‘Rojava’nın korunması tüm dünya kadınlarının sorumluluğudur’

  • 09:05 23 Ocak 2026
  • Güncel
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Rojava ve Suriye’de süren saldırılara ve HTŞ’nin kadın kırımını hedefleyen uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yasemin Özgün, saldırıların askeri bir operasyonun ötesinde “özel savaş politikası” olduğunu vurgulayarak “Rojava’daki kadın özgürlükçü modelin korunması tüm dünya kadınlarının sorumluluğundadır” dedi.
 
Kadın devriminin kazanımlarını hedef alan HTŞ çetelerinin, Türkiye’nin de desteğiyle 6 Ocak’tan bu yana sürdürdüğü saldırılarına karşı tüm dünyada halklar ve kadınlar alanlarda ses çıkarıyor. Rojava Devrimi’ni yok etmeyi hedefleyen, ateşkes ilanına rağmen süren saldırılarda özellikle özerk sistemin inşasında öncü rol üstlenen kadınların ve kadın özgürlük mücadelesinin hedef alınması, DAİŞ’in yeniden saldırılara dahil edilmesi, tehlikenin sadece bölgesel değil, küresel etkisini ortaya koyuyor.
 
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Yasemin Özgün, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin konuştu. Yasemin Özgün, HTŞ’nin sivil halkı ve kadınları hedef alan saldırıları için, “Kadınların saldırı altında olduğu bir dünyada hiçbirimiz özgür değiliz” diyerek küresel dayanışma çağrısı yaptı.
 
‘Uluslar arası güçlerin desteğiyle yeniden canlandı’
 
Suriye’de saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yasemin Özgün, saldırıların sadece askeri boyutu olmadığını, doğrudan kadın kimliğini ve bedenini hedef alan özel savaş politikalarının bir parçası olduğunu vurguladı. Yasemin Özgün, “Bu yapı kadın bedenini savaş alanında nesneleştiriyor. Bu yapı; hem insanlığa yönelik saldırılarıyla hem kadınları esir alan, onların bedeni üzerinden tahakküm kuran, işkenceler yapan ve kadınların bedenini savaş alanında bir kez daha nesneleştiren bir karakterdedir. Bu yapı, tabii ki Kobanê savaşlarında başlayan direnişle büyük ölçüde püskürtülmüş ve aslında sadece Kürtler değil, dünya için oluşan tehdit de büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Ancak şu anda bu tehdidin, özellikle uluslararası güçlerin desteğiyle tekrar canlandığını görüyoruz” şeklinde konuştu.
 
‘Saldırılar derhal durdurulmalı’
 
Saldırıların ilk anından itibaren halkın ve savunmasız kesimlerin hedef alındığına dikkat çeken Yasemin Özgün, özellikle kadın direnişçilere yönelik gerçekleştirilen işkence ve katliamların dijital medya üzerinden servis edilmesini "özel savaşın en çirkin boyutu" olarak yorumladı. Kadınların bedeni üzerinden “zafer çığlıkları” atılmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Yasemin Özgün, “Bölgede bugüne kadar elde edilen kazanımları; Kürtlerin seküler, demokratik ve kadınları merkeze alan, kadın-erkek eşitliğini savunan anlayışını ortadan kaldırmaya yönelik bir girişim olarak okumak lazım. Bu durum aynı zamanda bütün Suriye halkları için de bir kayıptır. Suriye'de gerçek anlamda demokratik, kendi kendini yöneten ve halkların özgür bir ortamda kendi kaderlerini tayin ettikleri bir ortam yaratmaya dönük imkânlara yapılmış bir saldırıdır ve bu fırsatın ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. O yüzden bu saldırıların derhal durdurulması gerekmektedir. Şu ana kadar pek çok ateşkes çağrısı yapıldı ama maalesef bir sonuca ulaşılamadı” dedi.
 
‘Özgür zeminde yaşamanın yolu HTŞ’yi durdurmaktan geçiyor’
 
Yasemin Özgün, Suriye’de inşa edilen demokratik modelin kadın özgürleşmesi üzerindeki etkisine işaret ederken, bu yapıya yönelik saldırıların tesadüf olmadığını belirtti. Kadınların iradeleştiği her alanın eril zihniyetin hedefi olduğunu kaydeden Yasemin Özgün, “Burada kadınların güçlü ve özgür olduğu, demokratik bir işleyişin bulunduğu bir yapıdan yana olmak, aynı zamanda kadınlardan ve kadın özgürleşmesinden yana olmak anlamına gelir. Bu, kadın mücadelesinin ulaştığı noktanın korunması demektir. Dolayısıyla yapılan tüm bu saldırıları kınayan bir yerde durmamız gerekiyor. Bu saldırılara karşı uluslararası kadın dayanışmasını güçlendirmeliyiz. ‘Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’ olarak dünyadaki bütün kadın örgütlerine çağrı yaptık. Kadınların sesini bütün dünyada daha seküler ve daha demokratik bir Suriye için yükseltmeliyiz. Sadece Suriye değil; Türkiye'de ve diğer coğrafyalarda yaşayan kadınların daha özgür ve eşitlikçi bir zeminde yaşamasının yolu HTŞ'yi durdurmaktan geçiyor. Uluslararası güçler maalesef pek çok şeye kulaklarını tıkamış durumdalar ve sicilleri ortada olan bu cihatçı çetelerin yaptığı vahşi soykırıma ve katliamlara sessiz kalıyorlar. Dünyanın herhangi bir yerinde kadınların bu şekilde saldırıya uğraması, hiçbirimizin özgür ve mutlu olamayacağı anlamına gelir. Dolayısıyla kadınların saldırı altında olduğu her coğrafya, kadın özgürleşmesinin önündeki en büyük engeldir” sözlerine yer verdi.
 
‘Süreç kadınların müdahilliğiyle ilerlemeli’
 
İnisiyatifin kuruluş sürecinden bu yana yürüttüğü çalışmalara değinen Yasemin Özgün, barışın sadece silahların susması değil, kadın özgürlükçü bir yaşamın inşası olduğunun altını çizdi. Yasemin Özgün, Türkiye’deki çözüm arayışlarından Suriye’deki gelişmelere kadar her alanda kadın sesini yükselttiklerini kaydederek, “Alevilere, Dürzilere ve Êzidîlere yönelik her türlü saldırıya karşı durduk. Barışın, kadınların görüşlerinin müdahil olduğu ve kadına şiddetin görünür kılındığı bir zeminde ilerlemesi gerektiğini her mecrada dile getirdik.  Aynı zamanda Türkiye'deki sürecin; kadınların görüşlerinin dahil edildiği ve bugüne kadar kadınlara yönelik yapılan şiddetin görünür kılındığı bir noktadan ilerlemesi gerektiğinin altını çizdik. Raporlar hazırlayarak ve komisyonlarda görüşlerimizi dile getirerek meclis önünde ve değişik mecralarda sesimizi duyurduk. Adil ve kalıcı bir barışın yaşanması için gerekli adımların atılmasına yönelik çağrılarda bulunduk. Yaşanan bu son olaylar da tabii ki gözümüzü kapatacağımız bir mesele değildir. Hepimizi derinden yaraladı ve bu konuda tekrar adımlar atmamız gerektiğini düşündük. HTŞ'nin kadınlara yaşattığı bu şiddeti, özgür ve güçlü bir kadın hareketinin varlığına yönelik bir saldırı olarak algılıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Bir çığlık atmak gerekiyor’
 
Süren savaşın sonuçlarına işaret eden Yasemin Özgün, sözlerini şöyle sürdürdü: “Pek çok halkın yerinden edilmesi, evlerinden ve yaşadıkları bölgelerden göç etmek zorunda kalmaları ve son derece güvencesiz bir şekilde yollara düşmeleri çok acıdır. Bunun için hem insani yardımın sağlanması hem de yaşam koşullarının iyileştirilmesi için adımların atılması gerekiyor. Maalesef bu konuda uluslararası örgütlerin çok sessiz kaldığını düşünüyoruz. Kadın örgütlerinin ve feministlerin bu konuya dikkat çeken dayanışma çağrılarını yinelemelerini bekliyoruz; bir çığlık atmak gerekiyor. Halkın sağlıklı koşullarda yaşamasının sağlanması için ilgili kuruluşlar adım atmalıdır. Aslında yerinden edilmenin kendisinin temel bir problem olduğunu düşünüyoruz. Hiç kimse kendi yaşadığı topraklardan zorla göç ettirilmemelidir. Belki de yapılması gereken ilk şey, herkesin kendi topraklarına geri dönmesinin koşullarının sağlanmasıdır. Bölgedeki savaş süreçleri zaten halkın korku ve güvenliksizlik içinde yaşamasına yol açarken, son olaylarla beraber tekrar göçe ve kötü koşullara zorlanmaları kabul edilemez. Sivil halka ve kadınlara yönelik şiddetin son bulması, herkesin kendi yaşam alanlarında güvenle yaşamını sürdürmesinin sağlanması gerekir.
 
Kadın dayanışmasıyla yaşamı savunmak
 
Şu anda ‘gözü dönmüş’ gibi tabirler bile yetersiz kalıyor. Kadın bedenini satmaya kadar götüren, kadın bedeni üzerinden tahakküm kuran ve şiddet uygulayan bir çete güruhuna Rojava'nın kaderi teslim edilmemelidir. Dolayısıyla orada kadınların yıllarca emekle kurmaya çalıştıkları kadın özgürlükçü yapılanmanın yıkılmaması için, bütün kadınların oradaki modeli değerli görmesi ve bu modelin sürdürülmesi için mücadele etmesi gerekiyor. Bu konuda tüm kadın örgütlerine çağrı yaptık ve dayanışma bekliyoruz. Rojava'daki kadınların yanında olmamız, onların erkek egemen sisteme ve kadınları nesneleştiren patriyarkal yapılara karşı verdikleri mücadelenin yanında durmamız gerekiyor. Bütün kadın örgütlerini tekrar bu dayanışmaya çağırmak istiyorum.”