Ayfer Koçak: Fon usulsüzlükleri toplumu etkiledi 2026-10-05 09:04:24   ANKARA - KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, fon usulsüzlükleri ve derinleşen ekonomik krizin emekçiler üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, servetin yüzde 68’inin en zengin yüzde 10’luk kesimin elinde toplandığını, geriye kalan yüzde 50’lik kesimin ise servetten yalnızca yüzde 2,7 pay alabildiğini belirtti.   Türkiye’de ekonomik kriz, son dönemde gündeme gelen fon usulsüzlükleriyle derinleşiyor. Bu usulsüzlüklerden en çok yoksul kesim etkilenirken, derinleşen krizin yükünü en ağır taşıyanlar ise kadınlar. Güvencesiz koşullarda çalışan kadınlar, bir de ev içi bakım yüküyle baş başa kalıyor.   Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, ekonomik krizin kadınlar başta olmak üzere emekçiler üzerindeki etkilerini değerlendirdi.   ‘Çoklu sorunlar yaşıyoruz’   Fon kriziyle açığa çıkan yolsuzluğu yoksullukla birlikte ele aldıklarını söyleyen Ayfer Koçak, “Ülkemizde sağlıktan eğitime, adalete ulaşma sorunundan mülksüzleştirme sorununa kadar çoklu sorunlar yaşıyoruz. Bu yolsuzluk öncesinde de deprem sürecinde yaşanan yolsuzluklarla karşı karşıya kaldık. ‘İnsanlar neden kurumlara değil de bireylere güvenir hale gelmiş durumda?’ diye soruyorduk. İnsanlar, Haluk Levent’in AHBAP Derneği gibi yapılara neden ihtiyaç duyuyor? Zorlukla elde ettikleri gelirlerini dayanışmak için neden kurumlara değil de AHBAP gibi bir derneğe göndermişlerdi? Cevap çok açıktı; daha depremin acısı çok yeniyken Kızılay’ın sattığı çadırlar gündemdeydi” dedi.   ‘Soygundan bütün kesimler zarar görüyor’   Fon soygunuyla insanların güven duygusunun ortadan kalktığını dile getiren Ayfer Koçak, yoksulluk ve mülksüzleştirmeyle birlikte insanların zorlukla elde ettikleri gelirlerini fon adı altında bir noktada kumara yatırdığını söyledi. Devlet kurumlarının denetimsizliğinin yanı sıra iktidar ve bürokratların da fon soygununa dahil olduğuna dikkat çeken Ayfer Koçak, bu haliyle yalnızca gelirlerini fonlara yatıranların değil, ülkede yaşayan bütün insanların ekonomik olarak etkilendiğini belirtti.    ‘Emekçiler açısından karanlık bir tablo oluşturuluyor’   Fon yolsuzluğunda adı geçen kişilerin denetleme kurullarında yer alan kişiler olduğuna değinen Ayfer Koçak, danışman ve bakan düzeyinde görev yapmış kişilerin bu yolsuzluğa dahil olmasının emekçiler açısından karanlık bir tablo oluşturduğunu vurguladı. İnsanların “Katılım Evim” gibi kurumlara yönelmesine değinen Ayfer Koçak şöyle devam etti:   “Kredi çekmenin imkânsıza dönüştüğü bir dönemde faizlerin fahiş düzeyde olduğunu biliyoruz. Bu şartlar altında insanlar başlarını sokacak bir ev elde etmenin yöntemi olarak bu kurumları görüyorlar. Bu yolsuzluk meselesi geçmişte sağlık alanında Yenidoğan çetesi olarak karşımıza çıkmıştı. Şimdi de eğitimdeki şiddeti konuştuğumuz bir dönemdeyiz. Çocukların okula aç gittiği ve geleceklerini göremedikleri bir gerçeklik var. Bu şartlar altında kaosa sürükleniyoruz.”   ‘Yeni dönemde barışın bütçesi oluşturulacak mı?’   7 Eylül 2026 tarihinde açıklanan Orta Vadeli Program’da emeğiyle geçinen kesimlere yer verilmediğini dile getiren Ayfer Koçak, “2026 bütçesi oluşturulurken de emeğiyle geçinenler yoktu. O zaman en çok savunma ve silahlanmaya ayrılan bütçenin düşmemesini eleştirmiştik. Çatışmasızlık sürecinden geçerken savaşın bir dili ve bütçesi oluşuyor ve bize yıllarca bu dayatıldı. Peki, çatışmasızlık döneminde nasıl bir bütçe oluşturulacak? Barışın dili ve bütçesi oluşturulacak mı? Toplumsal ayağı nasıl oluşturulacak? Açıklanan Orta Vadeli Program’da buna dair bir şey görmek mümkün değil” dedi.   Servetin yüzde 68’i en zengin yüzde 10’luk kesimde   Enflasyon oranlarının beklentilerin çok üzerinde açıklandığını hatırlatan Ayfer Koçak, “Bu sapmanın gerekçesi olarak Ukrayna-Rusya ve İran savaşları işaret edildi. Ancak bahsettiğimiz ülkelerde enflasyon bu kadar yüksek değil. Savaş bizim enflasyon sapmamızda bu kadar büyük bir etkense, savaşın yaşandığı ülkelerdeki enflasyonun bizimkinden düşük olması çelişki oluşturuyor. Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’nın sunduğu raporda, Türkiye’deki servetin hangi kesimler arasında nasıl dağıldığı ortaya konuluyor. Buna göre en zengin yüzde 1’lik kesim servetin yüzde 35’ini alırken, onu takip eden yüzde 9’luk kesim servetin yüzde 33’ünü alıyor. Böylece servetin yüzde 68’i en zengin yüzde 10’luk kesimin elinde toplanıyor. Orta gelirli kesim yüzde 28,9 pay alırken, geriye kalan yüzde 50’lik kesim ise servetten yalnızca yüzde 2,7 pay alabiliyor. İşçiler, işsizler, kadınların çok büyük bir kısmı ve emekliler bu küçük payı paylaşıyor. Orta Vadeli Program ekonominin ve servetin büyüdüğünü ifade etse de biz emekçiler açısından alım gücü gittikçe düşüyor ve çalışma hayatındaki güvencesizlik büyüyor” diye ekledi.   ‘Çalışan kadınların yüzde 20’si güvenceli çalışıyor’   Çalışan kadınların yalnızca yüzde 20’sinin tam zamanlı ve güvenceli koşullarda çalıştığına vurgu yapan Ayfer Koçak, çalışanların büyük bir kısmının ise asgari ücret ve civarında bir ücretle geçinmek zorunda kaldığını aktardı. Türkiye’de çalışan işçilerin yüzde 51’inin asgari ücret civarında yaşamını sürdürdüğünü söyleyen Ayfer Koçak, “İktidar, kişi başına milli gelirin 2026 yılı için 19 bin dolar olduğunu söylüyor ki bu 19 bin doların Türk lirası karşılığı yıllık 866 bin liraya, aylık ise 76 bin lira civarına denk geliyor. Dolayısıyla dört kişilik bir hanenin aylık gelirinin 288 bin lira olması ifade ediliyor. Dört kişilik bir eve en fazla iki asgari ücret giriyor ve asgari ücret bugün 288 bin liranın onda biri bile değil. Kişi başına düşen gelirden ne kadar az bir miktarın bizlere düştüğünü görünce, iktidarın bize yaklaşımını ve Orta Vadeli Program’ın kime hizmet ettiğini görmek zor değil” şeklinde konuştu.   ‘Kadınlar bağımlı hale getiriliyor’   “Yoksullaşma, siyasal iktidarın politika ve tercihlerinden bağımsız değil” diyen Ayfer Koçak, “İnsanlar gelir düştüğü zaman dışarı çıkamaz hale geliyor. İşsizlik artarken, kadınlar açısından daha büyük bir işsizlik sorunu başlıyor. Bu durum kadınları daha çok eve kapatıyor ve güvencesiz bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye itiyor. Gelir adaletsizliği, bakımın da hane içerisinde karşılanması zorunluluğuna dönüşüyor. Hane içerisinde bakım hizmeti kadının omuzlarına biniyor, bu da karşılıksız bir emek olarak karşımıza çıkıyor. O bakım yükünün yanı sıra kadına sunulan esnek ve yarı zamanlı çalışma biçimleri de iktidar tarafından açıkça ifade ediliyor. Esnek, güvencesiz çalışma programları aynı zamanda geleceği belirsiz bırakıyor. Emekliliğe esas prim ödemesi gerçekleşmiyor. Dolayısıyla emeklilik hakkı ortadan kalkmış oluyor. Kadınlar, kamusal hizmetlerden yararlanma ve gelecekleri konusunda bağımlı hale getirilmiş oluyor” diye belirtti.   ‘NATO payının artması savaş bütçesinin düşmeyeceğine işaret ediyor’   Çatışmasızlığın konuşulduğu dönemde NATO Zirvesi’nin yapıldığını hatırlatan Ayfer Koçak, “Bu zirvede şimdiye kadarki oranı yüzde 2,5 olan NATO payının yüzde 5’e çıkarılması noktasında Türkiye’ye bir taahhüt verildi. Bu gelişmeler savaşa ve silahlanmaya ayrılan bütçenin düşmeyeceğini bize işaret ediyor. Kamusal hizmetlere yönelik bütçeyle ilgili en ufak bir gelişme ifade edilmiyor. Maden şirketlerine verilen arazilerin yanında özelleştirilen yollar ve köprüler bize kamusal alanın daralacağını gösteriyor. Maden şirketlerine verilmesi öngörülen alanın 40 bin futbol sahası büyüklüğünde olduğu gerçeği var. Bütçede emekçilere çok az bir pay ayrılıyor” dedi.   ‘Büyük saldırıyı kadınlar yaşıyor’   Yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirten Ayfer Koçak, demokrasinin işletilmediği bir dönemden geçildiğini ifade etti. Tüm bunlara karşı güçlü bir muhalefetin oluşturulması gerektiğine dikkat çeken Ayfer Koçak, “Binlerce insanın fon usulsüzlükleri nedeniyle yaşadığı hak kayıpları bize gösteriyor ki kişisel bir kurtuluş olmayacak. Bu tür tuzaklar biz yoksul emekçiler için kuruluyor ve bunlar zenginlerin daha da zengin olduğu tuzaklardır. Kurtuluşumuz yan yana gelmekten ve örgütlenmekten geçiyor. En çok da kadınların örgütlenmeye ihtiyacı var. Çünkü adaletsizliğin ve yoksulluğun olduğu yerde en büyük saldırıyı da kadınlar yaşıyor. Yoksulluk ve yolsuzluğun oluşturduğu zemin kadınların yaşamına kast ediyor. Bu yüzden kadınların geleceklerini ellerine almaları gerekiyor. Kadınlar, bu konudaki iradelerinin güçlü olduğunu şimdiye kadar pratikleriyle göstermiştir. Bugün bu karanlık, kadınların amasız, fakatsız yan yana gelip haklarını elde etmesiyle aşılacak” şeklinde konuştu.