Sürecin ilerlemesi için iki önemli başlık: Statü ve siyasete katılım
- 09:01 29 Eylül 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA- Barış Akademisyeni Nazan Üstündağ, sürecin ilerlemesi açısından iki temel başlığa işaret ederek, “Sayın Öcalan'ın özgürlüğü, statü kazanması, dışarıyla iletişiminin tamamen sağlanması gibi farklı şekillerde tariflenebilir. İkincisi ise PKK'nin yöneticileri de dahil olmak üzere siyasal yaşama girmesinin şartlarının sağlanması” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “çerçeve yasa”nın çıkmasıyla birlikte uygulama aşamasına geçiş bekleniyor. Yasanın ardından oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu da 24 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda dört alt komisyon oluşturularak uygulamaya ilişkin çalışmaların bu komisyonlar üzerinden yürütülmesi kararlaştırıldı. Yasanın uygulanmasına ilişkin takvim, kurulların çalışma biçimi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki aktörlüğü, silahsızlanma ile demokratik siyasete geçişin nasıl eşgüdümlü yürütüleceği ve Meclis bünyesinde oluşturulması öngörülen İzleme Komisyonu’nun yapısı ise henüz netleşmeyen başlıklar arasında.
Sürecin temel belirsizlik ve tartışma alanlarından birini de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün nasıl ele alınacağı oluşturuyor. Sürecin baş aktörü olmasına karşı Kürt Halk Önderi'nin rolünün yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı ve dar bir çerçevede değerlendirilmesi tartışma başlıklarından biri. Bu belirsizliklerle birlikte sürecin yalnızca silahsızlanmayla sınırlı kalıp kalmayacağı, demokratik siyasetin alanının nasıl genişletileceği ve PKK’nin lider kadroları dahil olmak üzere siyasal yaşama katılımın hangi hukuki zeminde sağlanacağı da temel tartışma başlıklarını oluşturuyor.
Barış Akademisyeni Nazan Üstündağ, sürecin önündeki en büyük engelleri ve toplumsallaşma için gerekli mücadele hattına dair konuştu.
‘Asıl mesele mücadele hattını belirlemektir’
Bu sürecin otoriter bir devlet yapısı içinde sürdüğünü görerek beklentileri ve fırsatları mümkün olduğunca gerçekçi ama ısrarcı bir yerden dile getirmek gerektiğini belirten Nazan Üstündağ, şöyle konuştu: “Hep bunu söylüyoruz: Şu anda 2013’ün şartları yok. Başka bir dünyada ve başka bir rejimin içerisinde bu süreç sürüyor. Bu anlamıyla, yansıtıldığı kadarıyla silahların bırakılması çerçevesine sıkıştırılması tabii ki sorunlu. Bizim bunu ifşa etmemiz, buna karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Ama çok da şaşırtıcı olmadığını söyleyebiliriz. Mesele burada bir mücadele hattı belirlemek ve kamuoyunu bu mücadele hattı çerçevesinde harekete geçirmek. Bir yandan da şunu çok iyi kavramak gerektiği kanısındayım: Bu çerçeve yasanın bir şekilde Kürt sorununu çözmesinden veyahut da Kürtlere istenilen tarzda bir eşitlik sağlamasından öte, bu yasanın nihayetinde tüm bunlar için mücadelenin silahsız verilebileceği bir zemin yaratmasını istiyoruz. Bu konuda da açık olmak lazım. Fazla karmaşaya gerek olmadığını düşünüyorum. Bunu birçok taraf da böyle belirtti. Ondan dolayı değerlendirmemiz gereken şey, bu yasa ve bu yasanın devamında yapılacakların eşitlik, özerklik gibi mücadelelerin zeminini kurmasıdır.”
‘Fikir ve eylem sahibi olan Sayın Öcalan kesinlikle daha aktif rol almalıdır’
Sürecin önündeki en büyük engelin hâlâ Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dışarıyla temasını sağlayacak özgür koşulların oluşturulmaması ve statü meselesi olduğunu belirten Nazan Üstündağ, şunları söyledi: “Hareketten de bu konuda birçok yorum geliyor. Hareketin liderlerinden açıklamalar geldi. Daha bu yasa geçmeden önce Bahçeli de Sayın Abdullah Öcalan’ın bir statü sahibi olması gerektiği konusunda bir açıklama yapmıştı. Şu anda sürecin önündeki en büyük engelin bu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü baştan beri barış iradesi ve bu yol; örgütün dönüşmesi, toplumsal dönüşüm, dört parça Kürdistan’ın birbiriyle koordineli şekilde dönüşmesi... Bütün bunlarla ilgili fikir ve eylem sahibi olan kendisiydi. Kendisi olmaya da devam ediyor. Ondan dolayı fikir ve eylem sahibi olan bu kişinin sürecin yönetiminde kesinlikle çok daha aktif bir rol alması gerekiyor. Şimdi mesela şöyle olabilir: Komisyon üyesi olmasına rağmen kendisine komisyonun diğer üyeleri gibi geniş kitlelerle buluşabileceği, çeşitli alt kurullar kurabileceği ve bu alt kurullardan danışmanlık alabileceği, örgütüyle ilişkilerini daha tutarlı, sistematik bir çerçeveye kavuşturabileceği koşullar sağlanırsa bu üyelik de kabul edilebilir. Ama bu şartlar olmadan, diğer üyelerden çok daha farklı koşullarda bunun nasıl olacağını anlamak zor tabii. Gerçekten de şu anda gözüktüğü kadarıyla sürecin önündeki en büyük engel bu diyebiliriz.”
‘Otoriter rejimler belirsizliğe başvurur’
Ortadoğu’daki gelişmeler ve hızla değişen denklem karşısında sürecin yavaş ilerlemesine değinen Nazan Üstündağ, şunlara dikkat çekti: “Tabii ki yasanın gereklilikleri ve daha fazla yasallaşma konusunda, PKK liderleri ve yasanın dışında bırakılanların yasaya nasıl dâhil edileceği konusunda daha yapılacak çok fazla şey var. Çok büyük bir mücadele var. Bu mücadeleye uzun soluklu bakmak lazım. Ama öbür taraftan şunu da görmek gerekiyor: Belirsizlik... Şebnem Oğuz’un da çeşitli yazılarında belirttiği gibi belirsizlik, aslında otoriter rejime içkin bir şey. Zamanı belirsiz bırakarak kendi istediği gibi yönetmek, böylelikle bir taraftan herkesi belli şekillerde panikletmek, bir taraftan da pasifleştirmek otoriter rejimlerin son derece sık kullandığı bir yöntem. Buna karşı kendi zamansallığını oluşturmak gerekiyor. Kürdistan’a gelen şehit haberleri ve Kürdistan’daki yas, Kürt halkının kendi zamansallığına sahip çıktığı, kendi zamansallığını yaşadığı önemli bir andı. Aslında bu meselenin ne kadar geniş bir zamana yayıldığını; 40 yıllık, öbür dünyaya kadar varan bir mücadele olduğunu anlamamız, kendimizi bu zaman içine konumlandırmamız açısından çok önemli oldu. Ama dediğiniz gibi, tabii konjonktürel olarak hızla çözülmesi gereken bazı şeyler de var.”
Sürecin ilerlemesi için iki önemli konu var
Kamuoyundaki tartışmaların, özellikle Kürt tarafının ve demokratik kamuoyunun önem verdiği konularda yoğunlaşmasının ve bu konularda ısrarcı olunmasının önemli olduğunu belirten Nazan Üstündağ, şöyle devam etti: “Kürt hareketinin ortaya koyduğu şeylerin iyi olduğunu düşünüyorum. Mesela zaman nasıl işlerse işlesin, devlet bu zamanı ne şekilde yönetmeye kalkışırsa kalkışsın, hareketin Sayın Öcalan’ın statü kazanmasındaki ısrarını ve odağını burada tutmasını doğru bir bakış açısı ve doğru bir eyleyiş olarak görüyorum. Ama şuna da kanmamak lazım: Hem çok önemli bir andan geçiyoruz ve acele etmek gerekiyor hem de bu son derece uzun soluklu bir süreç. Kürt halkının beklentileri ilk zamanlara göre değişti; hem liderler ve Abdullah Öcalan konuştukça hem de toplantılar yapıldıkça. Sanırım bu yasanın Kürt meselesini çözmeyeceği, eşit vatandaşlığı mutlaka sağlamayacağı ancak demokratik bir ulusun inşa edilmesine ve Kürt halkının mücadelesini silahsız bir şekilde sürdürmesine zemin sağlayacağı konusunda kararlı cümleler kurmak gerekiyor. Çünkü toplumun, halkın, hepimizin bilmesi gerekiyor ki önümüzde uzun soluklu bir mücadele var. Bu yasa hiçbir zaman beklentilerimizi karşılamayacak. Ondan dolayı beklentilerimizin ne olduğunu çok iyi belirlemek lazım. Ben başından beri iki konunun en önemli olduğunu söylüyorum: Birincisi, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, statü kazanması ve dışarıyla iletişiminin tamamen sağlanması olarak farklı şekillerde tarif edilebilir. İkincisi ise PKK’nin yöneticileri de dâhil olmak üzere siyasal yaşama girmesinin şartlarının sağlanması.”
Topyekûn bir dönüşüm olabilir mi?
Barış deneyimlerinde toplumun bazı kesimlerinin ve güçlerin çözüme karşı direnç gösterdiği durumlar da yaşandığını belirten Nazan Üstündağ, “Burada da tabii ki hayalperest olmamak lazım. Toplumun önemli bir kısmı değişmeyecektir, dönüşmeyecektir. Çünkü faşist, ataerkil yaklaşımlar ve kapitalizm toplumun damarlarına son derece derin bir şekilde işlemiş durumda. Şimdi İrlanda’ya veya Güney Afrika’ya baktığınız zaman ne oluyor? Bakın, geçen sene iki ülkede çok büyük ırkçı saldırılar oldu. Bunlardan biri İrlanda, diğeri Güney Afrika’ydı. Bu kadar yıl geçmiş, değil mi? Sözde bunlar iyi barış süreçleri olarak anılıyor ama süregelen o kadar derin bir toplumsal yıkım var ki sonuçta daha önceden Katolikleri öldüren ya da Katoliklere ayrımcılık yapan İrlandalı Protestanların sokaklarda göçmenlere saldırdığını gördük. Veyahut da daha önceden apartheid’den son derece zarar görmüş Güney Afrikalı siyahların, kıtanın diğer siyahlarına göçmen oldukları için saldırdığını gördük. Böyle topyekûn bir dönüşüm ve değişim beklemek doğru olmaz. Ama şu var: Türkiye toplumunda da bütün bu örneklerde de uzun zamandır barış mücadelesi veren, ciddi şekilde tarafı belli olan, PKK’nin silahlı olmasını anlayarak da Kürtlerin eşitliğini savunan, kimi zaman silaha karşı çıksa da Kürtlerin eşitliğini savunan pek çok kesim var. Şimdi bunlar da bu süreçte yavaş yavaş görünür olmaya başladılar” sözlerini kullandı.
Toplumsallaşma için yeni araçlar yaratmak
“Bunlardan biri Çarşı taraftarlarıydı. Çarşı taraftarlarının Amedspor taraftarlarıyla birlikte yaptıkları ziyaretler ve daha sonra yöneticilerinin yaptığı açıklamalar önemliydi” diyen Nazan Üstündağ, toplumsallaşma için araçlara ihtiyaç olduğunu belirterek şunları ekledi: “Bunlar çok önemli şeylerdi. Şimdi Beşiktaş’ın bütün taraftarları mı değişti? Hayır. Çarşı’nın bir özelliği var. Çarşı yıllardır böyle. Ama Çarşı görünür olabildi, bunu yapabilir oldu. Aynı şekilde Sabahat Tuncel’in verdiği röportajlardan, kadınların bir toplantısı olacağını ve bu büyük kadın konferansından belki enformel bir izleme heyeti çıkacağını öğreniyoruz. Bu da çok önemli. İnsan hakları örgütleri, sendikalar benzer şeyler yapabilirler. Bu süreç, beğenelim beğenmeyelim, bu alanda aktif olmanın önünü açıyor. Burada yıllardır mücadele verenlerin ve bu mücadeleye yeni katılan gençlerin görünür olmasını sağlayacak araçlar bulmak, araçlar yaratmak lazım. Beşiktaş örneğini vermemizin sebebi, bunun beklenmedik bir araç olmasıydı. Çok karşılaşmadığımız türden bir şeydi. Ama toplumun diğer kesimlerinin de böyle şeylerde görünür olması ve olumlu bir şekilde ‘Biz bu çözümü istiyoruz, bu çözüme inanıyoruz. Bu çözümün tabii ki birçok tehlikesi var ama bu dönüşümü destekliyoruz ve hatta daha fazlasını bekliyoruz’ diyerek ortaya çıkması, bence çözüm yanlısı iradeyi görünür ve güçlü kılacak yöntemlerdir.”







