukun yaşam bulduğu, ütopik değil, aslında mümkün olan düzeni; toplumsal, demokratik düzeni inşa etmek noktasında başarıya ulaşacağız.”