Sibel Uzun: Kaynak varmış ama halka verilmiyormuş 2026-10-23 09:08:41   Melike Aydın    İSTANBUL - Fon krizinin maliyetinin kamuya yüklenmek istendiğini belirten EHP Genel Başkan Yardımcısı Sibel Uzun, “Demek ki ülkede bir kaynak varmış ama asgari ücretlilere verilmiyormuş, emeklilere verilmiyormuş” dedi.   Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK), 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketinin kurduğu 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesi, yaklaşık 455 bin yatırımcının birikimlerini geri alma sürecini belirsizliğe taşıdı. Fon krizi, yatırımcıların kayıplarının nasıl karşılanacağı sorusunun yanı sıra sermaye piyasalarındaki denetimin yeterliliğini, birikimlerin hangi koşullarda yönetildiğini ve sorumluların hesap verip vermeyeceğini de tartışmaya açtı.   Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkan Yardımcısı Sibel Uzun, fon krizini kamu kaynaklarının paylaşımı, sınıfsal eşitsizlikler ve emek sömürüsü boyutlarıyla değerlendirdi.    ‘Fon krizi değil fon vurgunu’   Yaşananları “fon vurgunu” olarak nitelendiren Sibel Uzun, olayın yalnızca yatırım yapan kişilerin kayıpları üzerinden ele alınamayacağını, aynı zamanda sınıfsal eşitsizlikleri ve iktidarın ekonomik anlayışını ortaya koyduğunu söyledi. Yaklaşık 450 bin kişinin etkilendiği ve 9 milyara yakın bir tutarın konuşulduğu vurguna ilişkin Sibel Uzun, “Ülke büyük bir dış borç batağındayken yönetenlerin böyle bir vurguna imza atması çok hazin. 19 kişinin blok halinde 100 milyara yakın bir rakamı alıp çıktığını görüyoruz” ifadelerini kullandı. Bazı kişilerin parasını artırmak, bazılarının ise birikimlerini değerlendirmek için fona girdiğini dile getiren Sibel Uzun, bu tablonun en üstünde ise daha fazla kazanç vaadiyle insanları manipüle ederek paralarıyla ortadan kaybolanların bulunduğunu belirtti.   ‘İktidar her şeyde bir koyup üç almanın peşinde’   Yaşananların AKP’nin iktidar anlayışından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sibel Uzun, “AKP’nin iktidar mantığı artık o kadar ayyuka çıktı ki her şeyde bir koyup üç alma, köşeyi hemen dönme peşindeler. İktidar üretim, alım satım ya da hizmet sunma gibi hedeflerden çoktan uzaklaştı. Ekonomik işleyişi kısa yoldan kazanç sağlama anlayışına dayanıyor” diye belirtti. Sosyalistler olarak kapitalizmin piyasa koşullarını da reddettiklerini belirten Sibel Uzun, “Yaşananlar mevcut düzenin sınırlarına dayandığını gösteriyor. En kötü kapitalistin bile mantığını taşımadığını görüyoruz. Bu düzenin bu açıdan da bir sona geldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.   ‘Kaynaklar bile kapitalizm yüzünden tükeniyor’   Doğal kaynakların dahi sistemin sürekli daha fazlasını elde etme anlayışı nedeniyle tahrip edildiğini dile getiren Sibel Uzun, fon vurgununun da ülkenin kaynaklarına ve piyasa işleyişine yönelik bir talan niteliği taşıdığını ifade etti. Fon vurgununun AKP iktidarı içinde bir sarsılma yarattığını söyleyen Sibel Uzun, gelişmelerin etkilerinin önümüzdeki dönemde daha fazla görüleceğini kaydetti. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü’nün istifasına ve Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının emeklilik talebine dikkat çeken Sibel Uzun, yaşananların üzerinin örtülmeye çalışıldığını savundu. Sibel Uzun, “Bu ülkede çok büyük bir deprem felaketi oldu, şehirler yıkıldı; hiçbir bakanın görevinden çekildiğini görmedik. Her ay çok sayıda kadın öldürülüyor ve şüpheli şekilde yaşamını yitiriyor. Hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedik. Ama şimdi birtakım yetkililerin istifasını görüyoruz. Bu gelişmeler iktidarın kırılganlığını ve yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. Yaşananların takip edilmesi gerekiyor” dedi.   ‘Demek ki kaynak varmış ama halka verilmiyormuş’   Fon vurgununa ilişkin kanun teklifinin, sorumluların hesap vermesi yerine ortaya çıkan maliyetin kamuya yüklenmesine yol açtığını belirten Sibel Uzun, eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın parayı iade ettiği yönündeki açıklamalara rağmen soruşturma ve yargılama süreçlerine ilişkin belirsizliklere dikkat çekti. Sibel Uzun, “Ortaya çıkan bu kadar açık veriye rağmen suç duyurusu yapılmış mı, yargılanıyorlar mı? Bunlarla ilgili hiçbir gelişme yok. Kanun teklifiyle maliyeti ülkenin geneline, kamusal gücüne yıkmaya çalıştıklarını görüyoruz. Türkiye’de milyonlar açlık sınırının altında ücretlerle yaşamaya çalışıyor. Emekliler çok daha düşük gelirlerle geçinmek zorunda bırakılıyor. Demek ki ülkede bir kaynak varmış ama asgari ücretlilere verilmiyormuş, emeklilere verilmiyormuş. Kaynağın nereye gittiğini ve nasıl bölüşüldüğünü çok rahat görebileceğimiz bir tablo yaşıyoruz” diye konuştu.   ‘Enflasyonun nedeni emekçinin aldığı üç kuruş değil, eşitsizlik’   İktidarın farklı kademelerinde bulunan kişilerin fonla ilişkilerine işaret eden Sibel Uzun, Cumhurbaşkanı Yardımcısının, özel kalem çalışanlarıyla para topladıkları ve fona yatırım yaptıkları yönündeki açıklamalarını hatırlattı. Bu tablonun iktidar çevrelerinin kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını gösterdiğini dile getiren Sibel Uzun, “Bütün bu döngü, asgari ücretli umursanmadan işletiliyor. Enflasyonun yukarı fırlamasının nedeni asgari ücretlinin açlık sınırında aldığı üç kuruş maaş değil; bu orantısızlık ve eşitsizliktir. Asgari ücret bir yıl boyunca artırılmıyor ama enflasyon katlana katlana devam ediyor” ifadelerini kullandı.   ‘Araştırma komisyonunun engellenmesi sorumluları koruyor’   Fon vurgununda paraların iade edilmesinin tek başına yeterli olmadığını belirten Sibel Uzun, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini söyledi. Sibel Uzun, “Paralar iade ediliyor, ne konuşuluyor? Hazineye iade edilmiş oluyor. Araştırma komisyonuna izin vermiyorsun. Araştırmaya izin verilmediği için suç duyurusu ve sorumluluk meselesi kayıt altına alınamıyor. Bu kaynak yine asgari ücretliye, emekliye, emekçiye, kadınlara, gençlere, halklara gitmiyor. Bu kanunla da ülkenin iktidarına ve yandaşlarına gitmeye devam edecek gibi görünüyor” diye konuştu.   ‘Lekelenmeme hakkı siyasi nüfuz sahiplerine zırh oluyor’   Meclis araştırma komisyonunun kurulmasının “yatırımcıların lekelenmeme hakkı” gerekçesiyle engellenmesini değerlendiren Sibel Uzun, bu yaklaşımın siyasi nüfuz sahiplerini koruyan bir zırha dönüştüğünü söyledi. Sibel Uzun, “Bunlara fon yatırımcıları diyemeyiz. Besbelli haksız kazanç elde etmiş vurguncular, soyguncular bunlar. Kapitalizmin spekülatif piyasa koşullarını kullanarak ülkenin kaynaklarını biraz daha soyma hedefindeki kaptıkaçtıcılar. Dolandırıcılara lekelenmeme hakkı tanınıyor. Ama seçilmiş insanlar cezaevlerine atılıyor. Gençler ve gazeteciler götürülüyor. Bu nasıl bir yaklaşım?” diye sordu.   ‘İktidarın kendi açıklamalarıyla çelişiyorlar’   İktidar mensuplarının “Biz büyük bir partiyiz, içimizde böyle şeyler olabilir” yaklaşımını eleştiren Sibel Uzun, söz konusu kişilerin Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve bakanlar düzeyinde olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hukuk açısından gerekenin sonuna kadar yapılacağı yönündeki açıklamasını hatırlatarak, “Lekelenmeme meselesini gündeme getirenler, bu durumda Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla da çelişmiş oluyorlar. Dolandırıcılara, istismarcılara, depremde binaları yıkan müteahhitlere sürekli lekelenmeme hakkı tanınıyor. Ama insanlar bir araya gelip ses çıkardığında gençler ve gazeteciler gözaltına alınıyor” ifadelerini kullandı.   ‘Gazetecilerin sonuna kadar yanındayız’   Gazetecilerin kamuoyuna açıklanan verileri haberleştirdikleri için hedef alınmasını eleştiren Sibel Uzun, gazeteci Bahadır Özgür’ün, Adalet Bakanlığının açıkladığı verileri gündeme getirmesi nedeniyle tutuklanmasına dikkat çekti. Gazetecilerin kamu yararını gözeterek hareket ettiğini belirten Sibel Uzun, “‘Gazeteci olarak halk için, hukuk için ve Adalet Bakanlığının açıkladığı verilerdeki vurguncuları açığa çıkarmak için bunu elbette yapacağım’ deniliyor. Pek çok gazeteci bu çizgiden ayrılmıyor. Gazetecilerin sonuna kadar yanındayız. Gazetecilere gelince lekelenme konusu olmuyor, dolandırıcılara gelince lekelenmeme hakkı gündeme getiriliyor. Bu çok ikiyüzlü ve halkın yutacağı kadar bile tutarlı olmayan bir durum. Halk bunu yemez” dedi.   ‘Tartışmayı isimlere sıkıştırmamak gerekiyor’   Yeni Parti’nin fon vurgununun üzerine gitmesini olumlu bulduğunu belirten Sibel Uzun, açıklanan verilerin kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından önemli olduğunu söyledi. Daha önceki “128 milyar dolar nerede?” tartışmasını hatırlatan Sibel Uzun, “Burada da verilerle üzerlerine gidilmiş oluyor. Ancak tek konu isimler değil. Sanki yegâne mesele isimlermiş gibi gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum. Burada bir iktidar, düzen ve kapitalizm tartışmasının yürütülmesi gerekiyor” diye konuştu.   ‘Gazetecilerin hedef alınması üzerini örtmenin bir versiyonu’   Fon vurgununda asıl sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirten Sibel Uzun, SPK Başkanı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerinin sorumluluklarının tartışılması gerektiğini söyledi. Sibel Uzun, “Bu vurguna geçit veren SPK Başkanı tutuklanmadı, BDDK Başkanı tutuklanmadı. Hazine ve Maliye Bakanının konuyu bildiği, uyarıda bulunduğu söyleniyor ama onunla ilgili de bir sorumluluk tartışması yürütülmüyor. Fatma Betül Sayan Kaya hakkında suç duyurusunda bile bulunulmadı. Paraların nasıl iade edildiğini bilmiyoruz. Bütün bunlar bu vaziyetteyken silsile halinde gazetecilerin üzerine gidilmesi en ağır antidemokratik durumlardan biridir. Tam da bu gündem açılmışken, Ekrem İmamoğlu’nun yargılaması gündemdeyken Halk TV’ye kayyım atandı. Kayyımı Kürt illerinden biliyoruz. Demokratik ve halk adına yayıncılık yapmaya çalışan televizyonların kapatılmasını, Tele1’e kayyım atanmasını biliyoruz. Halk TV de bu gündemlerin ortasında kayyım uygulamasıyla karşı karşıya kaldı” şeklinde konuştu.    ‘İktidarı koruyan bir yargı işleyişi var’   Sibel Uzun, “Fon vurgununa geçit verenleri koruyanlar, diğer taraftan gazetecileri hedef alıyor. Seçilmişleri hedef alan yargının burada da iktidarı ve iktidarın yandaşlarını korumak üzere işlediğini görüyoruz” dedi.   ‘İktidarın kendi içinde de büyük çelişkiler var’   Fon vurgununa ilişkin bilgilerin neden sızdırıldığı ve yaşananların iktidar içi bir tasfiyeye işaret edip etmediği konusunda değerlendirmelerde bulunan Sibel Uzun, iktidara yakın medyada yürütülen tartışmalardaki çelişkilere dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye Sigorta eski genel müdürünün de fona para kaptırdığı yönündeki iddiaları hatırlatan Sibel Uzun, “Haksız kazanç olarak elde edilen 288 milyar liradan bahsediliyor, paraları toplayıp götürenlerin ise yaklaşık 70 milyar lira aldığı söyleniyor. Burada kendi içinde çelişkili ve tartışmalı durumlar var” dedi. İktidar içinde bir yandan “lekelenmeme hakkı” savunulurken diğer yandan Cumhurbaşkanı’nın hukuken gerekenin yapılacağı yönündeki açıklamalarının gündeme getirildiğini belirten Sibel Uzun, “Kendi içlerinde de çelişkiler var. Bir kesim üzerini hızla örtmeye çalışıyor. Ancak seçmene bu durumu nasıl anlatacağını düşünmek zorunda olan başka bir kesim de var. Tasfiye mantığı, AKP’nin sarsılmaz bir bütünlük görüntüsü verme çabasına da zarar verir. Burada daha çok, iktidarın kurduğu düzenin işleyişini görüyoruz.”    ‘Bu, kapitalizmin krizlerinden bağımsız değil’   Olayın yalnızca siyasi çekişmeler üzerinden ele alınamayacağını söyleyen Sibel Uzun, “Kapitalizm kendi işleyişi içerisinde yaklaşık on yılda bir kriz yaşar. Bu krizlerde paranın değeri düşer, devalüasyon yaşanır, durgunluk ve büyük işsizlikler ortaya çıkar. Sistem kendi sorunlarını çözmek için işgallere başvurabilir. Amerika ve Rusya örneklerinde de bunu görüyoruz” dedi. Fon vurgununu da bu ekonomik düzenin bir sonucu olarak değerlendiren Sibel Uzun, kaynakların nasıl toplandığına, kimlere aktarıldığına ve toplumun hangi kesimlerinin bu kaynaklardan mahrum bırakıldığına odaklanılması gerektiğini vurguladı.   ‘Kadınları korumayan politikaların temsilcisi’   Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon kazancıyla gündeme gelmesini de değerlendiren Sibel Uzun, “İnsanlar doğal olarak ‘Bakanlık düzeyindeki bir insanın böyle bir şeyin içinde olması mümkün mü?’ diye soruyor. Üstelik kendisi 2016-2018 yılları arasında Aile Bakanlığı yapmış bir isim. İki milyarın üzerindeki bir rakamı Hazineye iade ediyor ama sanki suç ortadan kalkmış gibi bir durum yaratılıyor. Oysa paranın iade edilmesi, yaşananların ve sorumluluğun üzerinin örtülmesi anlamına gelmemeli. 6284 sayılı yasanın kadınları korumak için gerektiği gibi uygulanmadığını biliyoruz. Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olan bir isimdi” ifadelerini kullandı.   ‘Kadınlar ve çocuklar büyük bir tehdit altında’   Fatmanur Çelik ve Hifa İkra Şengüler davasını hatırlatarak kadınların ölüm tehdidi altında yaşadığını dile getiren Sibel Uzun, “Fatma Betül Sayan Kaya’nın bakanlık yaptığı dönemde, 2016 yılında 328 kadını cinayetlerde kaybettik. 2017 yılına geldiğimizde bu sayı 409’a çıktı. Aynı dönemde 387 çocuk istismara uğradı. Bu rakamlar, kadınlar ve çocuklar açısından nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Kadınların özgürlük mücadelesi ekonomik eşitsizliklerden ve emek sömürüsünden bağımsız yürütülemez. EHP’li sosyalistler olarak patriarkal kapitalizme karşı sistematik ve örgütlü mücadeleyi savunuyoruz. Tüm kadın hareketiyle ortak bir çaba içinde olmalıyız. Kapitalizme karşı mücadele etmez, ücret mücadelesi vermez, emekçileri ve emeklileri gündemimize almazsak kadınlar olarak ülkenin genel gidişatına karşı yumruğumuzu istediğimiz gibi indiremez, mücadelemizi yeterince güçlendiremeyiz” diye konuştu.