İran ve Rojhilat'ta birçok kente yayılan protestolar sürüyor

  • 11:47 5 Ocak 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - İran’da  78 kente yayılan protestolarda, güvenlik birimlerinin saldırısı sonucu en az 20 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Melikşahi ve Kirmanşah başta olmak üzere birçok kentte cenaze törenleri protestoya dönüştü.
 
İran'ın başkenti Tahran’daki Alaeddin Çarşısı’nda başlayan ve Rojhilat bölgesinin de aralarında olduğu birçok kentte devam eden protestolar, 26 eyalete bağlı 78 kentte toplam 222’den fazla noktaya yayıldı. Protestolar; sokak gösterileri, mesleki grevler, protesto yürüyüşleri ve doğrudan yönetime karşı atılan sloganları kapsıyor. Coğrafi yayılımın genişlemesi ve eylem biçimlerinin çeşitlenmesi, protestoların sürekliliğine ve ekonomik taleplerin siyasi ve sivil taleplerle birleştiğine işaret ediyor.
 
Gerçek mermiyle ateş açıldı
 
İlam eyaletine bağlı Melikşahi ilçesinde sivil kaynaklar, güvenlik güçlerinin protestoculara gerçek mermiyle ateş açtığını bildirdi. En az dört yurttaşın yaşamını yitirdiği, yaklaşık 30 kişinin ise yaralandığı bildirildi.Yaşamını yitirenler için düzenlenen cenaze törenleri, halkın geniş katılımıyla protesto niteliği kazandı. Katılımcılar “İslam Cumhuriyeti’ne ölüm” ve “Hamenei’ye ölüm” gibi sloganlar atarak törenleri eylem alanlarına dönüştürdü.Birçok gözlemciye göre, yas ritüelleri içinde şekillenen bu tür törenler yalnızca birer anma etkinliği olmanın ötesine geçiyor; bastırılmış toplumsal öfkenin protesto yasına dönüştüğü kolektif direniş sembollerine dönüşüyor.
 
Uzmanlar ve hukukçular, bu törenlere kitlesel katılımın yalnızca dayanışma ifadesi değil, aynı zamanda dayatılan güvenlik düzenine açık bir meydan okuma olduğunu belirtiyor. Bu anların, siyasi sistemin meşruiyet kaybının kamusal alanlarda açıkça dile getirildiği eşikler olduğuna dikkat çekiliyor. Protesto amaçlı bu tür törenlerin farklı kentlerde zincirleme biçimde tekrarlanmasının, toplumsal seferberliğin motoru ve baskıya karşı kolektif hafıza üretiminin aracı olabileceği vurgulanıyor.
 
İlam’da yerel ve görsel raporlar, güvenlik güçlerinin yaralıları gözaltına almak ya da yaşamını yitirenlerin cenazelerine el koymak amacıyla Humeyni/Fettahi Hastanesi’nin acil servisine girmeye çalıştığını ortaya koydu. İnsan hakları kaynakları, bu girişimin protestocular ve sağlık çalışanlarının direnişiyle karşılaştığını bildirdi.
 
Kirmanşah’a bağlı Caferabad’da Kürdistan İnsan Hakları Ağı, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, “Rıza ve Resul Kedivaryan” adlı iki kardeşin 3 Ocak gecesi protestolar sırasında ateşli silahla yaralandığını aktardı. Resul Kedivaryan Talıkani Hastanesi’nde yaşamını yitirirken, Rıza Kedivaryan da birkaç saat sonra yoğun bakımda hayatını kaybetti. Güvenlik yetkililerinin, haberin hazırlandığı ana kadar cenazeleri ailelerine teslim etmediği bildirildi.
 
En az 17 kişi gözaltına alındığı belgelendi
 
İlam genelinde, bağımsız medya kaynakları aralarında çocuklar ve öğrencilerin de bulunduğu çok sayıda gözaltının kimliğini yayımladı. En az 17 kişinin gözaltına alındığı, bunlar arasında 14 yaşında bir çocuğun ve birkaç üniversite öğrencisinin bulunduğu bildirildi.Öte yandan son günlerdeki protestolarda, görgü tanıkları ve yerel kaynaklar Rojhilat’ın diğer kentlerinde kadınların, öğrencilerin ve hatta gençlerin kitlesel biçimde gözaltına alındığını bildirdi. Bu gözaltıların çoğunun sokak gösterileri, protesto amaçlı cenaze törenleri ya da gece ev baskınları sırasında gerçekleştirildiği aktarıldı. Yerel kaynaklara göre bazı kişiler yargı kararı olmaksızın ve fiziksel şiddet kullanılarak gözaltına alındı; aileler yakınlarının nerede tutulduğundan habersiz.
 
İran’ın diğer kentlerinden de protestolar sırasında kadınların, öğrencilerin ve çocukların gözaltına alındığına dair çok sayıda video ve haber yayımlandı. Bu durum, yaygın insan hakları ihlalleri ve baskının tırmanmasına ilişkin endişeleri artırdı.
 
Yaşamını yitirenlerin sayısı 20’ye ulaştı
 
İnsan hakları örgütleri ve bağımsız kaynakların raporlarına göre, protestoların sekizinci gününde yaşamını yitirenlerin sayısı yaklaşık 20’ye ulaştı. Bazı kuruluşlar ise ilk hafta içinde İlam, Kirmanşah, Harsin ve diğer eyaletlerde toplam 17 ölümün doğrulandığını açıkladı.
 
Her ne kadar eylemler görünürde ağır ekonomik ve geçim baskılarıyla başlamış olsa da, hareketin derin siyasi kökleri bulunuyor. Kürt partileri ve ülke çapındaki meslek örgütlerinin sloganları, bildirileri ve açıklamaları; hareketin yalnızca ekonomik taleplerin ötesine geçerek siyasi ve insan hakları taleplerine yöneldiğini gösteriyor.Yayımlanan bildirilerde “yaşam hakkı”, “protesto özgürlüğü”, “yoksulluk ve yolsuzluğun sona ermesi”, “baskının son bulması” gibi kavramlar daha belirgin hale geldi. Bu değişim, ayaklanmanın kapsamını genişletmekle kalmıyor; onu çok boyutlu ve daha sürdürülebilir bir harekete dönüştürüyor.
 
Bu koşullarda, hükümetin yalnızca ekonomik vaatlerle birikmiş öfkeyi kontrol altına alması mümkün görünmüyor; zira talepler artık siyasi ve hukuki yapılara dayanıyor. Taleplerin bu ölçüde karmaşıklaşması ve radikalleşmesi, baskı aygıtını sokak kontrolünün ötesinde zorluklarla karşı karşıya bırakıyor.Ülke çapındaki protestoların sürmesi, gösterilerin coğrafi olarak genişlemesi ve güvenlik baskısının artması; can kayıplarının yükselmesi, gözaltı dalgaları ve özellikle protestolarda yaralananlar için sağlık hizmetlerine erişimde ciddi aksamalar gibi daha ağır bir tabloyu gündeme getiriyor.
 
Bu ortamda, resmi devlet anlatıları ile bağımsız saha raporları arasındaki açık çelişki, verilerin titiz biçimde doğrulanmasının önemini iki katına çıkarıyor.
 
İnsan hakları savunucuları, uygulanan şiddetin boyutları ve halkın taleplerine ilişkin bağımsız ve ayrıntılı analizlerin; yalnızca tarihsel gerçeğin kayda geçirilmesi için değil, hukuki ve uluslararası takip ile suçların tekrarlanmasının önlenmesi açısından da hayati olduğunu vurguluyor. Bu tür kritik eşiklerde sessizlik ya da çarpıtmanın, yalnızca iktidarın değil, toplumun ve kolektif hafızanın aleyhine olduğu belirtiliyor.
 
Destek giderek artıyor
 
Ayrıca, Kürdistan partileri ve Rojhilat’taki sivil aktivistlerin yanı sıra, protestolara yönelik destek dalgası daha geniş bir boyut kazandı. Son günlerde Evin Hapishanesi’ndeki bazı siyasi tutuklular, işçi örgütleri, Tahran’daki beş büyük üniversitenin aktivistleri, Rojhilat ve diğer kentlerdeki öğretmen sendikaları, bazı barolar ve bağımsız avukatlar ile Yazarlar Birliği gibi birçok yapı, ayrı ya da ortak bildiriler yayımlayarak protestolara destek verdi.
 
Sivil, mesleki, akademik ve siyasi aktörler arasındaki bu ortak ses, ekonomik ve toplumsal taleplerin siyasi ve hukuki isteklerle birleştiğini gösteriyor. Yönetimin baskıyla protestoların anlatısını çarpıtmaya ya da silmeye çalıştığı bir ortamda, bu kurum ve bireylerin dayanışması toplumun gerçek sesinin görünür kılınmasında kilit bir rol oynayabilir. Bu çok katmanlı dayanışma, baskıya karşı dirençli bir toplumsal blok oluşması için önemli bir potansiyel barındırıyor.