TJK-E’den yeni kampanya: Komünal toplumu inşa etme zamanı
- 16:09 4 Nisan 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - TJK-E, Zürih’te “Barış, Bizsiz Olmaz” sloganıyla düzenlenen uluslararası kadın konferansında, kadın özgürlük mücadelesinin toplumsallaştırılması ve demokratik toplumun kadın öncülüğünde inşasını hedefleyen yeni kampanyasını duyurdu.
Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), barış süreçlerinde kadınların rolünü güçlendirmeyi ve toplumsal alanda örgütlü mücadeleyi büyütmeyi hedefleyen “ Bi Hêza Jin Jiyan Azadî Dema Avakarina Civaka komînal e!” (Jın Jiyan Azadî’nin gücüyle komünal toplumu inşa etme zamanı) kampanyasının startını verdi.
Açıklamada, kadın özgürlük mücadelesinin toplumsallaştırılması, komünal yaşamın inşası ve demokratik toplumun kadın öncülüğünde geliştirilmesi çağrısı yaptı.
Seda Can ve Sidar Aydın tarafından “Jin Jiyan Azadî” sloganları eşliğinde Kürtçe ve Türkçe olarak yapılan açıklamanın tam metni şöyle:
“4 Nisan, sadece bir tarih değil; barışın, umudun ve yeniden başlangıcın simgesidir. Kürt halkının yeniden doğuşudur. Bu anlamda bu doğuş, başta Kürt halk önderi Reber Apo’ya, tüm Kürt halkına, özgürlük savaşçılarına ve barışta ısrar eden tüm halklara kutlu olsun.
Bu anlamlı günde gerçekleştirdiğimiz barış konferansı, geçmişten gelen fikirlerin geleceğe taşındığı bir buluşma olacak. Aynı zamanda bugün, yeni kampanyamızın da başlangıcıdır.
İlhamını insanlığın ortak değerlerinden alan bu süreç, barışa ve birlikte yaşama dair umutlarımızı büyütme çağrısıdır. Bugün attığımız adım, yarının barışını inşa etme iradesidir.
Bu vesileyle, barışa katkı sunan tüm değerleri ve bu yönde emek veren herkesi saygıyla anıyor, umut dolu bir geleceği birlikte inşa etme çağrısı yapıyoruz.
Bugün burada Kürt kadınları olarak yeni bir kampanyanın başlangıcını ilan etmek üzere toplandık. Kampanyamızın esas amacı, kadın özgürlük mücadelemizin toplumsallaştırılması ve pozitif inşa sürecinde özlenen özgür yaşamda derinleşme ve kendini mücadelenin öznesi hâline getirmedir.
Tüm eril zamanların yıkım, imha, esaret temelinde sömürü ve tahakküm üzerine şekillendiğini biliyoruz. Savaşların kapısını açan kastik katil yapılanma, günümüzde ataerkil sistem biçiminde doğaya, insanlığa, toplumlara ve kadınlara savaş açmış durumda. Savaşlar yıkımı getirdiği, insanlığı ve doğal yaşam kaynaklarını yok ettiği için, özgür yaşam alanlarının daraltılması, kuşatılması anlamına gelir. Bundandır ki en çok kadınlar ve çocuklar savaşların ağır yükünü taşır ve en ağır bedelleri öder. Savaş, doğal olanın baskı altına alınmasıdır. Simone de Beauvoir’un da dediği gibi, “Savaş, erkeklerin yarattığı bir dünyanın kadınlara dayattığı en büyük yabancılaşma” olarak görülmelidir. Bu yabancılaşmanın aşılması için barış savunuculuğu temel görevlerimizdendir. Barış ortamları, kadınların ve toplumların demokratik yaşam içinde dayanışmayı güçlendirdikleri ve doğal gelişim yasaları içinde birbirini geliştirdikleri fırsatları ve olanakları güçlendirmektedir.
Bu nedenle demokratik, komünal ve kadın özgürlükçü bir toplum inşa etmek, önce bu sıkıştırılmış savaş hâli ve krizli andan çıkış için bir kararlaşma anıdır. Biliyoruz ki sistem bugün hem bireyi anlamsızlaştırarak anlam ve kimlik krizine sürüklemiş hem de toplum ve kadınları, sürekli krizli kimlikler olarak sorunların derinleştiği ve çözümsüzlüğün dayatıldığı bir zeminde tutmaktadır. Jin, Jiyan, Azadî felsefesi eşitliktir, özgürlüktür, insanca yaşamdır. Bu, krizli kimlik ve anlara sıkıştırılmış ruh ve duygu dünyasından çıkmadır. Toplumsal hayatın tüm renklerine, kendi varlığını koruma temelinde irade olmuş, bilinçlenmiş bir katılım sürecidir.
Kampanyamız, kadınların ve toplumun ihtiyacının bireyciliğe karşı toplumsallaşma, yok sayılmaya ve görünmemeye karşı yerinden yönetim ile özyönetim ve öz örgütlülük sürecini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Komün bu anlamda doğrudan demokrasi alanı olarak söz kurma, eyleme geçme ve örgütlenmenin evimizdeki en küçük birimi olarak her yerde ve herkesle yan yana, omuz omuza mücadele etme zeminidir.
Komün inşa çalışmalarında eşitlerin birliğini sağlamak için iktidarcılığa ve devletçiliğe karşı farkındalık ve bilinçlenme çalışmalarını derinleştireceğiz. Aile ve kapitalist sistem kadını olmak yerine komünün öncülüğünü kadın zekâsı ile yapacağız. Erkeği komüne katarak onu demokratik özgür yaşamda görünür kılacağız. İktidar ve devletçi mantığın komünalite ile aşılacağı bilinerek, erkeğin toplumsal sorunlara duyarlı kılınması ve ortak çözüm gücü olabilmek için kadın ve erkeğin komünleşmesini hedefleyeceğiz.
Önderliğimiz; “Benim için kadına yapılabilecek en iyi şey, ona gerçekleri olabildiğince açıklamaktır. Kadınlar komünaliteyi daha iyi başarır. Bu tarihin başından beri böyledir. Komünde sıkı bir eğitim olacak. Kız çocuğundan başlayarak kadınlar ve erkekler eğitilecek” demektedir. Şimdi kadın zamanı, bu anlamda gerçekle buluşma; bu sorumlulukla hakikati örmektir. Hakikat, hakların bilinci ve adaletin sağlanmasıdır. Şimdi kadın zamanı, hak ve hakikat yolunda varlığın kabulüdür. “Vardık, varız, var olacağız” bir tespit değil, aynı zamanda tarihsel mirasın güncelde örgütlenme formuna dönüşmesi ve kadın öncülüğünde demokratik toplumun inşasıdır.
Komünleri inşa ederken proje ve örgüt oluşturmak, Kadın Zamanı hamlesinin olmazsa olmazıdır. Bir kadını yaşatacak olanın komünalite-toplumsallık olduğunun farkındayız. Bu toplumsallığın ana kurucu özneleri olarak herkesten daha fazla rol oynayacağız. Varlık gerekçemiz örgütlülüktür. Örgütlendiğimiz oranda var olduk. Örgütlü kadın birliği, toplumun birliği ve diriliğidir.
Ne ulus-devlet dili ne de egemen erkek dili komünal toplumda yer bulamaz. Çünkü ulus-devlet dili buyurgandır ve itaate zorlar. Erkek egemen dil ise köleleştirici ve boyun eğmeciliği dayatır. Bu iki yaklaşımın da hegemonya ve iktidar ürettiğini biliyoruz. Komünün başarısı, devlet ve erkek egemen dili sınırlama ve onunla mücadeleyi güçlendirmelidir. Bu nedenle demokratik toplumun dili olan katılımcılığı, paylaşımcılığı, eşitlerin yüz yüzeliliğine dayalı komünün etik ve politik kavramlarını geliştirmek, özgürlük alanlarının genişlemesi anlamına gelecektir.
Jin, Jiyan, Azadî ile Komünal Toplumu İnşa Zamanı kampanyamız, kendi zamanımızı yaratma ve özgürlük anlarını çoğaltmaktır. Bu kampanya ile kapitalist sistemin sürdürülmesine zemin oluşturan “gönüllü kölelik” zeminleri zayıflatılmak ve aşındırılmak istenmektedir. Kapitalizmin yaratmış olduğu edilgen, itiraz etmeyen, itaatkâr, sinmiş tutum ve duruşlara karşı kadın değerleri etrafında isyancılığı, itirazı ve retleri geliştirmek kadın zamanının kazanımlarıdır. Hiçbir etik-politik kural tanımadan kadını ruhen ve bedenen tüketen erkek egemen politikalara karşı kadınların ortak mücadelesini özgür yaşam felsefesine dönüştürmektir.
Kapitalizm kadın bedenini cinsel meta hâline getirerek bir obje olarak piyasa gücü hâline getirmiştir. Kadının ruhsal, duygusal ve fiziksel bütünlüğünü koruyabilmesi ve kendi iç uyumunu sağlaması, kendini tanımlaması ve kendine öz saygısını geliştirmesi ile mümkündür. Xwebûn olmak, kadının kendi içsel dünyasındaki yıkımı yeniden inşa etmesi, üretmesi ve yaratıcılığını geliştirmesidir.
Kadın katliamları; kadın kırım ve toplum kırım politikalarıyla an be an üretilmektedir. Kadının canına kastedenler olduğu kadar, onun ruhuna, duygularına ve düşünce gücüne her gün hakaret eden, küçümseyen, onu horlayan, aşağılayan ve ötekileştiren özel ve psikolojik saldırılar da mevcuttur. Bu saldırganlar, kastik katil atalarından devraldıkları ölümcül saldırganlığı bir hegemonya kurma ve hâkimiyet oluşturma adına sistemleştirmişlerdir. Erkek özgürleşmek istiyorsa, en büyük farkı bu kastik katile karşı insanlığın komünal değerlerini koruma temelinde göstermelidir. Kadını fiziki veya sözle katleden erkeklik olgusuna karşı mücadele ederek demokratik toplumun inşasında kadınla yoldaşlık yapmalı ve komünalitenin inşasında yer almalıdır. Kadını “sevgi, aşk, evlilik” üçgenine çeken sahte yaşam arayışlarından uzaklaşmalıdır. Bilmeli ki kölelik ve bağımlılık yaratan bu üçlü ağ sistemi, erkeği de köleleştiren ve bağımlı hâle getiren birer pranga halkasına dönüşmüştür.
Önderliğimiz, komünün toplumu ve kadını yaşatacağına ve özgürleştireceğine inandığı için komünün bir enerji ve yaşam kaynağı olduğuna vurgu yaptı. Bu temelde şu tarihî çağrıyı bizlere yaptı: “Bu çağda ve coğrafyada yaşadığının bilincinde olan her komüncü, bu sorumluluğu sırtlamayı bir varlık bilinci olarak ele almalıdır. Komünalitenin ruhunu yaşamak demek, kendinde geleceği inşa etmek demektir; topraklarına, halkına, tarihine, kültürüne bağlılık demektir.
Bu çağrıya biz kadınlar olarak Avrupa’dan ses veriyor ve demokratik toplum inşasında halkımızla, dostlarımızla ve tüm kadınlarımızla birlikte kendi geleceğimizi kendimizde inşa ederek topraklarımızda, ailelerimizde, yaşadığımız semt ve mahallelerde, komşularımızla ve kız kardeşlerimizle öreceğimize dair irade beyanında bulunuyoruz. Jin, Jiyan, Azadî ile Komünal Toplumu İnşa Zamanı, Kürt kadınlarının demokratik birliğini geliştirmedir. Jin, Jiyan, Azadî ile Komünal Toplumu İnşa Zamanı, tüm kadınlarla komünal enternasyonal zamanlarda mücadeleyi ortaklaştırma ve büyütmedir.”







