Özgürlük mücadelesine adanmış bir yaşam: Fatma Uyar
- 09:05 4 Ocak 2026
- Portre
Melike Aydın
HABER MERKEZİ – Kürt kadın hareketi içinde sahada yürüttüğü örgütlü mücadelesiyle tanınan Fatma Uyar, yaşamı, kadın özgürlüğü mücadelesinin savaş ve baskı koşullarında nasıl sürdürüldüğünün simgesi oldu.
Kürt kadın hareketi içinde yerel örgütlenmenin yükünü omuzlayan, yaşamını kadın özgürlüğü ve halk mücadelesine adayan Fatma Uyar, siyasal kimliği ve sahadaki emeğiyle tanınan bir isimdi. Genç yaşına rağmen Kürt siyasetinin en sert dönemlerine tanıklık eden Fatma Uyar, mücadelesini baskı, savaş ve abluka koşulları altında sürdürdü. Onun yaşamı, Kürdistan’da kadın olmanın ve siyaset yürütmenin bedellerini görünür kılan bir direniş hikâyesi olarak hafızalarda yer aldı.
Fatma Uyar, 4 Ocak 2016’da Şirnex’in Silopî ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesi’ne geçmek isterken, Kongra Jinên Azad (KJA) üyesi, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi üyesi Seve Demir ve Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ile birlikte zırhlı bir araçtan açılan ateş ve patlama sonucu ağır yaralandı. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle görgü tanıkları yardım edemedi. Olayın ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerine ulaşan yurttaşlar ambulans talep etti. Ancak ambulansın olay yerine girişi saatlerce engellendi ve üç siyasetçi burada yaşamını yitirdi.
‘Devlet şiddetinin içinde doğdu’
Fatma Uyar, 28 Ağustos 1988’de Şirnex’in Silopî ilçesine bağlı Dihok köyünde, yedi çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Kürdistan’da yürütülen baskı ve asimilasyon politikaları kapsamında köyleri boşaltıldı. Bu nedenle ailesiyle birlikte henüz üç aylıkken Milga Şantiyê köyüne, ardından Şirnex kent merkezine göç etmek zorunda bırakıldı.
Kürt olmanın devlet açısından bir yok edilme ve yerinden edilme gerekçesi olduğu gerçeğinin içine doğan Fatma Uyar, büyüdükçe Kürt halkının özgürlük mücadelesine yakınlık duydu. Asimilasyon politikalarının merkezlerinden biri olan okulda, devletin zorunlu kıldığı eğitimi 5’inci sınıfa kadar sürdürebildi.
‘Mücadeleye katılışı, tutsaklık ve sonrası’
Ailesi, devletin Kürt halkına yönelttiği şiddetin ve köy boşaltmalarının da etkisiyle Kürt özgürlük mücadelesine yakınlık duyuyordu. Bu atmosferin etkisiyle Fatma Uyar, 2000’li yıllarda gençlik çalışmaları içinde yer aldı.
2009 yılında “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı ve 5 yıl cezaevinde tutuldu. Aynı süreçte babası Reşit Uyar da müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Babasıyla birlikte Mardin Cezaevi’nde kalan Fatma Uyar, daha sonra Siirt E Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. Tahliyesinin ardından mücadelesini KJA bünyesinde sürdürdü. Kürt kadınların hem kadın olmaktan hem de Kürt olmaktan kaynaklanan sorunlarını görünür kılmaya dönük örgütlenme çalışmaları yürüten Fatma Uyar’ın, mücadele arkadaşlarıyla ve Kürt kadınlarıyla kurduğu dayanışma her zaman örnek gösterildi.
‘Kürt siyasetinin kırılma dönemlerine tanıklık etti’
Fatma Uyar’ın siyasal mücadeleye dahil olduğu yıllar, Kürt siyasetinin en sert kırılmalarının yaşandığı bir döneme denk geldi. 1999’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile İmralı Cezaevi’ne götürülmesiyle başlayan süreç, 2000’li yıllar boyunca farklı müzakere ve çatışma evreleriyle devam etti.
2008’de yürütülen Oslo görüşmeleri ve ardından yaşanan gelişmeler, Kürt sorununun çözümüne dair umutları olduğu kadar çatışmalı sürecin derinleştiği bir dönemi de beraberinde getirdi. 2013’te başlayan ve kamuoyunda “çözüm süreci” olarak adlandırılan müzakere dönemi ise kısa süreli bir soluklanmanın ardından sona erdi.
Bu süreçlerin tamamında Fatma Uyar, siyaseti masa başında değil sahada yürüten bir çizgide durdu. Çatışmalı dönemin yeniden başlamasıyla birlikte özellikle kadınların ve sivil halkın yaşadığı yıkıma karşı aktif bir tutum aldı; örgütlü mücadelesini halkın ve kadınların içinde sürdürdü.
Müzakere süreci, ilk olarak 9 Ocak 2013’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te katledilmesiyle hedef alındı. Bu katliam, sürece etki eden kadın iradesinin doğrudan hedeflenmesi anlamına geliyordu. Benzer biçimde Fatma Uyar, Seve Demir ve Pakize Nayır da bu süreçte katledildi.
Özyönetim ilanları ve yasaklar
28 Şubat 2015’te kamuoyuna açıklanan Dolmabahçe Deklarasyonu’nun yok sayılmasıyla birlikte çatışmalar yeniden tırmandı. 2015 yazından itibaren Kürdistan kentlerinde sokağa çıkma yasakları ilan edildi, özyönetimler gerekçe gösterilerek kentler abluka altına alındı. Silopi’de de uzun süreli yasaklar uygulandı; çok sayıda sivil yurttaş yaşamını yitirdi. Üç siyasetçi, bu süreçte halkın ve özellikle kadınların yanında yer aldı. Üç siyasetçi hedef alınarak katledildi.
Hedef alınarak katledildi
Fatma Uyar, Kürt siyasal hareketi içinde yerel örgütlenmeyi ayakta tutan, toplumsal bağları kuran ve sürekliliği sağlayan asli bir siyasi kimliğe sahipti. Bu nedenle üç siyasetçinin gündüz vakti hedef alınarak katledilmesi, bilinçli bir mesaj taşıyordu.
Katliam, iç hukukta süren cezasızlık politikaları nedeniyle hâlâ yargı aşamasında. HDP ve DEM Parti, faillerin açığa çıkarılması için Meclis’e defalarca soru önergesi verdi, ancak bu girişimler yanıtsız bırakıldı. Katliam uluslararası basında da geniş yer buldu; üç kadın siyasetçi Avrupa Parlamentosu’nda anıldı ve Türkiye’nin saldırıları kınandı.
Fatma Uyar, kadın mücadelesinin örnek aldığı bir siyasetçi olarak halkının içinde, halkı için yaşamını yitirdi. Ardında bıraktığı mücadele mirası binlerce kadına ışık oldu.







