Sebahat Tuncel: Kürt halkının birliği ertelenemez, kadınlar öncülük etmeli
- 09:01 21 Ocak 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Kürt halkının birliğinin emperyalist ve devletçi politikalarla hedef alındığını belirterek, bu saldırılara karşı demokratik ulusal birliğin kadınların ortak mücadelesiyle örülebileceğini söyledi.
Ortadoğu’da derinleşen savaş politikaları, Kürdistan’ın dört parçasında artan askeri ve siyasi baskılar ile Türkiye’de sürdürülen güvenlikçi politikalar, Kürt halkının birliği ve barış perspektifini yeniden gündemin merkezine taşıyor. Özellikle Rojava ve Halep hattında sivilleri ve kadınları hedef alan saldırılar, savaşın yalnızca askeri değil toplumsal ve cinsiyet temelli bir yıkım ürettiğini ortaya koyuyor.
Bu süreçte kadın mücadelesinin barışın ve demokratik çözümün asli dinamiği olduğunu vurgulayan TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Kürt halkının birliğinin tarihsel önemini, kadınların öncülük rolünü ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sunduğu imkanları değerlendirdi.
"Gelinen aşamada özellikle Suriye'de yaşanan gelişmeler, İran’da Rojhilat’ta yaşananlar, Rojava’da yaşanan gelişmeler Kürtleri birlikte hareket etmeye, aynı duygu ve düşüncede, aynı refleksle hareket etmeye zorluyor."
*Kürt halkının birliği bugün hem bölgesel gelişmeler hem de Türkiye'deki siyasal iklim açısından yeniden tartışılıyor. Siz bu birliğin tarihsel ve güncel önemini nasıl tanımlıyorsunuz? Kürt halkı açısından birliğin ertelenemez hale gelmesinin temel nedenleri nelerdir?
Aslında güncel anlamda değil, tarih boyunca Kürt halkının birliği ve ortak mücadelesi çok önemli bir gündem olarak Kürtlerin tartıştığı konulardan birisi olmuş. Tarihte ne zaman ki bir birlik sağlanmış, aslında başarı o zaman geliyor ama kaybetmenin nedeni de Kürtler arası birliğin sağlanamamasıyla alakalı. Bu konuda hem olumlu hem olumsuz deneyim var ama daha çok olumsuz deneyimler var. O açıdan Kürtlerin demokratik birliğini sağlaması, kendi iç birliğini sağlaması, bir yandan da birlikte yaşadığı halklarla bir demokratik birlik sağlaması konusunda iki temel gündem var. Egemen devletler hep Kürtler arası bu çatışma ve çelişkiyi kullanmışlardır. Yani Kürtleri Kürtlere karşı kullanan bir politika ve strateji içerisine girmiş durumdalar.
Mesela güncelde de baktığımızda, örneğin Türkiye devleti KDP ile iyi ilişkiler geliştirirken, anlaşırken Kürt özgürlük hareketini kendisine karşı düşman olarak değerlendiriyor. KDP ile Kürt özgürlük hareketini sınırlandırmaya, baskı altına almaya çalışıyor. Bu ciddi bir problem. Bu, Kürtlerin birliğini dağıtmakla kalmıyor; Kürtlerin kazanımlarını da ortadan kaldırıyor. Gelinen aşamada özellikle Suriye'de yaşanan gelişmeler, İran’da Rojhilat’ta yaşananlar, Rojava’da yaşanan gelişmeler Kürtleri birlikte hareket etmeye, aynı duygu ve düşüncede, aynı refleksle hareket etmeye zorluyor. Esas itibariyle Kürdistan halkının birlik ve dayanışma mücadelesi geçmişten günümüze tam birlik olamama, kendi özgürlüğünü tam örgütleyememe sorunuyla karşı karşıya. Yani bunu sadece dış nedenlerle ifade etmek bir yönüyle eksik kalır ama esasta eğer bu birlik sağlanmış olsaydı, bugüne kadar belki de Kürt halkının Orta Doğu’da yaşadığı coğrafyada farklı bir durumu tartışacaktık. Ama esas itibariyle bu birliğin olamaması, emperyalist politikalar, coğrafyasının dörde bölünmüş olması, duyguda ve düşüncede parçalanmış bir Kürdistan ve Kürt gerçekliği yaratmış durumda.
"Ulusal mücadeleyi demokratik ulusal mücadele olarak savunurken, aynı zamanda kadınlar olarak yaşadığımız sorunlara karşı da ortak mücadeleyi esas alan bir çizgide yürüyoruz."
*Kürt halkının birliğinde kadınların öncülüğü sıklıkla vurgulanıyor. TJA'nın bu süreçte üstlendiği rolü nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadınların öncü olmadığı bir birlik arayışının hangi açılardan eksik kalacağını düşünüyorsunuz?
Hem TJA olarak hem Kürt özgürlük hareketi olarak Kürt siyasetinin esasta demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayı büyütmek ve bu çerçevede demokratik, özgürlükçü bir yaşam, demokratik sosyalist bir yaşamı inşa etme iddiası var. Ve bu iddiaya giderken bu konuda ortaklaşabilecekleri Kürt halkının hak ve özgürlükleri, kadınların hak ve özgürlükleri konusunda ortaklaşabilecekleri her başlıkta birliği sağlamaya çalışıyorlar. Aslında ilk andan itibaren hem kadın dayanışmasını hem Kürt kadınların birlik ve dayanışmasını esas alan bir siyaset yürütüldü. Bu kapsamda çeşitli kampanyalar yürüttük, konferanslar, tartışmalar yaptık. En son Diyarbakır’da dört parça Kürdistan’dan kadınların ve kadın vekillerin katıldığı bir konferans yapıldı. Daha önce Ortadoğu konferansı yapıldı. Esas itibariyle TJA olarak Kürt kadınların dil, kimlik, kültür haklarının güvence altına alınması, kadınların özgürlüğünün güvence altına alınması, halkımızın özgürlüğünün güvence altına alınması konusunda her türlü mücadeleyi ve birlikte mücadeleyi esas aldık. Şimdiye kadar daha çok “dayanışma” diye ifade ediyoruz ama dayanışma gelinen aşamada sürece cevap olmaya yeten bir kavram değil. Çünkü dayanışma, esasta kendisini işin merkezi olarak görmeyen, yaşanan sorunlarda yan yana gelmeyi ifade eden bir kavram. O açıdan bunu da aşan, birlikte ortak mücadeleye ihtiyaç var.
Dört parça Kürdistan’da kadın özgürlüğünden yana olan, kadına yönelik şiddete “hayır” diyen ve kadınların eşit, özgür bir yaşam içerisinde emeğinin ve bedeninin sömürülmediği bir yaşamı isteyen herkesin yan yana gelebileceği bir ortak mücadele hattına ihtiyaç var. Bunun oluşturulması konusunda bir emek ve çaba var. Bu sağlanırsa, mutlaka genel örgütlenmeyi de ulusal birlik mücadelesi etkileyecektir. Tabii bu sadece kadınlara özgü bir durum değil. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle herkesin bu ulusal birlik, demokratik ulusal birlik çalışmalarına katılması gerekir. Ama esasta kadın olmaktan kaynaklı yaşadığımız sorunlarla mücadele etmek ve buna ortak refleks geliştirmek açısından kadın mücadelesi önemlidir. Ulusal mücadeleyi demokratik ulusal mücadele olarak savunurken, aynı zamanda kadınlar olarak yaşadığımız sorunlara karşı da ortak mücadeleyi esas alan bir çizgide yürüyoruz. Kürdistan özgürlüğünde diğer Kürt örgütleri ve siyasetleriyle, Ortadoğu özgülünde ise birlikte yaşadığımız halkların kadınlarıyla bu birliği sağlamaya çalışıyoruz.
"Kürt sorununun hukuki ve siyasi zemine çekilmesi ve demokratik mücadelenin o alanda yürütülmesi konusunda bir mücadele hattı var."
*Bugün Kürt kadın hareketi hem devlet politikaları hem de savaş ve çatışma ortamının yarattığı çok yönlü baskılarla karşı karşıya. Bu koşullarda kadınların birlik ve ortak mücadele zeminlerini güçlendirmek için hangi somut adımlar atılmalı?
Türkiye bağlamında baktığımızda, 2015 sonrası yaratılan süreç, baskı rejimi ve faşizm aslında kadın özgürlük mücadelesini de etkilemiş görünüyor. Hem sosyalist kadın mücadelesini hem feminist kadın mücadelesini hem de Kürt kadınların mücadelesini bir şekilde etkileyen, daraltan bir noktada. Yine de en örgütlü olan Tevgera Jinên Azadî. Biz neredeyse bir buçuk yıldır bu daralmayı aşmak, ortak mücadele zeminlerini yürütmek ve savaşa, militarizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe ve dinciliğe karşı nasıl ortak mücadele yürütülebilir konusunda tartışmalar yürütüyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi, sosyalist hareket ve feminist hareketle birlikte. Bu konuda bazı yol da aldık. “Barış’a İhtiyacım Var İnisiyatifi” bu tartışmalar üzerinden şekillendi. Yine başka kadın platformlarında sosyalist kadınlarla kurduğumuz ilişkiler oldu. Esas itibariyle bu konudaki zayıflığı gidermek ve daha güçlü bir kadın hareketine yönelebilmek için güçlü bir barış hareketine ihtiyaç var. Çünkü insanlar da en temel duygu “ne olacağım” kaygısı ve 10 yıldır kesintisiz uygulanan baskı rejimi toplumda ciddi bir korku siyaseti yaratmış durumda. Kürt sorununun hukuki ve siyasi zemine çekilmesi ve demokratik mücadelenin o alanda yürütülmesi konusunda bir mücadele hattı var. Ancak devletin güven artırıcı adımlar atmaması ve önceki çözüm sürecinin 2015’te masanın devrilmesiyle birlikte yaşanan çatışmalı süreç, ortak mücadeleyi de olumsuz etkiliyor. O açıdan geleceğe dair güvencesizlik hali var. “Söz söylersem başıma bir iş gelir mi? Mücadele edersem başıma bir iş gelir mi?” kaygısı hâkim. Şimdi ortam süreçten kaynaklı biraz daha uygun görünüyor ama süreç bozulursa ne olacak sorusu hâlâ ortada duruyor.
AKP’nin şimdiye kadar sürecin gelişmesi konusunda umut vermemesi de bu sorunsallığı derinleştiriyor. Barış Akademisyenlerinin ihraç edilmesi, KHK’lerle binlerce öğretmenin ve kamu görevlisinin işten atılması toplum üzerinde ciddi bir korku yaratmış durumda. Bunu kırabilmek için mücadeleye ihtiyaç var. Bu baskı rejimini ortadan kaldırabilmenin yolu da mücadeleyi ve dayanışmayı büyütmekten geçiyor. Bu konuda bir farkındalık hali ve hareketlilik var. Bu sürecin başlaması, korkunun aşılması ve “başka bir yaşam mümkün, başka bir dünya mümkün ve biz bunun öznesi olabiliriz” duygusunu da beraberinde getirdi. Eksiklerine rağmen hâlâ ortak mücadeleyi toplumsallaştırma konusunda zayıflıklar var. Daha dar, göze alan, Barış ve Demokrasi Mücadelesi’ni her şeye rağmen sürdürme konusunda kararlı kadınların yürüttüğü bir süreçten söz ediyoruz. Ancak bunun önümüzdeki dönemde çok daha kitleselleşeceğini ve toplumsallaşacağını düşünüyorum.
"Umudun yükseldiği ama savaş ve çatışmanın da sürdüğü bu kaotik süreçte, süreci netleştirmek ve buna öncülük etmek devrimci kadınların sorumluluğudur."
*Önümüzdeki döneme dair baktığınızda, Kürt halkının birliği ile demokratik çözüm ve barış perspektifi arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Kadınların bu sürecin asli öznesi haline gelmesi, Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından ne tür imkanlar yaratır?
Bir yıldır tüm yetersizliklerine rağmen iktidarın süreci geliştirme konusunda pozitif bir adım atmaması, hatta negatif bir rol oynaması; dilini, uygulamalarını ve politikalarını değiştirmemesi, muhalefete yönelik baskı siyasetini sürdürmesine rağmen toplumda başka bir umut yeşerdi. Sayın Öcalan’ın başlattığı sürecin başka bir mücadele hattının mümkün olduğunu göstermesi ve insanların umutla var olmasını sağlaması önemli. Evet, Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla süreç başladı, Sayın Öcalan buna cevap verdi ama sadece cevap vermedi; programatik bir cevap verdi. Meseleyi yalnızca PKK’nin feshi üzerinden değil, önümüzdeki dönemde nasıl bir yaşam inşa edileceği, demokratik bir yaşamın nasıl olacağı üzerinden ele aldı. Bu çok önemli. Bu durum ister istemez herkese yeni bir gündem yarattı. Sadece Kürt siyasi hareketi açısından değil; sosyalistler, feministler, felsefeciler açısından da manifestoyla birlikte yeni bir ufuk ve başka bir yaşamın kodlarının nasıl olabileceği tartışılmaya başlandı. Bu süreç kadın özgürlüğü üzerinden şekilleniyor. Kadınların daha aktif rol alması, kadın özgürlüğüyle birlikte toplumsal ve ekolojik özgürlüğün nasıl sağlanacağının tartışılması sürecin temel başlıklarından biri. Savaş ve çatışmanın sürdüğü bir ortamda barışı konuşmaya çalışıyoruz. Kürtlerin konuştuğu kadar diğer kesimler konuşamıyor. Türkiye’de ciddi bir iktidar karşıtlığı ve değişim talebi var. Ancak bu durum sürecin toplumsallaşmasını engelleyen yönler de barındırıyor. CHP’ye yönelik operasyonların yarattığı etki alanı da buna ekleniyor.
Tüm bunları düşündüğümüzde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin topluma ve kadınlara nefes aldırdığı, kadın özgürlüğünü esas alan demokratik bir yaşamın yeniden inşasına dair önemli olanaklar sunduğu açık. Ancak aynı zamanda riskler de var. Kadın hareketinin bu ortamda barış siyasetini çok daha güçlü yürütmesi, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesini büyütmesi gerekiyor. Kürt halkının hak mücadelesinin güvence altına alınması kadar kadınların hak mücadelesinin güçlendirilmesi ve siyasete katılımını artıracak örgütlenmelerin örülmesine ihtiyaç var. Umudun yükseldiği ama savaş ve çatışmanın da sürdüğü bu kaotik süreçte, süreci netleştirmek ve buna öncülük etmek devrimci kadınların sorumluluğudur. Bu mesele sadece Türkiye’deki Kürtlerin değil, Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de yaşayan tüm Kürtlerin geleceğini etkiliyor. Bir parçada yaşanan gelişme diğerlerini de etkiliyor. Barış siyaseti kadar savaş politikaları da hepsini etkiliyor. Bu nedenle barışı büyütmek için kadınların birlikte olması hayati önemde. Bunun yanında birlikte yaşadığımız halkların da demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşam içinde var olabilmesi için ortak mücadeleye ihtiyaç var. Kürt demokratik birliği ile Ortadoğu demokratik birliğini birlikte örmek gerekiyor.
"Savaş, eşitsizlik ve sömürü üreten sisteme karşı barışın ve emeğin değer gördüğü bir yaşamı hep birlikte kurabiliriz."
*Kadın hareketleri Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşananlara dair ciddi veriler paylaşıyor. Bu durumu bir TJA aktivisti olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya kadın kamuoyu ne yapmalı?
Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yaşananlar gerçekten korkunç. Bir genç kadının binadan atılma görüntülerini izledik. Orada insanlığa karşı suç işleniyor. Bunun adını böyle koymak gerekir. Kadın hareketleri de bunu böyle tanımlıyor. TJA olarak biz de bunu savaş suçu olarak değerlendiriyoruz. Siviller hedef alındı, hastaneler bombalandı, yaşam alanları yerle bir edildi, insanlar zorla göçe zorlandı. Bu kabul edilemez. İnsanım diyen herkesin buna itiraz etmesi gerekir. Ancak devletlerin çıkar çatışmaları bu suçların görmezden gelinmesine yol açıyor.
Halep’te yaşananlar yalnızca Şam yönetiminin sorumluluğu olarak ele alınamaz. ABD, İsrail, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin de içinde olduğu uluslararası bir denklem söz konusu. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve bölgede yaşayan halkların yaşam hakkı yok sayılıyor. Buna karşı öfke yetmez; öfkeyi örgütlemek ve demokratik bir sistem inşa etmek gerekir. İran’da, Türkiye’de, Suriye’de yaşanan baskı ve savaş politikaları gösteriyor ki kapitalist moderniteye karşı demokratik, özgürlükçü ve barışı esas alan bir sisteme ihtiyaç var. Sayın Öcalan’ın paradigması bu açıdan çok kıymetli. Demokratik, sosyalist ve özgürlükçü bir yaşam inşası insanlığa umut olabilir. Bunun için enternasyonalist bir mücadeleye ihtiyaç var. Savaş, eşitsizlik ve sömürü üreten sisteme karşı barışın ve emeğin değer gördüğü bir yaşamı hep birlikte kurabiliriz.







