Gözler hukuki adımlarda: Söylem değil, somut düzenleme şart 2026-05-30 09:01:12   Pelşin Çetinkaya   AMED - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile yeni bir aşamaya giren süreçte, silahsızlanma iradesine rağmen somut adımların atılmaması tartışmaları derinleştiriyor. DEM Parti Hukuk Komisyonu Eşsözcüsü Avukat Sevda Çelik Özbingöl, kalıcı barışın ancak demokratik ve hukuki düzenlemelerle mümkün olabileceğini belirterek, “Çatışmasızlık yeterli değil, pozitif barışa geçilmesi gerekiyor” dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya koyduğu silahsızlanma iradesine rağmen iktidarın henüz somut bir adım atmaması tartışma konusu olmaya devam ediyor. Başta Abdullah Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının iyileştirilmesi, anadilde eğitim hakkının tanınması, siyaset alanındaki engellerin kaldırılması ve hasta ile siyasi tutsaklara ilişkin düzenlemeler olmak üzere birçok talep kamuoyunda daha yüksek sesle dile getirilirken, gözler sürece ilişkin atılacak hukuki ve demokratik adımlara çevrildi.   Ortadoğu’da savaş ve çatışma politikalarının derinleştiği, milliyetçi ve kutuplaştırıcı söylemlerin yükseldiği bir dönemde demokratik kitle örgütleri, kadın hareketleri ve toplumun farklı kesimleri, sürecin yalnızca görüşmelerle sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Barışın kalıcı hale gelmesi için demokratik ve hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan kesimler, sürecin toplumsallaştırılmasının önemine işaret ediyor.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu Eşsözcüsü Avukat Sevda Çelik Özbingöl, kalıcı barışın ancak hukuki güvenceler ve demokratikleşme adımlarıyla mümkün olabileceğini belirterek, devletin söylemin ötesine geçip somut düzenlemeler yapması gerektiğini söyledi.   Gözler hukuki adımlarda   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile yeni bir aşamaya giren süreçte, silahlı mücadelenin sonlandırılmasına yönelik adımların ardından kalıcı barış için gözlerin iktidarın atacağı somut ve hukuki düzenlemelere çevrildiğini belirten Sevda Çelik Özbingöl, “Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile yeni bir aşamaya giren süreçte, Kürt sorununun demokratik ve siyasal yöntemlerle çözümüne dair tartışmalar giderek daha görünür hale gelirken, gözler şimdi iktidarın atacağı somut ve hukuki adımlara çevrildi. Yaklaşık 1,5 yıldır devam eden görüşme, tartışma ve temas trafiğinin ardından Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadeleyi sonlandırmaya dönük irade ortaya koyması ve gerçekleştirilen silah bırakma törenleri, çatışmalı sürecin geride bırakılması açısından tarihsel bir eşik olarak değerlendirilirken; toplumun geniş kesimleri kalıcı barışın ancak demokratikleşme ve hukuki güvenceyle mümkün olabileceğine dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Çatışmasızlık yeterli değil, demokratik dönüşüm şart’   Sevda Çelik Özbingöl, barışın yalnızca çatışmasızlık haliyle sınırlı kalmaması gerektiğine vurgu yaparak, “Kadın hareketlerinden gençlik örgütlerine, hukuk kurumlarından barolara, sivil toplum örgütlerinden inanç ve halk temsilcilerine kadar birçok toplumsal kesimin dahil olduğu tartışma süreçlerinde öne çıkan ortak talep ise barışın yalnızca ‘çatışmasızlık’ düzeyinde bırakılmaması, demokratik dönüşümle kurumsallaştırılması oluyor. Bu kapsamda Meclis bünyesinde oluşturulan komisyonun önemli bir zemin yarattığı belirtilirken, hazırlanan raporların da sürecin nasıl ilerlemesi gerektiğine dair yol haritası niteliği taşıdığı ifade ediliyor. Hukukçular ve demokratik kitle örgütleri, söz konusu raporların yalnızca teknik değerlendirmeler olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik geleceği açısından toplumsal mutabakat arayışını yansıttığını belirtiyor” dedi.   ‘Negatif barıştan pozitif barışa geçilmeli’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşulları, silah bırakanlara yönelik yasal düzenlemeler, Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik, hasta ve siyasi tutsakların durumu, anadilde eğitim ve eşit yurttaşlık gibi başlıkların ertelenemez olduğunu ifade eden Sevda Çelik Özbingöl, “Sürecin bu aşamasında artık ‘negatif barış’ olarak tanımlanan çatışmasızlık döneminden ‘pozitif barış’ aşamasına geçilmesi gerektiğine işaret eden kesimler, bunun da hukuki ve anayasal düzenlemelerle mümkün olacağını vurguluyor. Başta Abdullah Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşulları olmak üzere, silah bırakanlara ilişkin yasal düzenlemeler, Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik yapılması, hasta ve siyasi tutsakların durumu, anadilde eğitim hakkı, eşit yurttaşlık ilkesi ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi gibi başlıkların artık ertelenemez hale geldiği ifade ediliyor. Özellikle son yüzyıldır çözümsüz bırakılan Kürt sorununun demokratik zeminde çözümünün yalnızca Kürt halkı açısından değil, ülkedeki tüm halklar ve inançlar açısından eşit ve özgür yaşamın kapısını aralayacağı belirtiliyor” diye belirtti.   ‘Toplumsallaşma ve yüzleşme olmadan kalıcılık sağlanamaz’   Sevda Çelik Özbingöl, Ortadoğu’da savaş politikalarının derinleştiği ve milliyetçi-kutuplaştırıcı söylemlerin yükseldiği bir dönemde barış tartışmalarının toplumsallaştırılmasının hayati önem taşıdığına vurgu yaparak, “Öte yandan Ortadoğu genelinde savaş politikalarının derinleştiği, milliyetçi ve kutuplaştırıcı söylemlerin yeniden yükseltildiği bir dönemde, barış tartışmalarının toplumsallaştırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekiliyor. Geçmiş çözüm süreçlerinde yaşanan kırılmaların ve çatışmalı ortamın yarattığı ağır toplumsal sonuçların tekrar etmemesi gerektiğini belirten hukukçular ve insan hakları savunucuları, hakikat ve yüzleşme mekanizmalarının oluşturulmasının da kalıcı barış açısından temel başlıklardan biri olduğunu kaydediyor” dedi.   ‘Sürecin yükü sadece siyasetin değil’   Barışın yalnızca siyasi aktörlerin değil, toplumun bütününün katkısıyla kalıcılaşabileceğini söyleyen Sevda Çelik Özbingöl, “Bölge baroları, hukuk örgütleri ve çok sayıda demokratik kitle örgütü ise önümüzdeki dönemde barışın hukuki zemininin nasıl oluşturulacağını tartışmak üzere gerçekleştirecekleri konferanslara hazırlanırken, tüm toplumsal kesimlere sürecin sorumluluğunu birlikte üstlenme çağrısı yapıyor. Barışın yalnızca siyasi aktörlerin değil, toplumun tamamının ortak mücadelesiyle kalıcı hale gelebileceğine işaret eden kesimler, Meclis’in ve iktidarın iyi niyet söylemleriyle sınırlı kalmaması, geri dönülmez demokratik ve hukuki adımları gecikmeden atması gerektiğini vurguluyor” şeklinde konuştu.