Louise Regan: Dil kimliğin parçasıdır Türkiye bunu tanımalı 2026-09-03 09:02:22   Melek Avcı   ANKARA- NEU Uluslararası Komite Başkanı Louise Regan, çocukların kendilerini eğitim sisteminin içinde görebilmeleri için anadillerinin tanınması gerektiğini söyledi. Kürtçenin müfredatın genelinde yer almasını belirten Louise Regan, “Mesele sadece insanların burada Kürtçe öğrenip öğrenmemesi ya da konuşup konuşmaması değil, Kürtçenin tanınması ve bunun eğitim sisteminin bir parçası olmasıdır” dedi.    Eğitim Sen, Ankara'da bulunan bir otelde "Eşitlik ve Özgürlük İçin" şiarıyla 6. Demokratik Eğitim Kurultayı düzenledi. 5 gün boyunca gerçekleşecek olan Kurultay’da çeşitli atölye çalışmalarının yanı sıra eğitimin demokrasi sorunları, eşit ve bilimsel eğitim tartışmaları yürütüldü.  Kurultaya birçok kentten temsilcinin yanı sıra uluslararası sendikalardan da katılım sağlandı. Kurultay katılımcılarından olan Avrupa’nın en büyük eğitim sendikası olan Birleşik Krallık Ulusal Eğitim Sendikası’nın  (NEU) Ulusal Yürütme Komitesi üyesi ve Uluslararası Komitenin Başkanı  Louise Regan barış süreçlerinde anadil haklarının tanınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     ‘Dil sadece eğitimden ibaret değil, kimliğin parçasıdır’   Küresel ölçekte çocukların özgür ve demokratik bir eğitim hakkından giderek daha mahrum bırakıldığını belirten Louise Regan, “Ancak bu durum Türkiye’de çok net bir şekilde ortada ve ben uzun yıllardır buradaki meslektaşlarımızla birlikte çalışıyorum; bunu bizzat gözlemledik. Ana dil hakkı konusunda… Aslında az önce biri bu konudan bahsetmişti. Bence çok etkileyici bir mesajdı. Kullandığınız dil sadece eğitimden ibaret değildir. Bu, sadece öğrenmekle ilgili değil, kim olduğunuzla da ilgilidir. Bu, onların bir parçası. Kendi konuştuğunuz dilde eğitim alamamak bana çok garip geliyor. Bence bu, çocuklara uzun vadede çok zarar veriyor. Eğer çocukların ve gençlerin ana dillerinde öğrenmelerine izin vermezsek onların elinden birçok şeyi almış oluruz. Bence bu, onların eğitime katılmalarına ya da içinde bulundukları sistem tarafından değer gördüklerini hissetmelerine yardımcı olmuyor. Benim görüşüme göre ve sanırım birçok eğitimcinin de görüşüne göre, çocukları öğrenimlerinin merkezine koymaz ve çevrelerindeki eğitim sisteminde kendilerini görebilmelerine izin vermezseniz o zaman gelişemezler. Bu yüzden benim için tüm gençlerin kendi ortamları içinde bu sürekli gelişim ve öğrenime erişebilmesi kesinlikle çok önemli. Örneğin, Birleşik Krallık’ta çok sayıda mülteci ve göçmen var; bunlar birden fazla dil konuşuyor. Onların kendi ana dillerinde mümkün olduğunca öğrenmeye devam etmelerini sağlamak benim için çok zor çünkü biliyoruz ki bu bir kez kaybedildiğinde geri kazanılması çok zorlaşır” sözlerini kullandı.   ‘Dilin kucaklanması başarıyla ilişkilidir’   Dilin resmî olarak tanınmasının çocukların ve gençlerin gelişimi ve başarısıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Louise Regan, “Bence Kürt toplumu ve Kürt halkı, ülkede dillerinin tanınması hakkına sahip olmalıdır. Bunun sadece bölgesel düzeyde kalması gerektiğini de düşünmüyorum çünkü bu durum başlı başına bir zorluk yaratabilir. Zira ülkenin sadece bir bölümü bunu tanırsa Kürt halkı, istedikleri yerde yaşamlarını sürdürmek yerine sadece bir bölgede yaşamak zorunda olduğunu hissedebilir. İnsanların, dillerinin tanınmasını istedikleri yönünde bir duygu olduğu oldukça açık. Neden bugüne kadar tanınmadığını bilmiyorum. Bu yüzden bence bu dil, ülkenin resmî dili olarak tanınmalıdır. Çünkü bence bir kişiyi kabul eden ve kimliğini, inançlarını ve dilini kucaklayan her şey, gençlerin akademik başarısını ve gelişimini açıkça artıracaktır. Biliyorsunuz, tüm kanıtlar şunu gösteriyor: Çocuklar mutlu ve memnun olduklarında çok daha iyi öğreniyorlar. Dolayısıyla diliniz tanınmadığı için zaten dışlanmış hissediyorsanız bunun genç bir birey olarak başarınızı etkileme ihtimali yüksektir. Bu yüzden herkese eşitlik sağlamak için kendi dilinizde tanınmak ve kendi dilinizde eğitim almak, çocukların ve gençlerin başarılarını ve kendileriyle ilgili hislerini açıkça iyileştirecektir” diye belirtti.   ‘Önemli olan dilin tanınmasıdır’   Birleşik Krallık’ın da çok dilli eğitim konusunda en iyi örneklerden biri olmadığını ifade eden Louise Regan, buna rağmen Galler’de Galcenin korunması ve yeniden yaygınlaştırılması için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. Louise Regan, “Birleşik Krallık’ta açıkçası en iyi örnek biz değiliz çünkü İngilizceye çok odaklanmış durumdayız. Ancak Birleşik Krallık’ın bazı bölgelerinde, örneğin Galler’de, okulların Galce öğretmesi için ciddi bir çaba gösteriliyor. Çünkü Galce öğretilmediği için gençler bu dili konuşamamaya başlamıştı. Bu nedenle gençlerin bu dili öğrenmiş olarak büyümeleri için Galler genelindeki okulları Galce öğretmeye teşvik etmeye yönelik bir canlanma ve çaba var. Bu, yavaş bir ilerleme. Bunun hızlı bir şekilde gerçekleşen bir şey olmadığını söylemeliyim. Elbette biliyorum ki diğer Avrupa ülkeleri çok dilli eğitim konusunda çok daha başarılılar. Bence buradaki fark şu: Mesele sadece insanların burada Kürtçe öğrenip öğrenmemesi ya da konuşup konuşmaması değil, Kürtçenin tanınması ve bunun eğitim sisteminin bir parçası olmasıdır. Bence asıl önemli faktör budur” dedi.   ‘Endişeler çok ilginç’   Çok dilli eğitime karşı çıkışların yerinde olmadığına değinen Louise Regan, çocukların erken yaşta birden fazla dille karşılaşmasının öğrenme açısından önemli olduğunu belirterek, “Tanıdığım Türkçe konuşan pek çok kişi aynı zamanda Kürtçe de konuşuyor. Dolayısıyla eğer bu dil zaten ev ortamında kullanılıyorsa bunu okul ortamında ya da eğitim sisteminde uygulamak daha kolaydır çünkü çocuğa bilmediği bir şeyi öğretmiş olmuyorsunuz. İnsanların çok dilli öğretim konusunda oldukça endişelenmeleri bence çok ilginç ancak tüm kanıtlar şunu gösteriyor: Çocuklar ne kadar küçük yaşta birden fazla dile maruz kalırlarsa o dilleri o kadar çabuk öğrenirler” diye konuştu.   ‘Kürtçe müfredatın genelinde yer almalı’   Kürtçenin yalnızca haftada bir verilen dersle sınırlandırılmaması gerektiğini vurgulayan Louise Regan, “Okul ortamında tek bir dil yerine birden fazla dilde öğretimin mümkün olduğunu düşünüyorum. Burada sadece haftada bir Kürtçe dersi vermekten bahsetmiyorum; bunun müfredatın genelinde yer almasını ve gençler için geniş ve dengeli bir müfredatın sağlanmasını kastediyorum. Ancak bunun emek ve bir değişiklik yapabilmek için hükümetin kararlılığını gerektirdiğini düşünüyorum” dedi.   ‘Eğitim üzerindeki devlet kontrolü arttı’   Türkiye’de eğitim alanında bir gerileme yaşandığını ve devletin okullarda neyin, nasıl öğretileceği üzerindeki kontrolünün arttığını belirten Louise Regan, “Bana öyle geliyor ki burada, siyasi manzarada bile, okullarda ne öğretildiğine ve nasıl öğretildiğine çok daha fazla odaklanılması açısından bir gerileme yaşandı. Artık çok daha fazla kontrol var gibi görünüyor. Bu sabah, uzun bir süredir devam eden eğitimin ilerici doğasına dair videoyu dinleyip geriye dönüp bakmak ilginçti. Oysa şimdi okullarda neyin öğretilip neyin öğretilemeyeceği ve nasıl öğretilebileceği konusunda devletin çok daha sıkı bir kontrolü ve aslında çok daha fazla dayatması olduğunu görüyoruz. Bu, ana dil konusunda büyük bir engel oluşturacak çünkü hükümet düzeyinde mutlak bir taahhüt olmadıkça bu çok zor hâle gelir. Farklı okullarda öğretmenler ya da eğitimciler bir şeyler yapıyor olabilir ancak bu durum tüm eğitim sistemine yayılmıyor. Dolayısıyla bu, daha çok parça parça bir hâlde işliyor” diye belirtti.   ‘Kürt halkı sürecin merkezinde yer almalı’   Barış süreci varken bu konularda adım atılmasının önemine dikkat çeken Louise Regan, şunları söyledi: “Barış süreci ilk kez duyurulduğunda çok memnun olmuştum ama görünen o ki çok az ilerleme kaydediliyor ve şu anda hükümetin bunu yeterince hızlı bir şekilde ilerletmeye yönelik büyük bir istekliliği yok gibi görünüyor. Bence hükümetin, kiminle ilişki kuracağı ve barış sürecine nasıl ulaşmaya çalışacağı konusunda atabileceği adımlar vardı. Ayrıca örnek alabileceği hükümetler ve kuruluşlar da var. Bir durumdan diğerine nasıl geçileceği konusunda müzakereler ve tartışmalar yapılması gerektiği hiç de nadir görülen bir durum değil. Her zaman böyle bir durumda, Kürt halkı sürecin merkezinde yer almadıkça, onların görüşleri ile düşünceleri anlamlı bir şekilde dikkate alınıp dinlenmedikçe, yani sadece kâğıt üzerinde dinleme gibi bir formaliteyle değil, gerçekten sürecin içine dâhil olmadıkça bunun işe yarayacağına inanmıyorum. Çünkü geçmiş örneklerde, işlerin yolunda gittiği yerlerde, tüm bu toplumla gerçek bir taahhüt ve katılım olması gerekmiştir.”   ‘Kadınların barış ve adalette merkezi bir rolü var’   Eğitim emekçisi kadınların ve akademisyenlerin rolü üzerine ise Louise Regan, “Dünya genelinde, sınıflarında gençlerle çok fazla zaman geçiren eğitimcilerin çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Ayrıca tarih boyunca kadınların barış ve adalet konusunda çok merkezi bir rol oynadığını düşünüyorum ve bence bu yüzden bu konu çok önemli. Özellikle Kürt topluluklarına baktığımızda kadınların katılımı, on yıllardır adalet ve eşitlik mücadelesinde nasıl yer aldıkları ve bu konuda gerçekten büyük ilerleme kaydettikleri görülüyor. Onlarla iş birliği yapmamak ve bu süreçte çalışmalarına olanak sağlamamak bence büyük bir kayıp olur” diye konuştu.