‘Çatışmasızlık kıymetli, şimdi sıra demokratik dönüşümde’

  • 09:02 15 Eylül 2026
  • Güncel
Melike Aydın 
 
İSTANBUL- Barış için atılan her adımın değerli olduğunu belirten Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, silahların susmasının önemli ancak tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, sürecin demokrasi, adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlıkla güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Türkiye’de barış, eşit yurttaşlık ve demokratik çözüm arayışlarına katkı sunmak amacıyla kadınlar, aydınlar, sanatçılar, akademisyenler, işçiler ve gençlerin öncülüğünde hazırlanan “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” deklarasyonu, 12 Eylül’de Eyüp Sultan Kültür ve Sanat Merkezi’nde kamuoyuna açıklandı. İmzacılarından biri olan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Barış için atılan her adım değerli’
 
Barış mücadelesinin ve bu yönde atılan her adımın tarihsel bir değere sahip olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, süreç eksiklikler barındırsa da toplum tarafından sahiplenilmesinin en önemli dayanak olduğunun altını çizdi. Şebnem Korur Fincancı, “Yani barış için yapılan her iş, atılan her adım çok değerli. Pek çok eksiği olsa da, pek çok sıkıntı barındırsa da insanların bunu anlıyor olması tek başına yeterli diye düşünüyorum. Yani bakın, hem PKK’nin açıkladığı rakamlar hem de İnsan Hakları Derneği’nin 2025 raporu açıklandı. Silahlı çatışmalarda öldürülen, yaşamını yitiren insanlarla ilgili. Bunların hiçbiri bizim yaşlarımızda insanlar değil. Yani ömrünü doldurmuş, artık ölse de bu topraklar için çok büyük kayıp olmayacak insanlar değil. Gencecik insanlar. Bu ülkenin geleceği olanlar ölüyordu. O yüzden silahsızlanma, silahların susması bile şu anda önemli bir adım” şeklinde ifade etti.
 
‘Masada tartışılacak çok konu var ama ölümlerin olmaması değerli’
 
Demokrasi, adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlık gibi başlıkların henüz tartışma masasında dahi yer bulamadığına dikkat çeken Şebnem Korur Fincancı, “Tabii ki tartışılacak çok fazla durum var. Hani demokrasi, adalet, özgürlük, değil mi? Bunların hiçbiriyle ilgili bir değişiklik henüz yok. Eşit yurttaşlık kavramı tartışılmıyor bile. Terör sözcüğü üzerinden yürüyor pek çok tartışma. Ama bunları bir kenara koyalım. Ölümlerin olmaması değerli” diye belirtti.
 
‘İyilik hâli için demokrasi, özgürlük gibi kavramlara ihtiyaç var’
 
Hekim kimliğiyle her zaman yaşamdan yana bir tutum aldığını belirten Şebnem Korur Fincancı, toplumsal ve politik iyilik hâlinin tesis edilebilmesi için demokratik dönüşümün şart olduğunu vurguladı. Şebnem Korur Fincancı, “Bir kere ben hekimim. Dolayısıyla yaşamdan yana bir tutum aldım her zaman. Yaşamdan yana olan bir çatışmasızlık hâli zaten kendi başına benim için çok kıymetli. Ama tabii ki insanların iyilik hâli için diğer kavramlara da ihtiyacımız var. Demokrasi, özgürlük gibi diğer kavramların da bütün bu sürecin, bu dönüşümün içinde yer alması gerekiyor ki insanların iyilik hâli korunabilsin” şeklinde ifade etti.
 
‘Politik iyilik hâlimiz de yok’
 
Seçilmişlerin iradesine atanan kayyımlarla birlikte toplumsal hafızada demokrasisizliğin derinleştirildiğini ifade eden Şebnem Korur Fincancı, “İyilik hâli deyince, çünkü hani biz sosyal iyilik hâlinden de söz ediyoruz. Yoksa bu sosyal iyilik hâlinin ötesinde politik iyilik hâlimiz de yok bizim. Seçilmiş insanlara yıllardır, on yıllardır kayyımlar atanarak yurttaşların özgür iradeleriyle verdikleri oylar ellerinden alınmış oluyor. Bütün muhalif siyasetler bunu tadıyor. 12 Eylül 1980 darbesinin 46’ncı yılı. O zaman da kayyımlarla biz, demokrasisiz bir Türkiye’de sesimizi duyurmaya çalıştık. Önce annelerimiz çıktılar sokağa ve bugün İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kuruluşunda ne kadar önemli bir görev aldılar” diye belirtti.
 
‘Ana dil tüm Türkiye halkları için gerekli’
 
Kürt meselesinin sadece çatışma ve ölümler üzerinden değil, tüm haklar ve refah bağlamında ele alınması gerektiğini belirten Şebnem Korur Fincancı, “Covid döneminde fark ettik ki Türkçe konuşulmayan, farklı dillerin olduğu yerlerde, sadece Türkçe açısından değil, örneğin Arapçanın yaygın olduğu Urfa’da aşı oranları çok düşüktü. Biz çok dilli broşürler hazırladığımızda Arapça broşür de hazırladık ve Arapça broşürle birlikte aslında bir baktık ki insanlar aşıya geliyorlar. Çünkü anlamıyorlardı. Ne olduğunu fark etmiyorlardı. O yüzden ana dilinde sağlık, ana dilinde eğitim, eşit yurttaşlık kavramı hepimiz için gerekli. Evet, Kürtler son dönemde en fazla baskıya, eziyete ve ölüme maruz kalanlar olduğu için bu, Kürtler açısından çok önemli; ama tüm halklar için de önemli. Bu topraklar, haklar açısından çok zengin” sözlerini kullandı.  
 
‘Umut hakkını herkes hak eder’
 
Otuz yıldır cezaevlerinde tutulan tutsakların durumuna ve idare ve gözlem kurulları eliyle ertelenen tahliyelere dikkat çeken Şebnem Korur Fincancı, “Bakın, 30 yıldır cezaevinde olan insanlar, bu idare ve gözlem kurullarıyla infazları devam ettirilip tahliyeleri ertelenerek hapishanede tutulmaya devam ediyorlar. Bazen savcılar aracılığıyla, bazen idare ve gözlem kurulları aracılığıyla ama böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Tabii ki sonuçta bir mücadelenin parçası olan insanların ağırlaştırılmış müebbetle yaşamlarının sonuna kadar hapishanede kalması öngörülüyor ama sonuçta bu insanların ölmeden önce dünyaya özgür bir pencereden bakabilme hakkını unutmamak gerekiyor. Herkes bunu hak eder. O yüzden umut hakkının da bütün bunların içinde bir bölüm olduğunu lütfen aklımızda bulunduralım” şeklinde ifade etti.
 
Şebnem Korur Fincancı, insandan ve yaşamdan yana tutum almak ve yaşamı da özgür kılmak gerektiğini kaydetti.