Sömürüye karşı yükselen direniş (2) 2026-04-26 09:01:42   Zorluğu çok yükü hafifleten yok!   Elfazi Toral   İSTANBUL – Ev emekçilerinin  yasal statülerinin olmamasına dikkat çeken Sultan Karasu, “Biz varız, emeğimizle oradayız ama yasada ismimiz yok. Zorluğu çok ama yükümüzü hafifleten yok” sözleriyle bu görünmezliğe karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olacaklarını söyledi.   1 Mayıs’a doğru giderken, emeği evlerin dört duvarı arasında sistematik olarak görünmez kılınan kadınlar, güvencesizliğe ve statüsüzlüğe karşı sesini yükseltiyor. Yıllarca emek vermelerine rağmen ne yasal bir tanımı ne de sosyal güvencesi olan binlerce ev işçisi kadın, bu çalışma biçiminin kölelik düzeninden çıkarılarak anayasal güvence altına alınmasını talep ediyor. Emeği sömürülen, güvencesizliğe mahkûm edilen ve ev içindeki görünmez hiyerarşilerle kuşatılan kadınlar, çalıştıkları alanlarda çok yönlü baskıya maruz kalıyor. Ev işçisi kadınlar, bu 1 Mayıs’ta da ILO’nun 189 sayılı sözleşmesinin uygulanması ve insanca yaşam haklarının tanınması talebiyle meydanlarda en ön safta yer almaya hazırlanıyor.   Dosyamızın bu bölümünde emeği sömürülen, sosyal güvenceden yoksun bırakılan ve ev içindeki hiyerarşik duvarlarla kuşatılan ev emekçisi Sultan Karasu’nun değerlendirmelerine yer veriyoruz.   ‘Görünmüyoruz’   Hayat şartlarından dolayı 22 yaşına ev emekçiliğine başlayan Sultan Karasu, yaklaşık 30 yıldır  çalışıyor. Şu anda ise bir temizlik firmasında çalışan Sultan Karasu, şunları söylüyor: “Şu an part-time çalışıyorum. Biz evde de aynı işi yapıyoruz, ama dışarıda hayatımızı devam ettirmek, maddi olanak sağlamak için de çalışıyoruz. Ama ne bir güvencemiz, ne sigortamız, ne bir vasfımız, ne de bir ismimiz var. Tamamen görünmez bir insanız. Örneğin, bize ‘ev işçisi’ denilmesi gerekmez mi? Arkadaşlar arasında ‘Sana gelen kadın bana da gelsin’ şeklinde konuşuluyor. ‘Sana gelen ev işçisi bana da gelsin’ denilmiyor. Bir mobilyacıya ‘mobilya ustası’, camcıya ‘camcı’, araba kullanana ‘şoför’ deniliyor. Ancak bizim ismimiz dahi yok. Bir de gittiğimiz evlerde en ufak bir şey kaybolsa, hemen ‘temizlik kadın almıştır’ diye düşünüyorlar. Böyle bir damgaları var. Bir şey kırılsa ‘o yapmıştır’ diyorlar. Hemen suçlamaya meyilliler.    Sosyal güvence yok!   Bizim isteğimiz, ev işçileri de sigortalı sayılsın, iş kanunundan faydalansın, emeği görünmez kılınmasın. Yasalarda bizim de yerimiz olsun. En azından emeklilik hakkımız olsun. İş güvenliğimiz yok; aldığımız parayı doktora, manava, markete harcıyoruz ve bitiyor. Bir sosyal güvencemiz yok.  Örneğin, avize siliyorsunuz ve mecburen merdivene çıkıyorsunuz. Ancak merdiven zaten sağlam değil; sağlam olsa bile kendimi güvende hissetmem için birinin onu tutması lazım. Çoğunlukla kimsenin olmadığı boş eve gidiyorum. Eğer evin sahibi evdeyse de sizinle pek ilgilenmez; bu kadın düşer mi, bir kaza mı geçirir diye düşünmez. O, kendi keyfindedir. Telefonuyla, dizisiyle, kahvesiyle kendine bir düzen kurmuştur. Onun tek amacı, evin bir an önce temizlenmesidir. Mesela ben avizeyi silerken avize elime geldi. O avize başıma da düşebilirdi. Son anda tutabildim. Üzerime düşüp kırılabilirdi ya da ben dengemi kaybedip merdivenden düşebilirdim. Bu gibi durumlarda sorumlular zaten bizi suçluyorlar. ‘Dikkatsiz davranmışsındır, elin kaymıştır, başın dönmüştür’ diyorlar. İşveren bunu asla üstüne almıyor.”     Haklar talep edilemiyor   Güvencesiz koşullarda çalışmanın yarattığı sorunlara değinen Sultan Karasu, şu ifadeleri kullanıyor: “Antalya’da yaşayan bir arkadaşımız, cam silerken camdan düştü. Aylarca yatağa mahkum kaldı ve birkaç yıl boyunca çalışamadı. Ev sahibi bu durumu kesinlikle üstlenmedi. Hastane masrafları azımsanacak bir süreç değil. Üstelik üç yıl çalışamıyorsunuz, kiradasınız ve hayatınızı devam ettirmek için yiyip içmeniz gerekiyor. Hiçbir aşamada yanında olmamışlar. Sanki o kadın kendi evlerini temizlerken düşmemiş gibi umursamaz bir tavır takınmışlar. Eğer sigortası olsaydı, durum böyle olmazdı. Yasal yollardan hakkımızı arardık ve sigorta hastane masraflarını karşılardı. İşveren olan ev sahibi de çalışamadığı ayların ve yılların ödemesini mecburen yapardı. Çünkü arkadaşımız raporlu sayılacaktı. Ancak sigorta olmayınca hiçbir şekilde hak talep edilemiyor. Çok düşük ücretle, sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz. Üstelik ben birçok kez şöyle bir durumla da karşılaştım; gittiğim evlerde ev sahibi benimle beraber çay içip kahvaltı yapabiliyor, yemek yiyebiliyor, ancak birçok kişi sizinle aynı masaya oturmuyor. Mutfak tezgahının üzerinde size bir tabak ayrılıyor, ya orada ayakta atıştıracaksınız, ya da altınıza bir tabure çekeceksiniz. Onlar masada yerken siz ayrı tutuluyorsunuz.    ‘Her zaman bir küçümseme halleri var’   Bu duruma çok maruz kaldım ve kendimi çok kötü hissettim. Bu  bana yapılmış bir hakarettir, bir küçümsemedir. Benim sayemde temiz bir evde yaşıyorsun, ama benimle aynı masada oturmayı kendine yediremiyorsun. Bir de verdikleri ücreti sanki çok büyük bir paraymış gibi görüyorlar. Yol paranı ya da hastalandığında çıkacak masrafları hiç hesaba katmıyorlar. Sanki biz uçarak gidip geliyoruz, yollarda ulaşım kartı basmıyoruz. Onlar ev işçisi, pek bir anlam ifade etmiyor; her zaman böyle bir küçümseme halleri var.”   ‘Zorluğu çok yükümüzü hafifleten yok’   Sadece ev emekçilerinin değil , tüm emekçilerin haklarının yasal güvenceye kavuşması gerektiğini Ev emekçilerinin de yasal haklara sahip olması gerektiğini vurgulayan Sultan Karasu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir kadın olarak hayat, hem zor hem de kadın olmanın getirdiği yükler çok farklı. Örneğin sabah kalktığımızda ‘evde yemek var mı’ diye düşünüyoruz. Her şeyi siz ayarlıyorsunuz. Hem kendi evinizin düzenini hem dışarıdaki hayatın temposunu hem de gittiğiniz evin düzenini siz sağlıyorsunuz. Üzerimizde o kadar büyük yükler var kı; çocukların her şeyinden siz sorumlusunuz, eşinizin ve işinizin sorumluluğu da yine sizin sırtınızda. Bu yükün hafiflemesi için bize insan gibi davransınlar, emeğimizi çalmasınlar ve hakkımız neyse onu versinler istiyoruz.    Tabii ki çok yoruluyoruz; akşama kadar cam sil, halı sil, kapı sil, süpürge yap, paspas yap... Akşam eve gelince çantanızı hemen hole bırakıp, üzerinizi değiştirip tekrar mutfağa geçiyorsunuz. Ev halkı da sizden mecburi bir hizmet bekliyor; masa kurulsun, toplansın, servis yapılsın. Bu yorgunluktan dolayı bileklerimde oluşan sinir sıkışması nedeniyle gece sabaha kadar yatamıyorum; ellerim şişiyor, defalarca uyanıyorum. Zorluğu çok ama yükümüzü hafifleten yok.”   1 Mayıs’ta alanlarda olacaklar   Ekonomik krizin kendi yaşamı üzerindeki etkilerinden söz eden Sultan Karasu şunlar dile getiriyor: “Ev işçisinin bir insan, ev işinin de bir iş olduğunu unutmasınlar; ev işçisi işçidir. Zaten hayat pahalılığı insanı bezdiriyor; bir aldığınızı bir daha aynı fiyata alamıyorsunuz, kiloyla aldığınızı artık taneyle alıyorsunuz. Ev işçilerinin bu zorlukları medyaya zaman zaman yansıyor ama baştakiler yine de görmüyor. Yasaları yapanlar, milletvekilleri, bakanlar; emeğimizi görmeyenler işte bunlar. Ev işçilerini yok saymasınlar ve anayasal haklarımızdan faydalanalım. Bizim de bir emeklilik hedefimiz olsun. Sonuçta çalışıyoruz ama güvencesiz olduğumuz için sanki boşuna çalışıyormuşuz gibi oluyor. Her konuda, hem yasal hem de maddi olarak emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.    1 Mayıs’ta İMECE Ev İşçileri Sendikası çatısı altında tekrar meydanlarda olacağız. Yine haklarımız için hep bir ağızdan, omuz omuza haykıracağız. Ayrıca ILO’nun 189 sayılı sözleşmesi anayasada yer almalı ve uygulanmalı. Dünya genelinde birçok ülke bunu kabul etti, bizim ülkemizde de kabul edilmesini istiyoruz.”