Ayten Kaplan: Devlet şartları değil hukuki zemini hazırlamalı 2026-10-30 09:04:27   ANKARA – Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) Sözcüsü Ayten Kaplan, Kürt hareketinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında birçok adım attığını ancak devletin karşılık vermediğini belirterek, “Devletin yalnızca şartlar ileri sürmesi değil, güven oluşturacak somut adımlar atması gerekiyor. Bazı konularda uzlaşmalar olabilir ancak bunlar yeterli değil. Geri dönüşlerin bütün hukuki ve toplumsal zemini hazırlanmalıdır” dedi.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye ve Kürdistan'ın yanı sıra Avrupa'da yaşayan Kürtlerin de gündeminde ve mücadelesinde yer almaya devam ediyor. Kürt hareketinin attığı adımların ardından gözler devletin üstleneceği sorumluluklara ve hayata geçirilmesi beklenen hukuki ve siyasi düzenlemelere çevrilirken, Avrupa'daki Kürt kurumları da diplomatik temaslar ve toplumsal çalışmalarla süreci takip ediyor. Özellikle siyasi nedenlerle Avrupa'ya göç ettirilen Kürtlerin ülkelerine dönüş koşulları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çalışma ve fiziki özgürlüğü ile uluslararası kurumların süreçte üstleneceği rol, Avrupa'daki Kürtlerin temel mücadele alanları arasında bulunuyor.   Avrupa'da yaşayan milyonlarca Kürdün sürece yaklaşımı, barışın uluslararası boyutunu da görünür kılıyor. Avrupa ülkelerinin ve uluslararası kurumların sürece ilişkin tutumları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması ve siyasi sürgünlerin ülkelerine dönüşü tartışılırken, Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) Sözcüsü Ayten Kaplan, Avrupa'daki Kürtlerin beklentilerini, yürütülen diplomatik çalışmaları, devletin sürece yaklaşımını ve kadınların barışın inşasındaki rolünü değerlendirdi.   ‘Devletin yaklaşımı süreci duraksatıyor’   Kürt hareketinin süreç kapsamında attığı adımların ardından devletin tutumunun Avrupa'daki Kürtler arasında tartışmalara neden olduğunu belirten Ayten Kaplan, “Kürt tarafı birçok adım attı. Şimdi bu adımların karşılığında belki yasal bir çerçeve ortaya çıkabilir ancak bunun ne kadar ve nasıl uygulanacağı konusunda sıkıntılar var. Devletin hâlâ sessiz kalması ve adım atmaması sürecin gelişmesini duraksatıyor. Sürekli tek tarafın adım atması doğru değil. Ancak devletin hâlâ hesapçı bir yaklaşımı var. Ortadoğu'daki gelişmelerden ne elde edebileceğini, kendisini siyasi olarak nereye konumlandıracağını ve olası değişimlerden nasıl güç kazanacağını hesaplıyor. Belki bilmediğimiz başka hesaplar da var. Ancak bu yaklaşım sürece katkı sunmuyor. İnsanlarda hem beklenti hem de tepki yaratıyor. Devletin gerçekten bu sorunu çözmek isteyip istemediği, çözüm konusunda ne kadar ciddi ve samimi olduğu tartışılıyor. Bizim toplantılarımızda ve halk ziyaretlerimizde de bu sorular gündeme geliyor. Herkes sürece ilişkin kendi değerlendirmesini yapıyor. Buna rağmen barış konusundaki ısrar devam ediyor” dedi.   ‘50 yıllık savaşın siyasi ve toplumsal sonuçları değerlendirilmelidir'   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın süreçteki rolüne ve görüşme koşullarına dikkat çeken Ayten Kaplan, “Bu diyaloğu başlatan Sayın Abdullah Öcalan'dır. Aynı zamanda sürecin yürütücüsü ve siyasi iradesidir. Ancak bu iradeye gerekli yaklaşım henüz sergilenmedi. Kendisiyle görüşme olanaklarının genişletilmesi gerekiyor. Basın mensupları, barış mücadelesi yürüten kişiler, akademisyenler ve farklı çevreler İmralı'ya giderek süreci doğrudan kendisinden dinleyebilmeli. Sürecin amacı nedir, nasıl ilerleyecek, atılan adımlar nasıl ele alınacak? Bunların toplum tarafından anlaşılması gerekiyor. Görüşme notlarında ve açıklamalarında bu süreci ne kadar ayrıntılı ele aldığını görebiliyoruz. Savaşın artık çözüm olmadığını ifade ediyor. Elli yıl daha savaşılabilir ancak bunun sonucunda ortaya çıkacak kayıpları da görmek gerekiyor. Artık annelerin ağlamaması, bir insanın daha yaşamını yitirmemesi gerekiyor. Elli yıllık savaşın siyasi ve toplumsal sonuçları bütünlüklü değerlendirilmelidir. Sayın Öcalan, Demokratik Toplum Manifestosu'nda alternatif bir yaşamın, demokrasinin ve toplumsal ortaklığın nasıl kurulabileceğini ortaya koyuyor. Farklılıkların bir arada yaşayabileceği demokratik bir toplum perspektifi sunuyor. Bin kilometrelik yolun ilk adımı atıldı ancak ikinci adımın artık Türkiye tarafından atılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Devlet bu süreci resmileştirmek istemiyor'   Avrupa'da siyasi nedenlerle yaşamak zorunda kalan Kürtlerin ve silahlı mücadeleyi sonlandıran gerillaların  toplumsal yaşama katılımına ilişkin bir çerçevenin net olarak oluşturulması gerektiğini belirten Ayten Kaplan, “Avrupa'da bu siyasi süreçlerden dolayı cezaevine giren, ceza alan ve ülkesini terk etmek zorunda kalan birçok insan var. Bunların arasında belediye başkanları, milletvekilleri, belediye çalışanları ve yıllardır mücadele içerisinde yer alan insanlar bulunuyor. Aynı zamanda gerillaların dönüşü meselesi var. Bu insanların dönüşü ve heyetlerin gelişi için belirli bir anlaşma ve yasal çerçeve oluşturulması gerekiyor. Cezaevlerinden çıkışlara baktığımızda toplu bir af yerine parça parça, zamana yayılmış tahliyeler görüyoruz. Sanki devlet bu süreci resmileştirmek istemiyor, küçük adımlarla ilerleyerek bunlarla yetinilmesini bekliyor. Oysa genel bir süreçten söz ediyoruz. Farklı ülkelerdeki barış süreçlerinin yıllarca sürdüğünü biliyoruz. Ancak burada insanların yeniden toplumun içerisinde yer alması, mücadelelerini demokratik siyasete ve toplumsal çalışmalara dönüştürmesi hedefleniyor. Savaşın, faşizmin, ırkçılığın ve ötekileştirmenin yerine farklı kültürlerin zenginlik olarak görüldüğü, ortak bir yaşamın oluşturulması gerekiyor” diye konuştu.   ‘Süreç karşıtlığına karşı Sayın Öcalan'a görüşmeler genişletilmeli'   Bugün yine duraksamaları ele alırken, Türkiye'nin bölgesel gelişmeler üzerinden yürüttüğü politikaların süreci etkilediğini ifade eden Ayten Kaplan, devletin öncelikle kendi sınırları içerisindeki Kürt sorununa çözüm geliştirmesi gerektiğini söyledi. Ayten Kaplan şöyle konuştu: “Devlet süreci beklemeye bırakıyor ancak artık adım atması gereken bir noktaya geldiğini düşünüyorum. Bu yalnızca kendi isteğiyle değil, uluslararası alandaki gelişmeler ve baskılarla da bağlantılıdır. Sürece destek veren ülkeler ve çözüm çağrısında bulunan çevreler var. Türkiye'nin bu sorunu demokratik ve siyasi yöntemlerle çözmesi gerekiyor. Artık hiç kimse Kürt halkının olmadığını, dilinin ve kültürünün bulunmadığını söyleyemez. Kürt halkı mücadelesiyle kendi varlığını kabul ettirdi. Şimdi bunun özellikle Bakur'da hukuki ve siyasi bir karşılığının oluşturulması gerekiyor. Türkiye'nin somut bir çözüm ortaya koyması gerekiyor ki bu çözüm üzerinde tartışılabilsin. Yöntem ne olacak, nerede uzlaşılacak, hangi konularda farklı öneriler geliştirilecek? Bunların açık biçimde tartışılması gerekiyor. Ancak sürecin şeffaf yürütülmemesi, çözüm istemeyen kesimlerin müdahalesine de zemin hazırlıyor. Devlet içerisinde süreci kabul etmeyen ve kendi çıkarları için kullanmak isteyen çevreler var. Bunların önüne geçmek için görüşmelerin genişletilmesi ve Sayın Öcalan'ın sunduğu önerilerin değerlendirilmesi gerekiyor."   Türkiye süreci ilerletmezse uluslararası alanda neyle karşılaşır?    Suriye ve Şengal'deki gelişmeler ve entegrasyon süreci devam ederken Türkiye'nin farklı hesapları olduğunu da gördüklerini belirten Ayten Kaplan, tüm bu süreçlerin uluslararası alan tarafından da izlendiğini hatırlattı. Ayten Kaplan, "Türkiye'nin bu süreçte kendi çıkarları doğrultusunda Kürtler üzerinde farklı bir siyaset geliştirme çabası var. Lozan'daki bölünmüşlüğü farklı bir biçimde yeniden üretmeye yönelik yaklaşımlar olduğunu düşünüyorum. Ancak Kürtler bu konuda nettir. Kürdistan'ın dört parçasında da farklı girişimler, hükümetlerle ve yerel halklarla görüşmeler yürütülüyor. Hareketin ve Sayın Öcalan'ın bu konuda bir perspektifi var. Türkiye'nin ise önce kendi içindeki sorunu çözmesi gerekiyor. Bunu yapmadığında yalnızca Kürtler değil, Türkiye de uluslararası diplomaside ve bölgede farklı sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Avrupa'daki devletler genel olarak süreci izliyor. Bazı ülkelerde beklentiler var. Örneğin Almanya'nın bu süreçte daha aktif bir rol alması ve diyaloğun ilerlemesine katkı sunması gerekiyor. Avrupa Birliği'nin ise bu konuda ortak bir politikası yok. Her ülkenin kendi yaklaşımı ve açıklamaları var. Görüşmeler ve temaslar sürüyor ancak Avrupa Birliği'nin daha farklı bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Avrupa Konseyi'nin umut hakkına ilişkin kararlarının uygulanması konusunda daha ısrarlı olunabilir. Ancak burada da bir zamana yayma yaklaşımı var. Türkiye ile görüştüklerini, temas halinde olduklarını söylüyorlar fakat yıllardır uygulanmayan kararlar karşısında yeterli bir tutum ortaya konulmuyor.  Bu, yalnızca Türkiye'deki süreci değil, Ortadoğu'daki gelişmeleri de etkiliyor. Geçmişteki çözüm sürecinde de belirli bir aşamaya gelinmişti ancak daha sonra görüşmeler sona erdi ve yeniden ağır bir çatışma dönemi yaşandı. Aynı durumun tekrarlanmaması için Avrupa'daki siyasi kurumların sorumluluk üstlenmesi gerekiyor” sözlerini kullandı.   ‘Görüşmeler resmileştirerek gözlemciler dahil olmalıdır'   Avrupa'da yaşayan Kürtlerin örgütlü bir toplumsal güç olduğunu ve siyasi kurumlarla temaslarını sürdürdüğünü belirten Ayten Kaplan, Kürtlerin bulundukları ülkelerdeki hak taleplerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Ayten Kaplan, “Avrupa'da üç-dört milyon Kürt yaşıyor. Bu, ekonomik, toplumsal ve kurumsal alanlarda varlığını gösteren örgütlü bir kitledir. Avrupa'nın sokaklarında, siyasi görüşmelerde ve yürüttüğümüz çalışmalarda taleplerimiz var. Kimliğimizin kabul edilmesini, ana dilimizin okullarda öğretilmesini ve kendi irademizle tanınmayı istiyoruz. Kürtlerin yalnızca geldikleri ülkeler üzerinden değil, kendi kimlikleriyle değerlendirilmesi gerekiyor. Karşılıklı beklentiler var ve bunların artık siyasi karar mekanizmalarına yansıması gerekiyor. Avrupa'daki siyasi mercilerin aldıkları kararların takipçisi olması ve bu kararların uygulanması için rol üstlenmesi gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi'nin aldığı kararların artık uygulanma zamanı gelmiştir. Çünkü uygulanmayan kararlar zamanla anlamsızlaşıyor. Görüşmelerin daha resmi bir zeminde yürütülmesi, farklı çevrelerin ve gözlemcilerin de sürece dahil edilmesi gerektiğine inanıyorum. Kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler yerine sürecin ciddiyetini ve tarafların çözüm konusundaki ısrarını ortaya koyacak daha açık bir yöntem geliştirilmelidir” diye konuştu.   ‘Dönüşlerin yöntemi netleşmeli’   Avrupa'dan dönüşlerin listeler bazlı tartışılmasının yetersiz olduğunu, hem dağdan hem de Avrupa'dan dönüşlere dair belirsizliklerin sürdüğünü belirten Ayten Kaplan, geçmişteki Habur deneyimini hatırlattı. Ayten Kaplan, “Elbette dönmek isteyenler var, listeler de oluşturuluyor. Hareket açısından da bazı hazırlıklar olduğunu düşünüyorum. Ancak insanlar ülkelerine döndüklerinde ne olacak? Haklarındaki cezalar uygulanacak mı? Serbest bırakılıp yaşamlarına kaldıkları yerden devam edebilecekler mi? Dağdan gelenler gerçekten toplumun içine karışabilecek mi? Bunların netleşmesi gerekiyor. Geçmişte Habur'da yaşananları hatırlıyoruz. Çadırlar kuruldu, insanlar tek tek alındı, kimlikleri kontrol edildi ve mahkeme benzeri işlemler yapıldı. Böyle bir yöntem tekrar uygulanırsa dönüşlerin ne anlamı kalacak? Bir hareket kendisini feshettiğini söylüyor ve demokratik bir toplumun inşası için adım atıyor. Buna karşılık devletin de bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Birbirini dinleyen, geçmişle yüzleşen ve karşılıklı affetmeyi mümkün kılan bir süreç oluşturulmalıdır. Ancak bugün bu konuların yeterince tartışılmadığını düşünüyorum.   Silah kullanmayanların dönebileceği, silah kullananların ise dönemeyeceği söyleniyor. O zaman binlerce insan dağda kalacak. Böyle bir yaklaşımla barış nasıl sağlanacak? Bir çatışma sürecini sona erdiriyorsanız bunun bütün taraflarını ve sonuçlarını ele almanız gerekiyor. Sayın Öcalan'ın yaklaşımı da dönüşlerin tek tek değil, gruplar halinde gerçekleşmesi yönündedir. Kimin gelip kimin gelemeyeceğine seçici biçimde karar verilerek böyle bir süreç başlatılamaz. Devletin şartlı ve koşullu bir yaklaşımı dayatması barış süreçlerinin doğasına uygun değildir. Bunun yerine tarafların karşılıklı tartışarak bir yöntem belirlemesi gerekiyor. Ancak bu şekilde insanların güvenle dönebileceği bir ortam oluşturulabilir” diye belirtti. .   'Devlet şartlar değil güvenceler sunmalıdır'     Türkiye'de demokratikleşmenin yalnızca geri dönüş düzenlemeleriyle sınırlı kalamayacağını belirten Ayten Kaplan, siyasi tutuklular, görevden alınan belediye başkanları, basın ve ifade özgürlüğü ile kadınlara yönelik şiddet konularının da tartışılması gerektiğine dikkat çekerek şöyle devam etti:  “Devletin demokratik bir bakış açısı geliştirmesi, hukuki ve siyasi yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor. Bunun için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve toplum da bu sürece hazırlanmalıdır. Kürt tarafı kendi halkına açık biçimde sesleniyor. Türkiye halkı ve diğer halklar da bu açıklamaları dinliyor. Ancak devlet henüz aynı açıklıkta topluma seslenmedi. Artık keskin savaş dilinin terk edilmesi, hoşgörülü ve barışçıl bir dilin geliştirilmesi gerekiyor. Hukukta, siyasette ve toplumsal yaşamda yeni bir yaklaşım oluşturulmadan insanların güven duyarak ülkelerine dönmesi mümkün değildir. İnsanlar hazır, dönmek isteyenler de hazır.  Ancak mevcut yasalar ve hukuki koşullar buna engel oluyor. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinden kalan, demokratik bir hukuk düzeninin oluşmasını engelleyen yasaların yeniden ele alınması gerekiyor. Mevcut koşullarla demokratik bir toplum inşa edilemez. Devletin yalnızca şartlar ileri sürmesi değil, güven oluşturacak somut adımlar atması gerekiyor. Bazı konularda uzlaşmalar olabilir ancak bunlar yeterli değil. Geri dönüşlerin bütün hukuki ve toplumsal zemini hazırlanmalıdır. Güvence verilmeden insanların dönüşünü beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle herkes sürecin nasıl ilerleyeceğini ve devletin hangi kararları alacağını bekliyor."   ‘Kadınların iradesi barışın inşasında esas alınmalı’   Avrupa'daki Kürt kadınlarının süreç kapsamında yürüttükleri çalışmalara da değinen Ayten Kaplan, “Demokratik toplumun ve alternatif bir yaşamın mümkün olduğuna inanmak, bunu içselleştirmek ve mücadeleyle pratiğe dönüştürmek gerekiyor. Değişimler kolay değildir. Her yeni gelişme karşısında ne kazanacağımızı ya da ne kaybedeceğimizi düşünüyoruz. Ancak bu süreçte örgütlü gücümüzü ne kadar büyütürsek değişime de o kadar katkı sunabiliriz. Avrupa'daki diasporada yaşayan Kürtler olarak kendi kurumlarımızla ve halkımızla bu sürecin arkasındayız. Özellikle kadınlar olarak bu sürecin öncülüğünü yapıyoruz. Kadınların bakış açısını, perspektifini ve vizyonunu oluşturmak istiyoruz. Çünkü eşit bir sürecin yürütülebilmesi için kadınların vizyonuna ihtiyaç var. Kadınların öncülüğü yalnızca emekleri üzerinden değerlendirilmemeli. Kadınların iradesi, düşüncesi ve zihinsel katkısı esas alınmalıdır. Kadınların da barışa ilişkin söyleyecekleri sözler var. Çünkü savaştan ve baskılardan en fazla zarar görenler kadınlardır. Kadınlar bu süreci kendi düşünceleriyle örmeli ve şekillendirmelidir. Kadınların özgür ve eşit iradesiyle katıldığı bir mücadele erkekleri de dönüştürür, ortak mücadeleyi güçlendirir” ifadelerini kullandı.   ‘Gelecek kuşaklar için sorumluluk üstlenmeliyiz’   Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin uzun soluklu bir mücadele gerektirdiğini dikkat çeken Ayten Kaplan, sürecin ilerlemesinde toplumsal örgütlülüğün ve ortak mücadelenin belirleyici olacağını söyledi. Ayten Kaplan, “Bu süreçte hepimize görev düşüyor. Demokratik bir toplumun inşası yalnızca siyasi aktörlerin atacağı adımlarla gerçekleşmez. Bireylerin de buna inanması, emek vermesi ve mücadele etmesi gerekiyor. Barış süreçleri uzun solukludur ve sabır gerektirir. Sayın Öcalan'ın ifade ettiği gibi bin kilometrelik yolun ilk adımı atıldı ancak ikinci adımı daha güçlü atmamız, belki de mesafeyi büyütmemiz gerekiyor. Gelecek kuşakların özgürce yaşayabilmesi, kendi kimliklerini ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi için hepimizin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi birlikte yürüterek başaracağımıza inanıyorum” dedi.