Azime Işık: Kadınlar politika geliştirmeli, strateji belirlemeli

  • 09:01 18 Şubat 2026
  • Güncel
Derya Ren
 
RIHA - Sürecin geldiği aşamayı değerlendiren Azime Işık, "Sürecin örgütlendirilme aşamasındayız ve burada kadınlara düşen çok önemli roller var. Kadınlar başından itibaren süreci sahiplendi, öncülüğünü yaptı. Politika geliştirme, strateji belirlemede de öncülük rolünü geliştirmesi gerekiyor" dedi. 
 
Geçtiğimiz yıl Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat'ta yapmış olduğu “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı bir yılını doldururken, Rojava’da devreye konulmak istenen ikinci komplo yeni bir süreci başlatmış oldu. Rojava’ya yönelik saldırılarla birlikte başta dört parça Kürdistan olmak üzere dünyanın dört bir yanından Kürtler bir araya gelerek ortak seste buluştu.
 
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed ve QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Almanya'da düzenlenen 62'nci Münih Güvenlik Konferansı’na katıldı. Konferansa katılım resmi statü meselesini gündeme getirirken, yapılan görüşmelerin olumlu geçtiği belirtildi.
 
26 yıl cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Azime Işık konuya dair dair ajansımızın sorularını yanıtladı.
 
* Uzun bir süre zindanda kaldınız. Zindanda kadınların direnişine tanık oldunuz bizzat içinde yer aldınız. Zindandaki kadın direnişi ile dışarıdaki kadın direnişini nasıl yorumlamak gerekiyor?
 
Zindandaki kadın direnişi ile dışarıdaki kadın direnişi çok birbirinden kopuk değil. İçerideki kadın direnişi daha çok dışarıdaki kadın direnişinden besleniyor. Çünkü dışarıdaki mücadele, dışarıdaki dinamikler biraz içeriği de motive ediyor, tetikliyor. İçerinin kendine ayrı daha farklı dinamikleri var. Zorlukları var.Yani bu anlamıyla Kadının o kapatılmışlık kıskacında kendini oluşturmaya çalışması, bir yanda işte kapatılmışlık kıskacı, bir yandan düşman saldırıları, yönelimleri, işkence, baskı, bunlara karşı işte bir direnişi örgütleme, kendini örgütleme, kendini var etme mücadelesi veriyor. Ama bütün bunlar hepsi aslında beslenme kaynağı dışarıdaki mücadele gerçekliğidir. Oradan moral motivasyon alıyor.
 
* Gelinen süreçte “21’nci yüzyıl kadın yüz yılı olacak” tanımlamasına ne kadar yakınız? Rojava devrimi bunun bir ön adımıdır diyebilir miyiz?
 
Rojava adımı 21’nci yüzyıl kadın mücadelesi açısından önemli bir deneyim sundu. Sistem açısından baktığımızda genel olarak kadın mücadelesi temel çelişki halinde. Dünyanın her yerinde kadınlar çok yoğun eziliyor. En özgürlükçü diye tanımlanan, demokrat denilen ülkelere de baktığımızda kadının ekonomik alanda da ev içi şiddete maruz kalmasından tutalım birçok yönüyle yaşadığı zorlanmalar var.
 
En baskıcı dediğimiz sistemde Taliban gerçekliğinde kadının burkalara kapatılması ve yoğun zulüm altında kalması aslında birbirinden çok kopuk birbirinden çok ayrıksı şeyler değil. Genel olarak sistem erkek egemenlikte kendini kadın sömürüsü üzerinden var ediyor. Her alanda ve bu sömürü gittikçe derinleşiyor. Bunun rengi, tonu coğrafyaya göre koyulaşıyor ya da açılıyor. Farklılık belki gösterebilir ama özelde sistem kendini kadın sömürüsü üzerinden oluşturuyor, geliştiriyor. Dolayısıyla da buna karşı kadın mücadeleleri bir şekilde kendini oluşturmaya çalışıyor. Rojava Devrimi aslında Ortadoğu-Mezopotamya devrimini Ortadoğu ve Dünya devrimiyle bütünleştirdi.
 
Mesela Rojava'da ortaya çıkan dinamik Ortadoğu kadın mücadelesine alternatif bir rol model olarak ortaya çıktı. Önemli bir dinamik sundu. Ama Rojhilat’ta ‘Jin jiyan azadi’ şiarı bütün dünya kadınlarının şiarı haline geldi. Yani bu anlamıyla önemlidir. Yani mücadele gerçekliğinin ortaklaşması, kolektifleşmesi açısından önemlidir.
 
* Kadın mücadelesi ile paralel yürüyen hatta iç içe geçen bir Kürt özgürlük mücadelesi var. Tam da bu noktada 27 Şubat çağrısı 1 yılını dolduracak. 27 Şubat çağrısının geldiği aşama ve kat ettiği yol nedir?
 
27 Şubat çağrısı aslında süreç açısından önemli. Birtakım bariyerleri yıkma açısından, toplumsal dönüşümün sağlanması açısından önemli adımlar atıldı. Bu adımda her ne kadar tek yönlü atılmış olsa bile devlet zihniyetinde de bir takım sarsıcı etkilere yol açtı. Şuan bu çağrının gereğini yerine getirme aşamasındayız aslında. Bunun örgütlendirilme aşamasındayız ve burada kadınlara düşen çok önemli roller var. Kadın başından itibaren aslında eylem gücüyle bunu sahiplendi. Öncülüğünü yürüttü. Ama söz kurma, politika geliştirme, strateji belirlemede de öncülük rolünü geliştirmesi gerekiyor.
 
* Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ”Kürtlerin tanıma süreci başarıya ulaştı” tespiti var. Bu noktada Rojava’da yaşanan durumlar ve şuan yürütülen diplomasiyi nasıl okumak gerekir?
 
50 yıllık mücadelede inkar edilen Kürt kimliği bugün tanınır haldedir. Yani artık kimse Kürtlerin varlığını yokluğunu tartışmıyor. “Kürt var mı yok mu? kartkurt sesidir” gibi yorumlara gitmiyor. Bugün bir Kürt kimliği var. Kürt halk gerçekliği var ama bunun uluslaşma bunun statüleşme sorunu var. Bu noktada da Rojava'da statüleşmeye dönük atıf adımlar önemlidir. İşte Münih Güvenlik Zirvesi Konferansı yakın zamanda gerçekleşti. Bu statünün tanınması yani resmileşmesi açısından da önemli bir toplantıydı. En son Rojava'da imzalanan anlaşma, Suriye rejimi ile birlikte yapılan anlaşma statünün hayata geçmesi, tanınması açısından önemliydi. Başûr Kürdistan'ından sonra Rojava'da da statüleşmeye gitmesi Kürdistan gerçekliği açısından önemlidir tabii ki. Bunu tamamlayan bir aşamada.
 
* Bakur ayağında ise devam eden bir süreç var. Bu süreçle birlikte özgürlük hareketinin attığı adımlar var. Bundan sonra ne tür gelişmeler yaşanır?
 
Bakur'da yaşanan gelişme dört parçayı da etkiliyor. Birbirinden bağımsız değil aslında. Öyle bir gerçeklik var. Fakat Bakur’daki süreç hem dört parçanın konumunu daha da güçlendirecek tamamlayacak bir aşamada hem de olumsuz yöne evrilirse yine dört parçanın mevcut konumunu olumsuz anlamda da etkileyecek bir aşamada. Bu tabi dört parça Kürdistan'ın açısından da Kürdistan gerçekliği açısından da ya da inkar edilen Kürtlük açısından da çok önemli bir noktanın değişmesi, dinamiğin değişmesi anlamına gelecek. Bu anlamda da kader tayin edici noktadadır.
 
* Bir bütünen 4 parçayı ele aldığımızda Kürtler üzerinde Rojava ekseninde uluslararası bir komplo devreye konuldu. Tıpkı 9 Ekim 1998-15 Şubat 1999 yılı komplosu gibi Kürtler bu komploya nasıl bir cevap verdi?
 
O dönem açısından da bugün de Kürtler topyekun direnişle cevap verdiler. Bence bu önemliydi. Yani Kürt aslında kolektif bir irade oluşturduğunda ve kolektif bir şekilde direnişe geçtiğinde her türlü imhanın önünü alabileceği, her türlü uluslararası camiada Kürtlük adına Kürtlüğün imhası adına alınan bütün kararları değiştirebilecek bir iradeye sahip olduğunu da gösterdi. Bu bence önemliydi. Kürt'ün ulusal birlik açısından, özgüveni açısından da önemliydi. Direnişi açısından da özgüven yarattı. Ama tabii bu noktada eksik kalan ayak vardı. Bu da Bakur'da işte harekete dönük, özgürlük hareketine ve Önderliğe dönük çok yoğun ideolojik saldırılar gelişti. Yani bu uluslararası komplo sadece Rojava'da imha dayatmadı.
 
Aslında mücadelenin değerlerine yönelik de çok ciddi bir saldırı gerçekleşti. İşte bunu anlamlandırma ve direnişle bütünleşmede eksiklikler kaldı. Mesela bu Önderliğe dönük saldırılara, ideolojik saldırılara daha erken cevap verilebilirdi. Yine bu süreçte Önderliği aslında bu direnişin daha merkezine koyabilme gerçekleşebilirdi. Bu noktada mesela “Bijî Serok Apo” sloganlarının bazı yerlerde atılmaması ya da Önderlik posterlerinin açılmaması, işte birilerinin ulusal birlik hassasiyeti açısından gerçekleştirdi. Bu olumsuzdu. Bu bence işte daha önceki uluslararası komplonun temel ayaklarından bir tanesi de yetersiz yoldaşlıktı. Mesele mücadele ve 50 yıllık mücadele hakikatimizi sahiplenmedir. Bu perspektif haha güçlü geliştirme, toplumsallaştırma boyutunda eksik kaldık.