‘Şüpheli ölümlerde cezasızlık sistematik bir politikaya dönüştü’ 2026-04-25 09:04:31   Beritan Tunç   İZMİR - Mor Çatı gönüllüsü avukat Ceren Akkaya, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyaları üzerinden cezasızlığın sistematik bir politikaya dönüştüğünü belirterek,  şüpheli ölüm dosyalarında etkin soruşturma yürütülmemesinin toplumun vicdanında derin bir güvensizlik yarattığını belirtti.    Dêrsim’de 6 yıl önce kaybettirilen Munzur Üniversitesi 2’inci öğrencisi Gülistan Doku dosyasında 13 Nisan’da yeni gelişmeler yaşandı. Soruşturma kapsamında aralarında Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürerken, Gülistan Doku’nun ailesinin adliye önündeki adalet nöbeti ise devam ediyor.   Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş (21) 27 Eylül 2024 tarihinde kaybolmasından 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te cenazesine ulaşılmasına dair başlatılan soruşturma sürüyor.  Bir bir yılı aşkın süredir süre soruşturmada gizlilik kararı bulunurken, dosyaya yeni eklenen Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu ile daha önce Rojin Kabaiş’in vücudunda tespit edilen iki erkek DNA’sının bulaş olmadığı açığa çıktı. Dosyada yaşanan son gelişme ise inceleme amacıyla İspanya’ya gönderilen telefona dair gönderilen rapor oldu. Raporda, şifrenin çözülemediğinden dolayı cihaza erişim sağlanamadığı kaydedildi.   Mor Çatı gönüllüsü avukat Ceren Akkaya konuya dair değerlendirmelerde bulundu.    ‘Gülistan Doku dosyasının üzeri örtülüyor mu?’   Gülistan Doku dosyasında 6 yıllık soruşturma sürecinin geldiği aşamaya dikkat çeken Ceren Akkaya, olayın bir kadın katliamı olduğunu belirtti. “Gülistan Doku nerede?” sorusunun ısrarla sorulmasının sürecin seyrinde belirleyici olduğunu kaydeden Ceren Akkaya, “Aile başından beri Gülistan’ın intihar etmediğini, bunun bir cinayet olabileceğini ısrarla dile getirdi ve dosyanın peşini hiç bırakmadı. Bugün soruşturmanın geldiği aşamada ailenin mücadelesinin önemli bir yerde olduğunu görüyoruz.  6 yılda hangi delillerin ortaya çıktığı, hangilerinin ise kamuoyundan gizlendiği daha görünür hale gelmiş durumda. Ayrıca dosyada başka şüphelilerin de olduğu biliniyor. Bu şüphelilere ilişkin tüm detaylara elbette hâkim değiliz; dosya kapsamında hukuki süreç devam ediyor.    Ancak basına yansıyan bilgiler üzerinden değerlendirme yapıldığında, Gülistan Doku’nun erkek arkadaşı olduğu belirtilen kişinin babasının eski bir emniyet müdürü olması üzerinden bazı şüphelerin gündeme geldiği görülüyor. Bu durum, ‘olay üzeri örtülüyor mu?’ sorusunu da beraberinde getirmişti. Bugün gelinen noktada ise dikkatlerin ve şüphelerin başka kişi ya da kişilere yöneldiği görülüyor. Ancak yine nüfuz sahibi kişiler etrafında yoğunlaşan bir tablo dikkat çekiyor. Yani süreçte, etkili ve güçlü kişilerin varlığına dair tartışmaların tamamen ortadan kalkmadığı anlaşılıyor. Bu tablo bize yalnızca Gülistan Doku dosyasını değil, aynı zamanda benzer şüpheli ölüm ve kayıp dosyalarında adalet arayan çok sayıda ailenin yaşadığı süreci de gösteriyor” dedi.   ‘Soruşturmalar kişilere değil kurumlara dayanmalı’   Devletin temel sorumluluğunun etkin soruşturma yürütmek olduğunu hatırlatan Ceren Akkaya,  çoğu zaman ailelerin, sivil toplumun ve basının çabasıyla dosyaların gündemde tutulduğunu ve ilerlediğini söyledi.  Kaybedilen 6 yılın, adalete olan güveni zedelediğini aktaran Ceren Akkaya, “ Gülistan Doku dosyasının bugün yeniden gündeme gelmesi, bize birçok şey söylüyor. Özellikle kadınların, ataerkil yargı sistemine ve nüfuz sahibi kişilerin etkisine dair güvensizliklerinin ne kadar haklı temellere dayanabildiğini gösteriyor. Küçük yerleşimlerde güçlü kişilerin ve ailelerinin etkisi, soruşturma süreçlerini doğrudan etkileyebiliyor. Buna rağmen, etkin bir soruşturma yürütüldüğünde zaman geçse bile delillerin toplanabildiğini ve tanıkların dinlenebildiğini de görüyoruz. Bu da bize, kişilere değil kurumlara dayalı, sistematik ve bağımsız bir adalet mekanizmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bugün birçok aile benzer bir adalet arayışı içinde. Rojin Kabaiş gibi şüpheli ölüm dosyalarında aileler, ‘kızım intihar etmedi, öldürüldü’ diyerek mücadelelerini sürdürüyor ve çoğu zaman ‘Biz yoksul olduğumuz için mi kimse ilgilenmiyor?’ sorusunu soruyor. Bu da kamu kurumlarına duyulan güvensizliğin ne kadar derinleştiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.   ‘Şiddetle mücadele bütüncül yaklaşımla mümkün’   Sivil toplum örgütlerinin, baroların, kadın örgütlerinin ve basının rolünün kritik olduğunu ifade eden Ceren Akkaya, “Ailelerin çabaları ve dosyanın peşini bırakmamaları son derece önemli. Örneğin Rojin Kabaiş dosyasında, Diyarbakır ve Van Baroları’nın düzenledikleri basın toplantılarıyla çeşitli bulguları kamuoyuyla paylaşması, kadın örgütlerinin sağladığı destek, ayrıca çeşitli siyasi partilerin kadın kolları ve benzeri yapılar bu sürece katkı sunuyor. Yerelde sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun oluşturduğu baskı ve yürüttüğü mücadele sayesinde bazı olayların aydınlatılması yönünde ilerlemeler sağlandığını görüyoruz. Bu noktada Mor Çatı da bunun önemli örneklerinden biridir. Buradaki temel amaç, bu tür olayların gündemde kalmasını sağlamak, ihlalleri raporlamak ve kamuoyuyla paylaşmaktır. Bu açıdan sivil toplumun rolünün vazgeçilmez olduğunu bir kez daha görüyoruz. Şiddetle mücadele ancak bütüncül bir yaklaşımla mümkündür: polis, jandarma, yargı ve sivil toplumun koordineli çalışması gerekir” sözlerini kullandı.   ‘Etkisiz cezalandırma failleri cesaretlendiriyor’   İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin, toplumda güvenin zedelenmesine yol açtığını Ceren Akkaya, “Çünkü etkin soruşturma ve etkin cezalandırma yoksa failler ‘nasıl olsa bir şey olmaz’ algısına kapılabiliyor. Bu da şiddet döngüsünü besleyen en kritik unsurlardan biridir. Buradaki temel sorun çoğu zaman kanunların varlığı değil, uygulanma biçimidir. Cezaların caydırıcı olabilmesi için etkin şekilde uygulanması gerekir. Aksi hâlde cezaların varlığı tek başına yeterli değildir. Özellikle iyi hâl ve haksız tahrik indirimlerinin uygulama biçimi, kamu vicdanında ciddi tartışmalar yaratmaktadır. Bu durum, şiddet faillerinin cezadan kaçabilecekleri algısını güçlendirmektedir. Dolayısıyla yapılması gereken şey açıktır: etkin soruşturma, etkin yargılama ve gerçekten caydırıcı bir ceza sistemi. Şüpheli ölümler, uzayan davalar ve etkisiz cezalandırma pratikleri, failleri cesaretlendiren bir tablo oluşturuyor. Buna karşılık ihtiyaç duyulan şey, sistemin bütünlüklü ve kararlı şekilde işlemesidir” ifadelerine yer verdi.   ‘Mücadelemiz sürecek’   Kadın hareketinin Türkiye’de tüm baskılara rağmen güçlü bir mücadele yürüttüğünü dile getiren Ceren Akkaya, “Gülistan’ların, Rojin’lerin, tüm şüpheli ölüm dosyaları aydınlatılana kadar da bu dayanışma devam edecek. Basının, baroların ve sivil toplumun katkısıyla bu mücadelenin daha görünür ve etkili hâle geldiği de bir gerçek. Bu nedenle umutlu olan şey bireysel iyi örnekler değil, toplumsal dayanışmanın kendisidir. Geç gelen adalet elbette adalet değildir. Ancak bu süreçlerin emsal oluşturması ve hiçbir dosyanın üzerinin örtülemeyeceğinin görülmesi açısından yine de önemli bir eşik anlamına geldiği söylenebilir” diye konuştu.