Avukatlardan nafaka hakkı çalıştayı: Sosyal politikalar geliştirilmeli 2026-07-18 15:56:57   AMED - “Nafaka hakkı, uygulamaları, politikaları ve kadın cinayetleri” başlıklı çalıştayda, nafakaya yönelik 15 yıldır süren saldırılara dikkat çekilerek, “Nafaka zenginleştiren bir olgu değil. Kadınların nafakaya bağımlılığını azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeli” denildi.   Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi, “Nafaka hakkı, uygulamaları, politikaları ve kadın cinayetleri” başlıklı çalıştay düzenledi. ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen çalıştaya, bölge barolarının kadın hakları merkezleri ve kadın kurumları katıldı.   Çalıştay iki oturumda gerçekleşti   İlk oturumda “Özel savaş politikaları bağlamında bölgedeki kadın cinayetleri davaları” başlığında avukat Jiyan Kaya, “Cezasızlık pratikleri ve emsal kararlar” başlığında avukat Jiyan Tosun, “Çatışmalı süreçlerde kadınlar” başlığında avukat Şilan Çelik Şimşek konuşma gerçekleştirdi. İkinci oturumda ise “Nafaka tartışmalarının tarihsel gelişimi: hukuk, siyaset ve toplumsal cinsiyet” başlığında avukat Aslı Pasinli, “Nafaka, kadın yoksulluğu ve yargı pratiği: Diyarbakır Barosu KHM araştırmasının bulguları ve hukuki çıkarımlar” başlığında avukat Hatice Demir ile “Nafaka verilerinin değerlendirilmesi, uluslararası nafaka uygulamaları ve sosyal devlet perspektifi” başlığında avukat Cansel Talay konuşma gerçekleştirdi.   Kadınların adalete erişimi ve eşitlik mücadelesi   Açılış konuşmasını Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi adına İrem İlhan gerçekleştirdi. Kadınların yaşamlarını doğrudan etkileyen hakları, adalete erişimlerini ve yıllardır verilen eşitlik mücadelesini konuşmak için bir araya geldiklerini belirten İrem İlhan, çalıştayda nafaka hakkı ve kadın katliamlarını konuşacaklarını kaydetti. İrem İlhan, “12’nci Yargı Paketi kapsamında süresiz nafakanın sınırlandırılması ya da kaldırılmasına yönelik tartışmalar yeniden gündeme geldi. Bu tartışmaların yeniden gündeme gelmesi üzerine bu çalıştayı düzenleme kararı aldık. Kamuoyunda sıkça dile getirilen yüksek nafaka örnekleri, uygulamanın genelini yansıtmıyor. Aksine, elde ettiğimiz veriler nafaka miktarlarının çoğu zaman kadınların en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan bile uzak olduğunu gösteriyor. Nafaka bir ayrıcalık değildir. Nafaka, boşanma sonrasında ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşen tarafı korumayı amaçlayan ve sosyal devlet ilkesinin de bir yansıması olan önemli bir hukuki güvencedir. İnanıyorum ki bugün burada yapılacak tartışmalar yalnızca hukuki bilgi üretmeyecek; aynı zamanda kadınların yaşamını doğrudan etkileyen bu konuda daha gerçekçi, daha adil ve daha hak temelli bir bakış açısının gelişmesine de katkı sunacaktır” dedi.   Açılış konuşmasının ardından ilk oturum basına kapalı gerçekleştirildi.   Boşanma Komisyonu raporu fiiliyata geçiriliyor   İkinci oturum ise Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAHDER) Başkanı Aslı Pasinli'nin, “Nafaka tartışmalarının tarihsel gelişimi: Hukuk, siyaset ve toplumsal cinsiyet” başlıklı konuşmasıyla başladı. Aslı Pasinli, “1988 yılında nafaka süresiz olarak hayatımıza giriyor. 2002’de yerini sağlamlaştırıyor. Peki, İstanbul Sözleşmesi'nde nafaka meselesi var mıydı? Doğrudan bir hüküm yok. Fakat sonraki yıllarda ‘İstanbul Sözleşmesi geldi, nafaka meselesi başımıza dert oldu’ gibi söylemler ortaya çıktı. İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra nafakayla ilgili en büyük kırılma dediğimiz olay yaşanıyor. AYM’ye nafakanın süresiz olmasına dair bir başvuru yapılıyor. Anayasa’ya, nafakanın süresiz olmasının ‘sosyal devlet ilkesine aykırıdır, kadın-erkek eşitliğine aykırıdır, ailenin korunmasına aykırıdır’ denilerek bir başvuru yapılıyor. Bu başvuruyu nafaka tartışmalarının ilk ateşlendiği yer olarak okuyabiliriz. AYM, süresiz nafakanın kadın-erkek eşitliğine ve eşler arası eşitliğe aykırı olmadığına karar veriyor. Bakanlıktaki kadın ismini kaybediyoruz. 6284 Sayılı Kanun hayatımıza 2012 yılında dahil oluyor. 6284 geliyor, aynı anda kürtajı yasaklıyorlar. En dikkat etmemiz gereken yıl 2016 yılıdır. Nafakaya dair tartışmaların raporlandığı bir tarihtir. Bu rapor, bugünkü tartışmaların hepsini besliyor. Bu ‘Aile Yılı’ hikâyesi de nafaka tartışması da 2016 yılındaki Boşanma Komisyonu raporunun içinde geçiyor. Raporda, nafaka meselesi süresiz olursa başka hak ihlallerine yol açacağı belirtiliyor. Dolayısıyla evlilik yılını baz alalım, kusur durumunu tartışalım, çocukların durumunu ve ekonomik-sosyal durumlarını değerlendirelim deniliyor” sözlerini kullandı.    15 yılda nafakaya yönelik AYM'nin değişen tutumu   “2011 yılından 2026’ya geldiğimizde iki farklı karara baktığımızda bu yıllarda nelerin değiştiğine iyi bakmamız gerekiyor” diyen Aslı Pasinli, ülkenin siyasi atmosferinin ve kadın kazanımlarının hedef alınmasının bütüncül ele alınması gerektiğini ifade etti. Aslı Pasinli, “O dönemlerde Kürt kadın mücadelesinde de bazı değişimler yaşanıyor. 2015 yılında Diyarbakır’da, Şırnak’ta ve Nusaybin’de çatışmalar şehir merkezlerine taşındı, OHAL ilan edildi, kayyım atamalarıyla birlikte kadın kurumları kapatıldı. Yaklaşık 11 kadın kurumu ve 14 kadın merkezi kapatıldı. Biz 2018-2019 yıllarına geldiğimizde bu kez medya devreye girdi. X’te bazı erkek platformları oluşturuldu; ‘Nafaka mağduru erkekler.’ O dönemde basında süresiz nafaka mağduriyeti başlıklarını gördük. Burada tartışılan nafaka değildi, nafakanın nasıl anlatıldığı önemli bir şova dönüştü. 2020’ye geldiğimizde pandemiyle birlikte yine nafaka tartışmalarını gördük. İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili fesih tartışması başladı. Yıllar böyle geçerken 2025 yılı 'Aile Yılı' ilan edildi, AYM yine devreye girdi ve nafakadaki 'süresiz olarak' ibaresini oy çokluğuyla iptal etti. Dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi bekleniyor. 2011’den 2026’ya gelirken, AYM’nin nafakadaki 'süresiz olarak' ibaresine dönük yaklaşımı değişti” dedi.   ‘15 yıldır nafaka konuşmaktan yorulduk’   “Nafaka hakkı çok önemli bir hak, dört elle sarılıp vazgeçmemek gerekiyor” diyen Aslı Pasinli, “Hangi günde gündemimize düşürdüklerine dikkat etmek gerekiyor. Kadın kurumları olarak o kadar 'Aile Yılı'na odaklandık ki bir anda AYM kararı geldi. Bazı meselelerin gündem değiştirmek için kullanılması noktasında kadın örgütlerinin uyanık olması gerektiğini düşünüyorum. 15 yıldır nafaka konuşmaktan yorulduk” diye kaydetti.    ‘Mücadelesi sonrası kazanılan bir haktır nafaka hakkı’   Ardından Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Hatice Demir de “Nafaka, kadın yoksulluğu ve yargı pratiği: Diyarbakır Barosu KHM araştırmasının bulguları ve hukuki çıkarımlar” başlığı altında konuşma gerçekleştirdi. Erkeklerin nafaka üzerinden mağduriyet yaşadığına dair iddialara dikkat çeken Hatice Demir, “Kısa evliliklerde ömür boyu nafaka ödeniyor deniyor, hatta ‘Bir gün evli kal, ömür boyu nafaka al’ söylemi geliştirdiler. Bu olaylar üzerinden bir mağduriyet algısı oluşturuldu. Oysa bu iddiaların hiçbiri verisel bilgilerle somutlaştırılmış meseleler değildi. Yetkililer şunu kabul ettiler: ‘Evet, bizim elimizde bu konuda bir veri yok, bize gelen şikâyetler üzerine erkeklerin mağdur olduğuna inanıyoruz’ gibi zaman zaman kamuoyuna açıklamalar yaptılar, insanları ikna etmeye çalıştılar. Bizim KHM olarak hazırladığımız rapor da tam böyle bir noktadan gündeme geldi. Savunduğumuz şey; kadınların ev içi emeğinin tanınması, boşanmanın yoksullaşma anlamına gelmemesi gerektiği ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Kadınların uzun süreli mücadelesi sonrası kazanılan bir haktır nafaka hakkı. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin yollarından biri nafaka hakkıdır” şeklinde konuştu.   ‘Nafaka zenginleştiren bir olgu değil’   Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak 2021 yılında yayımladıkları “Nafaka Araştırma Raporu”na dair verileri hatırlatarak sıralayan Hatice Demir, “Şiddetten çıkan kadınların hayatta kalma mücadelesi nedeniyle nafaka meselesini çok önemli buluyoruz. Nafaka zenginleştiren bir olgu değil. Nafaka miktarları, pazar alışverişini dahi karşılamayacak düzeyde. Nafaka meselesi yapısal eşitsizlikler üzerinden okunmak zorunda. Gerçek veriler tespit edilirse nafaka daha adil bir çerçevede konuşulabilir. Nafakayı sınırlandırmak yerine kadın istihdamı politikaları uygulanırsa, eşit işe eşit ücret sağlanırsa doğal olarak nafaka talebi de azalacaktır. Yargıda toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi yaygınlaştırılmalı. İstanbul Sözleşmesi zaten bize bunu söylüyordu. Kadın yoksulluğu bu kadar derinken nafakanın kaldırılmasının adil olmayacağını düşünüyorum” dedi.   Nafaka ile yoksullukla mücadele   Son olarak konuşan Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Cansel Talay, “Nafaka verilerinin değerlendirilmesi, uluslararası nafaka uygulamaları ve sosyal devlet perspektifi” başlıkları altında konuşma yaptı. Cansel Talay, kentlere ve yıllara göre nafaka verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Asgari ücretin yıllara göre artışına rağmen nafaka miktarlarındaki artışın oldukça düşük olduğunu kaydeden Talay, açlık sınırının 2026 Temmuz ayı itibarıyla 36 bin TL, yoksulluk sınırının ise 116 bin TL olduğunu hatırlatarak, “Yoksulluk nafakalarının bunlarla baş etmesi mümkün değil” diye belirtti.    Dünyada bu sorunlarla mücadele yöntemlerinin ne olduğuna dair aktarımlarda bulunan Cansel Talay, Türkiye modeline eklenebilecek çözüm önerilerini şöyle sıraladı:  “Nafaka hesaplama rehberi oluşturulmalı. Asgari nafaka standardı getirilmeli. Merkezi nafaka tahsil kurumu kurulmalı, nafaka garanti fonu kurulmalı. Ev içi ve bakım emeği açıkça hesaba katılmalı. Gelir gizlemeye karşı dijital denetim güçlendirilmeli. Kadınların nafakaya bağımlılığını azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeli. Kararların düzenli olarak izlenmesi ve verilerin yayımlanması.”   Çalıştayın sonuç bildirgesinin önümüzdeki günlerde açıklanacağı belirtildi.