Barış paneli: En önemli şey mücadeleyi kaybetmemek

  • 15:58 7 Mart 2026
  • Güncel
WAN - KESK Kadın Meclisi tarafından gerçekleştirilen “Savaş-Barış ve Kadın” panelinde konuşan Barış Akademisyeni Elçin Aktoprak, “En önemli şey mücadeleyi kaybetmemek” dedi. 
 
Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Wan Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla “Yoksulluğa, şiddete, güvencesizliğe karşı barış, laiklik ve özgürlük mücadelesini büyütüyoruz” şiarıyla “Savaş-Barış ve Kadın” paneli gerçekleştirildi. KESK Aziz Vural Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele çok sayıda kadın katıldı. 
 
Moderatörlüğünü KESK adına Sema Aktaş’ın yürüttüğü panele, Barış Akademisyenleri Yasemin Özgün ile Elçin Aktoprak panelist olarak katıldı. 
 
‘Gücün tamamen ele geçirildiği bir dünyada yaşıyoruz’
 
Panelde ilk konuşan Barış Akademisyeni Yasemin Özgün, savaş durumlarında dünya örneklerine değindi. İran’a yönelik savaşa da vurgu yapan Yasemin Özgün, “Şu anda ABD’nin İran’a barış ve demokrasiyi getireceğine kim inanıyor? Kimse böyle bir şeye inanmıyor. Gücün tamamen ele geçirildiği bir dünyada yaşıyoruz” diyerek Türkiye’de 1952 yılında CIA ve NATO ortaklığıyla kurulan ve kont-gerilla sürecini doğuran özel savaş alanlarına işaret etti.
 
‘Tecavüzün amacı erkek üstünlüğünün bir kanıt’
 
“Hukuksuzluğun norm olduğu bir ülkede hukuk dışı her şey yapılıyor” diyen Yasemin Özgün, özel savaşın kadın bedeni üzerindeki etkilerine değinerek, “Kadına yönelik şiddet de savaşla alakalı, kadın bedenine yönelik her türlü tahakküm de savaşla bağlantılı. Bu sistematik bir taktik. Kadın bedeni nesneleştirilmese tecavüz edilmeyecek. Tecavüzün amacı erkek üstünlüğünün bir kanıtı ve göstergesi gibi” diyerek özel savaş politikalarını anlattı. 
 
Militarizm ve savaş 
 
Özel savaş politikaları kapsamında gerçekleşen kayyım politikalarına vurgu yapan Yasemin Özgün, ilk kadın kurumlarının hedef alındığını ifade etti. Yasemin Özgün, “Militarizm savaşın sürekli üstünlüğünün vurgulandığı bir alan. Militarizm ve patriarka arasında müthiş bir yoldaşlık var. Hitler ve Musolini’ye kadar da bu böyledir. Erkekler güçlü ve savaşçı kadın ise evde yemek yapandır. Bunlar militarist yapıyı güçlendiren anlatılardır. Kadınları eve yollayan, bakımdan sorumlu bir şekilde gören bir yerde konumluyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile de çok alakalı. Sadece saç örgüsü paylaştığı için işinden olan, tutuklanan, zulme uğrayan çok sayıda kadın oldu” dedi.
 
‘Barış sürecinde masada kadın örgütü yoktu’
 
Ardından söz alan Barış Akademisyeni Elçin Aktoprak da savaş süreçlerinde kadınların yaşadıklarını dünya örnekleri üzerinden anlattı. Negatif barış ile pozitif barıştan söz eden Elçin Aktoprak, iki barış türü arasındaki farka değinerek, “Kalıcı bir barış kurulacaksa toplumsal tabandan gerçekleşmeli. Kadınlar sosyal adaletsizliğin ve köleliğin kadın ve erkek arasında nasıl farklı olduğunu biliyor. Bosna savaşında pek çok kadın tecavüz edildi. Barış sürecinde ise masada hiçbir kadın örgütü yoktu” dedi.   
 
‘En önemli şey mücadeleyi kaybetmemek’
 
İnsan onuruna değinen Elçin Aktoprak, Güney Afrika sürecine değinen “En önemli şey mücadeleyi kaybetmemek. Son Meclis raporunda en önemli şey birçok sivil toplum alanı ile kadın kurumlarının dinlenmesiydi. Kadınlar dinlendi. Ama raporda toplumsal cinsiyet adına hiçbir şey yoktu. Kardeşlik, erkek kardeşliği olarak ele alınıyor. Bu bir İslam kardeşliği olduğu için kadınlar ötelendi ve toplumsal cinsiyete raporda değinilmedi. Artık batıda da insan hakları diye bir şey kalmadı” şeklinde konuştu. 
 
Konuşmaların ardından panelde, soru-cevap kısmına geçildi. 
 
Panel, soruların yanıtlanması ile son buldu.