Hukuk örgütlerinden Rojava açıklaması
- 12:45 21 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara tepki gösteren Amed ve Riha Barosu, İHD ve ÖHD, Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve etnik-dinsel temelli hak ihlalleri karşısında sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çekti.
HTŞ ve Türkiye'ye bağlı çetelerin Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırıları sürüyor. Saldırılara karşı Amed ve Riha Barosu, açıklama gerçekleştirdi.
Amed
Amed Barosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed şubeleri, HTŞ ile Türkiye’ye bağlı çetelerin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin açıklama yaptı. Diyarbakır Adliyesi önünde gerçekleştirilen açıklamaya, çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ile hukukçu katıldı.
Açıklamayı kurumlar adına Amed Baro Başkanı Abdulkadir Güleç okudu. Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaşın, milyonlarca insanın yaşam hakkını ihlal eden, zorla yerinden etmelerle ve ağır insan hakları ihlalleriyle derinleşen çok boyutlu bir kriz yarattığına dikkat çeken Abdülkadir Güleç, bu süreçte Rojava’da yaşayan Kürt halkının, DAİŞ ve benzeri radikal silahlı “çetelere” karşı yürüttüğü mücadeleyle yalnızca kendi varlığını değil, bölgesel ve uluslararası güvenliği de savunduğu belirtti.
‘Tekçi devlet anlayışı’
Rojava’da ortaya çıkan toplumsal ve siyasal yapının; halkların, inançların ve kimliklerin eşitliği temelinde, demokratik, çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışını esas aldığına dikkat çeken Abdülkadir Güleç, "Rojava ortaya çıkan bu yapı, uluslararası kamuoyunda meşru bir karşılık bulmuş; Suriye’de barışçıl ve hukuka dayalı bir çözümün mümkün olduğuna dair önemli bir deneyim olarak değerlendirilmiştir. Ancak Esad rejiminin fiilen ve resmen çöküşünün ardından Ahmet El Şara liderliğinde kurulan geçici yönetimin, kısa sürede, otoriter, tekçi ve dışlayıcı devlet pratiklerine yöneldiği görülmektedir. Yakın dönemde Alevilere, Dürzilere ve en son Kürt Halkına yönelik saldırılar, toplu infazlar ve zorla yerinden etmeler, işkenceler; Suriye’de yeni bir şiddet ve hukuksuzluk sürecinin inşa edilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır" dedi.
'Barış ihtimali zayıflatılıyor'
Abdülkadir Güleç, Halep’e yönelik son saldırıların Rakka, Deyre Zor hattında tırmandırılan askeri operasyonlar ve Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik Haseke ve Kobanê’ye dönük gerçekleşen kuşatmalar ve girişimlerin; sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini ve Suriye’de kalıcı barış ihtimalini zayıflattığını dile getirdi. Abdülkadir Güleç açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:“Türkiye’de barışın kalıcı hâle gelmesi, Suriye’deki Kürt halkının varlığının ve haklarının güvence altına alınmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Kalıcı ve adil bir barış; inkâr, şiddet ve statüsüzlük dayatmalarıyla değil, halkların iradesine saygı gösterilmesi, kimliklerin ve inançların eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıyla mümkündür. Rojava’da demokratik çözümün ve hukuki statünün korunması, Türkiye’de ve bölgede barışın güçlendirilmesinin temel koşullarından biridir. Uluslararası insan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün ve barış hakkının savunucusu olmaya; Suriye’de ve bölgede kalıcı barışın inşası için hukuki ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."
Açıklama, “Bijî berxwdana Rojava” sloganıyla son buldu.
Riha
Rîha Barosu saldırılara ve yaşanan ihlallere dikkat çekmek amacıyla Xeliliye ilçesinde bulunan baro önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı baro adına Baro Başkanı Abdullah Öncel okudu.,
Uluslararası güçlere çağrı
Açıklamada şu çağrıda bulunuldu: "Buradan açıkça ifade ediyoruz, sivillerin hedef alınması, özellikle kürt halkına yönelik etnik temelli saldırılar, zorla yerinden etme, ateşkesin ihlali ve DAİŞ tehdidini canlandırmaya yönelik eylemler; başta Cenevre Sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve uluslararası insancıl hukuk uyarınca savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. Bu suçlar zamanaşımına uğramaz ve cezasız bırakılamaz. Bu noktada sorumluluk yalnızca sahadaki silahlı unsurlarla sınırlı değildir. HTŞ’yi fiilen meşrulaştıran, onun geçiş hükümeti iddiaları ile yaptığı katliamlara sessiz kalan, siyasi ve askeri alan açan tüm devletler ve uluslararası aktörler, bu suçların sürdürülmesinde dolaylı sorumluluk taşımaktadır. Suriye sahasında etkisi bulunan devletler ve 10 Mart mutabakatının garantör devletleri, ateşkesin korunması ve sivillerin güvenliği yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmemekte; uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını açık biçimde ihlal etmektedir. Buradan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, , BM İnsan Hakları Konseyi’ni, Avrupa Birliği’ni, Avrupa Konseyi’ni, Uluslararası ceza adaleti ve insan hakları mekanizmalarını derhal, gecikmeksizin ve etkili biçimde harekete geçmeye çağırıyoruz."







