Kadın tutsak oranı 25 yılda yüzde 411 arttı

  • 09:05 14 Ağustos 2026
  • Güncel
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Türkiye cezaevlerindeki kadın nüfusu son 25 yılda yüzde 411 artarak yüksek bir seviyeye ulaştı. CİSST üyesi avukat Özge Akyüz, aşırı kalabalıklaşma, şeffaf olmayan veri politikaları ve kadın odaklı olmayan cezaevi mimarisinin yarattığı hak ihlallerine dikkat çekerek, bütüncül koruyucu politikaların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
 
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE) ile ulusal ve uluslararası kurumların paylaştığı veriler, Türkiye’deki cezaevi nüfusunun ve özellikle kadın tutsak sayısının günden güne arttığını ortaya koyuyor. Türkiye’de 2005 yılında 55 bin olan toplam tutsak nüfusu günümüzde 427 bine ulaşırken, son 25 yılda kadın tutsakların sayısında yüzde 411’lik bir artış söz konusu. 2000 yılından bu yana erkek tutsak nüfusu yüzde 22 artış gösterirken, kadınlarda bu artış yüzde 57’ye ulaşarak erkeklerin yaklaşık 2,5 katı hıza erişti. Açıklanan son temmuz verilerine göre cezaevlerinde 20 bin 803 kadın ile 195 kız çocuğu bulunuyor.
 
Yaş kategorileri 0-18, 18-40, 40-65 ve 65 yaş üstü, tutuklu/hükümlü durumu ve öğrenim durumuna ilişkin istatistikler tutulsa da hapishanelerde eğitim gören kadın sayısı ile 2023 depreminden etkilenip sevk edilen kadınların özgün ihtiyaçlarına dair veriler kamuoyuyla paylaşılmıyor. Yaşanan bu küresel ve ulusal artışın gündemde olduğu bir dönemde Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu, 70’inci oturumunu New York’ta gerçekleştirerek kadınların adalete erişimini ana gündemine aldı. The Guardian gazetesi de ekim ayında yayımladığı seride kadınların cezaevine girme nedenlerini ekonomik kriz, savaşlar, göç ve uzun tutukluluk süreleri olarak sıraladı.
 
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) temsilcisi avukat Özge Akyüz, kadınların bulunduğu cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve Türkiye cezaevlerinde kadın nüfusunda yaşanan artışa dair konuştu.
 
Türkiye cezaevlerinde son 25 yılda yüzde 411’lik artış
 
Özge Aksoy, Türkiye’de 2005 yılında yaklaşık 55 bin olan toplam tutsak nüfusunun bugün 427 bine ulaştığını, yasallık kazanan tahliye düzenlemelerine rağmen cezaevlerindeki doluluğun kontrol edilemez bir boyuta ulaştığını söyledi. Kadın tutsakların nüfusundaki artışın özgün nedenlerine değinen Özge Akyüz, “Türkiye'de kapatılma ve cezalandırma temel bir yönetim anlayışıdır. Tabii burada kadın mahpuslar da bu artıştan etkilendi. Son 25 yılda yüzde 411'lik bir artıştan bahsediliyor. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün açıkladığı son istatistiklerde temmuz ayı itibarıyla Türkiye hapishanelerinde 20 bin 803 kadın var. Ayrıca 195 kız çocuğu da hapishanede tutuluyor. Tabii bu nüfusa baktığımızda kadın mahpus nüfusu genel nüfusun hâlâ küçük bir kısmı. Fakat kadın mahpus artış oranına baktığımızda erkeklere göre çok daha fazla. Erkeklerin yaklaşık 2,5 katı kadar bir artış hızından bahsediyoruz. Çünkü erkek mahpus oranı 2000 yılından bu yana yaklaşık olarak yüzde 22 artmış. Kadın mahpus nüfusunda ise yüzde 57'lik bir artış söz konusu” dedi.
 
Ceza adalet sistemi
 
Küresel ölçekte artan kadın tutsak nüfusuna dikkat çeken Özge Akyüz, Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu’nun New York’ta gerçekleştirilen 70’inci oturumunda kadınların adalete erişimi ve haklarının ana gündem maddelerinden biri haline getirildiğini, uluslararası basında da konunun geniş yer bulduğunu belirtti. Özge Akyüz, “Savaşların ve göçlerin varlığı yine kadınları daha kırılgan bir konuma getirebiliyor ve suçla ilişkilenme, hapsedilme gibi böyle bir bütünlüğün parçası haline getirebiliyor. Ülkelerde yapılan yasal değişiklikler, yine benzeri şekilde yaptırımların değişmesi de hapsedilme ile sonuçlanabiliyor. Kanunda tutukluluk bir tedbirdir. Fakat Türkiye'de çok uzun tutukluluklardan söz edilebiliyor. Dolayısıyla tutukluluğun bir tedbirden ziyade bir cezalandırma aracı haline gelmesi ve tutuklu kadın mahpusların çokluğu da yine bu nüfusu artıran sebeplerden biri. Suçla mücadele politikaları yürütülüyordu. Kadınların özgün ihtiyaçları görülmeden bu politikaların yürütülmesi de yine bu sonuca sebep oluyor. Burada neye ihtiyaç var? Tabii ki ceza adalet sisteminde kadınları koruyan ve şiddeti önleyen mekanizmaların, bütüncül politikaların geliştirilmesine ihtiyaç var” diye belirtti.
 
‘Eğitim gören kadınların verileri yayımlanmıyor’
 
Cezaevlerinde istatistiksel verilerin yaş ve hukuki durumlara göre sınıflandırılmasına rağmen kadınların özgün durumlarına dair ayrıştırılmış verilerin kamuoyuyla paylaşılmadığına dikkat çeken Özge Akyüz, 0-18, 18-40, 40-65 ve 65 yaş üstü ile tutuklu ve hükümlü kırılımlarının yanı sıra öğrenim durumlarına ilişkin kayıtların da tutulduğunu ancak cezaevlerinde eğitim gören kadınlara dair verilerin yayımlanmadığını söyledi. Geçmiş dönemlere kıyasla istatistiksel verilerin daha az ayrıştırıldığını vurgulayan Özge Akyüz, veri eksikliği ve şeffafsızlık nedeniyle kadın tutsakların hak takibini yapabilmek amacıyla Meclis tutanakları ile bakanlık beyanları üzerinden veri derlemeye çalıştıklarını ifade etti.
 
Kapasite aşımı
 
İstatistiksel verilerin yalnızca matematiksel rakamlardan ibaret görülmemesi gerektiğine, bu bilgilerin bir hak hafızası oluşturarak kamu denetimi ve takip imkânı sağladığına dikkat çeken Özge Akyüz, kapasite aşımı ve kalabalıklaşma nedeniyle kadın tutsakların yerde yatmak zorunda kaldığına ve özel alan bulmakta güçlük çektiğine dair çok sayıda başvuru aldıklarını kaydetti. Cezaevlerinde aşırı kalabalık nüfus ve temel insani ihtiyaçların karşılanmaması nedeniyle hamile ve yaşlı kadın tutsakların özgün ihtiyaçlarının aksamaya uğradığını aktaran Özge Akyüz, “Bir de kadın tutsaklara yönelik bina sistemi bugünün koşullarıyla biraz iç içe duruyor. Kadın tutsaklara yönelik bir bina sistemi ya da organizasyon… Türkiye hapishanelerinde mimari olarak kadınların ayrı hapishaneleri olabilir ama bu hapishanelerde, tutuldukları yerlerde erkeklerle mimari olarak aynı yapıya sahipler. Sadece kadın personel oluyor ve kadınlar orada tutuluyor. Tabii ki bu fark yaratıyor. Erkek mahpusların tutulduğu hapishanelerde olmaktansa kadınların olduğu yerde olmak, kadınlar açısından pek çok şeyi kolaylaştırabiliyor. Kadın mahpuslara yönelik muamele ile ilgili uluslararası kurallar der ki hapishanenin mimari yapısı da kadının özgün ihtiyaçlarına uygun olmalı” şeklinde konuştu.
 
S ve Y Tipi cezaevleri
 
Şiddet, travma ve yoksulluk geçmişi olan kadınların cezaevi süreçlerinde kabul-kayıt aşamasından avukat ve aile görüş odalarına kadar tüm mekânların yarattığı kaygı ve korkunun travmaları tetiklediğini söyleyen Özge Akyüz, cezaevlerinin mahremiyete saygılı, denetim eksenli olmayan, doğal ışık alan, ses yalıtımlı ve kadın odaklı bir mimariyle yeniden organize edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de özellikle son yıllarda inşa edilen S ve Y Tipi cezaevlerinin güneşe ters ve havalandırmadan uzak yapısının kadın sağlığını doğrudan tehdit ettiğini belirten Özge Akyüz, “Kadınlarda güneşe erişim, D vitamini ve kemik erimesi çok önemli. Buna uygun bir beslenme düzeninin ve mimarinin oluşturulması kadın sağlığı açısından çok önemli. Yine regl süreçleri ve uzun vadede hapishanede kalan kadınlarda kistik sorunların oluşması gibi pek çok sorun aslında mimari ile bağdaşıyor. Dolayısıyla o mimari yapının kadın ihtiyacına özgü yapılması çok önemli bir yerde duruyor” diye konuştu.
 
‘Koruyucu bütüncül politikalar geliştirilmeli’
 
Özge Akyüz, devamında şunları dile getirdi: “Siyasi mahpuslar hak arama mekanizmalarına daha çok erişebiliyorken, bir şey yaşadığında nerelere başvuracağına dair bir bilgiye sahipken kadın mahpuslar açısından bu böyle olmayabiliyor. TÜİK raporlarından da kadın okuryazarlığının daha düşük olduğunu görebiliyoruz. Kadının kamusal alanla ilişkisi zaten erkeğe kıyasla daha az. Haklarının neler olduğu ve bu bilgilere dair hak arama mekanizmaları da kadında daha az. Bu, adalete erişimi de etkileyen bir yerde duruyor. Bir haksızlığa maruz kaldığında nereye, nasıl başvuracağını dolayısıyla bilemeyebiliyor. Kadınların hem şiddete maruz kalmasının hem de suçla ilişkilenmesinin önüne geçebilecek pek çok mekanizmaya ihtiyaç var. Türkiye'de kadınlara yönelik koruyucu, bütüncül politikaların geliştirilmesine ihtiyaç var.”