Helin Ümit: Sürecin ilerlemesi için Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanmalı 2026-03-19 08:57:06   HABER MERKEZİ - Kürdistan Özgürlük Hareketi Helin Ümit, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ikinci aşamasına geçildiğini belirterek, sürecin ilerlemesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve aktif siyasal rolünün sağlanması gerektiğini söyledi.   Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Helin Ümit, Medya Haber TV’de yayınlanan özel programda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     Helin Ümit’in değerlendirmeleri şu şekilde;    “Öncelikle Önder Apo’ya sevgi ve selamlarımızı bir kez daha iletmek istiyorum. Sizin de açılışta belirttiğiniz gibi Newroz’a az zaman kaldı, birkaç gün kaldı. Bu vesileyle Önder Apo’nun da Newroz Bayramı’nı kutluyorum. Herkesin çok iyi bildiği ve artık herkesin de kabullendiği gibi, bu günü, Newroz Bayramı’nı gerçek anlamına yakınlaştıran Önder Apo’nun kendisi oldu. Zaten halkımız da, Kürt halkı da şimdiden meydanları doldurmaya başladı. Her yerde çok görkemli Newroz kutlamaları başladı. Ve bu Newroz kutlamalarının şimdiden öne çıkan mesajı da Önder Apo ile özgürce yaşamak. O anlamıyla ben halkımızı da selamlıyorum ve 21 Mart’ta da daha görkemli, referandum düzeyinde bir katılımın olacağına inandığımı belirtmek istiyorum.   Önder Apo’yu anlamaya, okumaya davet ediyorum    Sorunuza gelince tabii süreç gündemde, gündemdeki yerini koruyor. Ve öyle bir atmosferde süreç tartışılıyor ki, Ortadoğu yangın yeri, birçok gelişme var. Aslında şöyle söyleyebilirim; içinde bulunduğumuz sürecin Ortadoğu’daki gelişmelerle bağlantısını hep ifade ettik. Bunu Önder Apo da ifade etti. Sadece günceldeki durumla ilgili olarak değil, tarihsel boyutlarıyla da Ortadoğu’daki savaş ve kendi konumu, uluslararası komplo, ondan sonraki süreç, işte bölgede geliştirilmek istenen savaş ikliminin amaçları, hedefleri aslında Önder Apo tarafından aydınlatılmış bulunuyor. Ve her geçen gün, yaşadığımız her gün Önder Apo’yu doğrulayan gelişmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Ben herkesi bu vesileyle, bu çerçevede Önder Apo’yu daha iyi anlamaya, okumaya, tartışmaya, geçmiş değerlendirmelerini de incelemeye davet ediyorum.   Bu sorunlar Önderlik tarafından tespit edildi    Mesela şimdi güncelde Türkiye gündeminde özellikle süreç kapsamında bazı tartışmalar yürüyor, sanki böyle bazı şeyleri yeni keşfediyorlarmış gibi ifadeler var. Fakat öyle değil, bunların hepsi aslında hem yakın süreçte Önderlik tarafından tespit edildi, ortaya konuldu, hem de tarihsel boyutlarıyla da özellikle 2000 sonrası, uluslararası komplo sonrası Önder Apo’nun dile getirdiği hususlardı. Şimdi tabii başta Türkiye siyaseti olmak üzere, Türkiye siyasetindeki liderler diyelim, siyasi partiler diyelim, daha fazla farkına varıyorlar. Bunu yapılan değerlendirmelerde gözlemliyoruz. Mesela en son Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un bazı açıklamaları oldu. Biz önemli gördük o açıklamaları, öyle söyleyebilirim. Çünkü neden? Aslında 3. Dünya Savaşı, bu savaşın bölgede başlama biçimi, biz Körfez Savaşı’na kadar, 1991, 1992 yıllarına kadar götürüyoruz ama yaptığı değerlendirmede Numan Kurtulmuş, işte ABD’nin Irak’a müdahalesiyle bu süreci başlatıyor. Aslında tam olarak da öyle değil.   Sürecin ikinci aşamasının hazırlıkları içerisindeyiz   Şunu söyleyebilirim, 3. Dünya Savaşı’nın, Ortadoğu’ya dayatılan savaşın aslında ikinci aşaması diyebileceğimiz aşama, Önder Apo’ya dayatılan Uluslararası Komplo ile başlamıştı. Bunu herkesin çok iyi bilmesi lazım. Bu ne anlama geliyordu? Aslında şimdi güncelde halklar arası bir savaş hedefleniyor.   İşte Farslarla Kürtler arasında, Araplarla Kürtler arasında, Kürtlerle Türkler arasında. Bunun ilk senaryosu aslında o zaman hayata geçirilmek istendi. Uluslararası Komplo ile hedeflenenin bir Türk-Kürt savaşı olduğunu, yüzyıla yayılacak bir Kürt-Türk savaşı olduğunu Önder Apo daha ilk günden deşifre etti, ortaya koydu ve bunun önüne geçti. Bugün hani Türk milliyetçiliğinin çokça söylediği gibi işte Kürtler kullanılıyor bilmem ne, öyle değil. Esas olarak aslında Ecevit’in sözü meşhurdur Önder Apo Türkiye’ye teslim edildiğinde, Türkiye’de esareti başladığında Ecevit dedi ki ‘Biz Apo’nun neden bize teslim edildiğini anlamadık.’   Gerçekten o şovenizm, o Türkiye’deki o Kürt soykırımcı zihniyeti bu gerçekliği görmeyi engelledi. Fakat gelinen aşamada şunu anlıyoruz. Bu bakış açısında bir çatlama vardır, bir kırılma vardır. Bu olumlu bir gelişmedir, halklarımız açısından olumlu bir gelişmedir. O anlamıyla ben süreçle bağlantısını şöyle kurmak istiyorum. Evet yaklaşık bir yıldır Önder Apo’nun büyük fedakarlıklarıyla, emekleriyle bir sürecin içerisindeyiz. Önder Apo buna Barış ve Demokratik Toplum süreci dedi. Bu yıl bunun ikinci aşamasına geçtiğimizi de 27 Şubat’ta yaptığı açıklamayla ifade etti. Böyle bir aşamadayız. Öyle söyleyebilirim ki sürecin ikinci aşamasının hazırlıkları içerisindeyiz. Biz karşı tarafa bağlı olarak gelişiyor tabii ki bu. Türk devletinin atacağı adımlara bağlı hale geldi. Çünkü şimdiye kadar bu sürecin, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gelişmesi için Önder Apo gerekli tüm hazırlıkları yaptı, psikolojik ortamı hazırladı, PKK feshi gerçekleştiği, stratejik değişim kararı alındığı ve bunların hepsi Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne bağlandı.   Şunu söylemek istiyorum, şimdiye kadarki adımlar bizim açımızdan hep şu şartla, gereklilikle ve bu konuda atılan adımlara paralel olarak gelişti. Neydi bu? Önder Apo’nun çalışabilir hale gelmesi, Önder Apo’nun siyaset yapar hale gelmesi, Önder Apo’nun süreçte aktif hale gelmesi. Şimdi böyle bir noktadayız. Bizim açımızdan işte gerek komisyon çalışmaları, komisyon çalışmaları açısından da evet biz hareket olarak eleştirilerimizi ortaya koyduk. Şöyle, beklentilerin altında bir rapor olduğunu ifade ettik. Fakat Önder Apo komisyon çalışmaları için de bir değerlendirmede bulundu. Dedi ki evet birçok eksikliği olabilir bu raporun ama Kürt sorunu, Türkiye’nin demokratikleşmesi, işte bu 50 yıllık mücadelemizin açığa çıkardığı sonuçlar, bunların gündeme alınması açısından meclis çatısı altında bir komisyonun kurulması, bunun ortaklaşarak bir rapor çıkartması çok önemlidir dedi. Şimdiye kadar sadece salt güvenlikçi reflekslerle, işte ordu, polis, istihbarat üzerinden yürüyen, sadece Kürt varlığı ve özgürlüğü direnişini bastırmaya dayalı politikanın değişmesi açısından önemli gördü.   Siyasi iradenin adım atması gerekiyor    Biz de bunu çok önemli görüyoruz. Önder Apo’nun komisyon raporuyla birlikte bu sorunun siyasetin bir parçası haline geldiği tespiti bizim açımızdan önemli oluyor. Gelinen aşamada şöyle söyleyebilirim, şu anda süreçte hangi noktadayız derseniz, siyasi iradenin atacağı adımlara bağlı hale geldik. Bundan önceki aşama biraz daha aslında bu sürece gelmek içindi. Siyasetin bu sorunu tartışması için oluşturulan zemindi. Bu anlamıyla çok şey bir noktada değil, çok geri bir noktada değil, öyle görmüyoruz. Fakat ağır işlediğini düşünüyoruz. Zamana yayıldığını düşünüyoruz. Biraz aslında bölgedeki bölgesel gelişmeler, bölgesel gelişmelerin yarattığı tedirginlik, ürkeklik, evet doğrudan süreci etkilemiyor ama Türk devlet yetkililerinin önemli oranda, böyle bir beklentiyle aslında gelişmeleri görerek hareket etmek istediklerini anlıyoruz. Biraz da tehlikeyi biz buradan görüyoruz.Çünkü bu, Önderliğin attığı adım, Barış ve Demokratik Toplum hamlesi, stratejik bir hamle.   Güncel gelişmelere, konjonktürel gelişmelere kurban edilemeyecek kadar Türkiye halkının geçmişiyle, Türk ve Kürt halkının kardeşliğiyle ilgili bir konu. Bu anlamıyla sürece yaklaşımda böyle biraz ketumluk diyeyim. Şimdiye kadar mesela yapılan açıklamalarda ne dendi? İşte Ramazan’dan sonra işte çifte bayram olacak, işte bayramdan hemen sonra aslında yasal adımlar atılacak. Biraz süreç gelmiş o noktada durmuş. Onu söyleyebilirim. Şimdi bizim açımızdan temel beklenti nedir diye sorarsanız, şöyle söyleyebilirim; Kürt toplumunun bakışında, nazarında Önder Apo Kürdistan’ın kendisidir. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü, siyaset yapar hale gelmesi, çalışır hale gelmesi Kürdistan’ın statüsüdür. Zaten biz şimdiye kadarki tüm adımlarımızı da buna bağlı olarak attık. Bundan sonra da bu böyle olacak. Bunu herkesin çok iyi bilmesi lazım.   Önder Apo’nun konumu, bu süreç içerisindeki yeri belirlenmeli   Bu konuda gelişmeler olsun, adımlar atılsın. Yasal statü, şöyle sanmasın kimse işte Kürt Hareketi kadroları, militanları, savaşçıları kendileri için bir şey istiyor. Böyle değil. Böyle bir arayış yoktur. Ama biz şunu çok iyi biliyoruz. Önder Apo demek, Kürdistan’ın kendisi demek. Önder Apo’nun özgürlüğü demek, Kürdistan’ın özgürlüğü demek. Kürt kadınının özgürlüğü demek, gençliğinin özgürlüğü demek. O yüzden bazı değerlendirmeleri böyle takip etmeye çalışıyoruz. Evet süreç de yoğundur. İstediğimiz kadar biz de takip edemiyoruz ama takip ettiğim kadarıyla şunu görüyorum. Böyle bazı yasal konular tartışılıyor ama içinde Önder Apo’nun umut hakkı yok mesela. Ki umut hakkı kazanılan, başkalarının vereceği bir hak değil. Umut hakkı zaten Önderliğin hakkı. O yok. Mesela tartışmalar yürütülüyor işte bilmem gruplar şöyle gelecek, yasal sürece böyle dahil olacaklar. Yok şöyle mahkemeden geçecekler. Ama Önder Apo’nun statüsü yok. Bu tartışma bu şekliyle baştan tıkatılmış oluyor.   Aslında bazı, şöyle söyleyebilirim, bazı devlet yetkilileri, bazı siyasi liderler bunun farkındalar. Bu süreci kim geliştiriyor? Hangi amaçla geliştiriyor? Aslında fark ettiler. Önder Apo’nun Türkiye’nin gerçek bir yurtseveri olduğunu, Türkiye ve Kürdistan halklarının birlikte yaşamına sonuna kadar bağlı olduğunu, bunun için gerekli tüm adımları attığını, bunu aslında artık çarpıtamıyorlar, bunun üstünü örtemiyorlar. Bunu görmezden gelemiyorlar. Madem öyle, madem bu kadar bu ışık diyeyim, bu güneş diyeyim açığa çıktı, aydınlatıyor, o zaman bunun gereklerine göre gerekli adımların hiç vakit geçirilmeden, hiç zamana yayılmadan atılması lazım. Önder Apo’nun konumu, bu süreç içerisindeki yeri belirlenmeli. Eğer bu gelişirse tüm gelişmeler arkasından belli bir zaman diliminde gelişir diye düşünüyoruz.   Ortadoğu’daki gelişmeler    Aslında Ortadoğu’daki savaş konusundaki değerlendirmelerimiz de yeni değil. Yanlış değilsem, okuduğum kadarıyla, takip ettiğim kadarıyla Üçüncü Dünya Savaşı tespitini yapan Önder Apo’dur. İlk kez Önder Apo bu tespiti yapmıştır. Ve halen de mesela bu konuda bazı tartışmalar var. Yok dünya savaşı değil, yok bölgesel savaştır. Fakat tüm gelişmeler, tüm parametreler genel olarak küresel düzeyde bir dünya savaşının içinde olduğumuzu gösteriyor. Evet Birinci Dünya Savaşı’ndan farkları var. İkinci Dünya Savaşı’ndan farkı var. Üçüncü Dünya Savaşı’nın yürütülme biçimlerinin kodlarında farklılıklar var. Mesela ağırlıkta ekonomik savaş olarak yürüyor. Gerektiği kadar askeri müdahaleler oluyor. Yine mesela ağırlıkta karada savaşlar yürümüyor. Daha kıtalar arası bir şeye dönüşüyor. Uydu teknolojisi çok fazla kullanılıyor. Teknolojik gelişim kimin elindeyse o aslında diğer alanlarda hakimiyetini de dayatıyor.   Böyle farklı parametreleri var. Fakat bu, Önder Apo’nun tespit ettiği gibi aslında kapitalizmin, kapitalist sistemin yapısal krizinin bir sonucu olarak yaşanıyor. Ve Önder Apo işte kapitalist sistem çözümlemesinde çeşitli dönemlerde bunalım süreçlerinin olduğunu, bu bunalım süreçlerinde işte savaşların patlak verdiğini ifade ediyor. Fakat bu sefer bu yapısal krizin sürdürülemez bir kriz olduğunu, kapitalizm tarafından da aşılamaz bir süreç olduğunu ifade ediyor. O anlamıyla daha ağır sonuçları olan bir süreci yaşıyoruz. Dünya çapında yaşıyoruz bunu. Fakat bunun en ağır paydası ise Ortadoğu’da yaşanıyor. Çünkü Ortadoğu’ya hakim olmayan hiçbir sistem dünya sistemi olamaz. Bu tarihsel süreç içerisinde açığa çıkmış bir gerçeklik. Şimdi o yüzden savaş tabii ki Ortadoğu’da daha yoğunluklu olarak yaşanıyor, daha şiddetli ve biraz da gerçekten vahşet düzeyine taşınmaya çalışılıyor. Bunu öyle söyleyebilirim.   Gazzeleştirmeyi çok iyi öğrenmek lazım    Savaşın bu düzeye taşınacağının ilk işareti Gazze’ydi. Şöyle söyleyebilirim, evet İran’a dönük mesela ağır bombardımanlar var, saldırılar var ama bunun provası ya da hazırlığı ya da psikolojik alt yapısı Gazze’de döşendi. Gazze ile birlikte Ortadoğu toplumları, Arap toplumları, diğer halklar hepsi şu fikre alıştı, öğrendi. Bu düzeyde bir şiddet yaşanabilir. Gerçekten Gazze’yi, Gazzeleşmeyi, Gazzeleştirmeyi çok iyi çözmek lazım. Sadece Filistin halkına değil, bölgede yaşayan tüm halklara bir mesaj verildi. Kürtlere bu mesaj verildi. Halep’te denendi, Rojava’da bu, işte HTŞ’yle gündeme konuldu Gazzeleştirme projesi. Bir yandan Türkiye’nin de sıkıştırmasıyla. Başka yerlerde denendi. Bu aslında halkları işte böyle ağır bir soykırım saldırısıyla kontrol etme, terbiye etme, denetim altına alma, iradesini kırma saldırısıydı. O anlamıyla Gazze sadece Filistin halkı değildi. Ortadoğu halklarının dünya hegemonik sistemi açısından nasıl ele alınacağının, gerektiğinde nasıl yok edileceğinin, nasıl soykırımdan geçirileceğinin gösterildiği oldu.   Ortadoğu’da kurulan denge çöktü    7 Ekim’den sonra bu süreç giderek yayılıyor ve ortaya şöyle bir tablo çıktığını söyleyebilirim. Bunu daha önceki programlarda da kısmen değerlendirdik. Fakat daha fazla değerlendirmeye ve tartışmaya, anlamaya ve buna göre politik tutum geliştirmeye ihtiyaç var, halklar açısından söylüyorum. Şunu çok iyi anlamak lazım. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da kurulan denge çöktü. Sykes-Picot dengesi diyoruz buna ya da Sykes-Picot Anlaşması’yla oluşturulan sınırlar diyoruz. Şimdi bu çözüldü. Suriye’de bunun adımlarını gördük. Şimdi bölgede çok etkili bir güç olan, hegemonik bir güç demeyeceğim İran için. Çünkü İran çok uzun süredir zaten uluslararası güçlerin ambargosu altında bir devletti. Güçlenmesine aslında çok izin verilmiyordu. İşte Türkiye var, bir de temel olarak Irak var. Irak’tan başladı bu süreç. Suriye’den işte şimdi İran’a, İran’dan sonra sıranın Türkiye’de olduğunu dile getiren çok sayıda analist var.   Suriye küçültüldü    Bunların hepsi şunu gösteriyor. Yeni siyasi haritalar, yeni fiziki haritalar gündeme gelebilir, geliyor. Uluslararası sistem, küresel sistem saldırısını yürütürken elbette şöyle demiyor. Mesela demiyor ki ben şu ülkeyi parçalayacağım. Çünkü meşruiyet sorunu yaratıyor bu. Fakat işte Üçüncü Dünya Savaşı’nın temel bir amacı olan bölgede İsrail hegemonyasını hakim kılmak için ülkelerin küçültülmesine ihtiyaç duyuluyor. Bunu herkesin görmesi lazım. Bu olur, olmaz. Mesela bence Suriye’de, Suriye küçültüldü. Türkiye bunu görmezden geliyor. Golan Tepeleri’nin İsrail’e verilmesini mesela görmezden geliyor. İşine gelmiyor İsrail’le bu konuda çatışmak. Ama Suriye toprak kaybetmiştir. Refleksi olduğu için Türkiye’de ya da Türkiye’deki siyasi atmosferde hep böyle Kürtler bir şey kazanmasın derler ya. Kürtler anasını görmesin refleksi olduğu için. Diğer halkların ya da bölgedeki diğer gelişmelere göz yumuyor.   İsrail ve ABD’nin öncülük ettiği yeni bir saldırı dalgası var. Evet buna dünyadaki bütün güçler katılmıyor. Öyle değil, bir bütünlük içinde değiller. Ama şu açıktır. İsrail’in hegemonyası oturtulana kadar, bu sağlanana kadar saldırılar bazen düşük yoğunluklu bazen yüksek yoğunluklu, işte şimdiki savaş biçiminde gündeme gelecektir. Bu artık nasıl bir hem küresel kapitalizmin bölgede var olma biçimi açısından bir ihtiyaç. Bundan geri dönemez. Geri dönerse sistem çöker. İşte şimdiye kadar diyoruz ya ABD öncülüğünde bir küresel kapitalist sistem var. Önderliğini ABD yapıyor. Eğer ABD bu hamlelerinden geri dönerse yenilgisini kabul etmiş olur ve giderek gerileme sürecine girer ki bunu kabul etmez. İsrail bu kadar bölgedeki halklarla, bölgedeki güçlerle karşı karşıya geldikten sonra hakimiyetini tam sağlamadan duramaz. Artık daha fazla saldırılarla hatta soykırımla karşı karşıya kalabilir.   Bölgede 3 güç eğilimi var   Biz bunları aslında değerlendirdik. Biz derken Önder Apo’nun bu konuda değerlendirmeleri var. İsrail’e özellikle de Yahudi halkına, eğer özgür ve güvenlikli yaşamak istiyorlarsa bölgede diğer halkların özgürlüğü ve demokrasisi için mücadele etmeleri gerektiği perspektifini Önder Apo vermiştir. Fakat küresel sermayenin başında olan Yahudi sermayesi diyeyim, Yahudi halkının tamamını asla kastetmiyorum. Yahudi halkının bir yanı da demokrasi gücüdür. Ama sermaye güçlerinin tercihi teknolojik ve para üstünlüğüne dayalı olarak bölgede hegemonik güç inşa etmektir. Durum böyle. O anlamıyla gerçekten çok ağır bir ortam içerisinde Ortadoğu. Onu söylemek lazım. Bu 3. Dünya Savaşı’nı yürütürken ya da mesela özellikle İran’a karşı savaş yürütürken emperyalist güçlerin, Amerika’nın, İsrail’in söylemleri gerçekten çok fazla Ortadoğu halklarını küçümseyen, geri gören bir konumdadır.   Mesela şu kavramlar yan yana gelebilir mi? Çok güzel bir savaş yürütüyoruz. Harika vurduk. Harika bir şeyle, güzel bir şeyle savaş, öldürmek nasıl yan yana getirilebilir? ABD Başkanı Trump her gün ekranlara çıkıp şu kadar yok ettik, bitirdik. Anlatmak istediğim şey şu. Mevcut durumda Ortadoğu’da gerçekten bir kırım politikası yürütülüyor. O anlamıyla şunu söylemek isterim. Evet, bölgede 3 güç vardır. 3 eğilim var, öyle söyleyeyim. Birinci eğilim statükoyu korumak isteyen eğilimdir. Sykes-Picot’la Birinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dengeyi korumak isteyen, mücadele eden bir eğilim var. Ve bunun bir ayağı uluslararası güçlerdir. Mesela İngiltere’dir, mesela Almanya’dır. Bunlar da böyle Ortadoğu’da çok köklü değişime aslında açık değiller. O anlamıyla aslında uluslararası küresel güçler arasında bir farklılık var. Böyle bir çatışma. Çatışma demeyeyim de bir farklılaşma var.   Önderliğin demokratik entegrasyon stratejisi mutlaka pratikleştirilmelidir   Bir de işte ABD ve İsrail’in başını çektiği yeni saldırı dalgası var. Ne diyebiliriz buna? Evet, Önder Apo’nun deyimiyle vahşi kapitalizm denilebilir. Kapitalizmin vahşileştiği bir süreç denilebilir. Bir de bizim çizgimiz var. Bir de Önder Apo’nun işte 7 Ekim sonrası gelişmeleri görerek demokratik entegrasyon stratejisi olarak tanımladığı bir duruş var, bir çizgi var. Bu evet şöyle belki güncel olarak işte Türkiye’de biz bunu böyle sıcak olarak tartışıyoruz. Suriye’de Rojava’nın Suriye’ye entegrasyon süreci olarak tartışıyoruz. Ama bu aslında şöyle ifade edilebilir. Yerel demokrasiye dayalı, yerel yönetimlere dayalı var olma ve demokrasi gücü haline gelme. Demokratik örgütlenme haklarını elde etme. Bu temelde halkların birlikte yaşayabileceği yeni sistemleri inşa etme, kurma. Bu mevcut savaş ikliminin ya da işte bu savaşı derinleştiren milliyetçi, ulus devletçi zihniyete karşı alternatif olmak demektir. Münih Toplantısı’nda ne olmuştu? Münih Toplantısı’nda tartışılan bir konu artık ulus devletlerin yürütülemediği, ulus devlet çağının bittiği, ulus devlet sisteminin artık eskisi gibi yürütülemeyeceği, bunun itirafları oldu.   Aslında daha öncesinden de çeşitli NATO toplantılarında bu dile geldi. NATO’nun işte ölümü oldu denildi. Bu ne demektir? Bu işte İngiltere’nin başını çektiği ulus devlet sisteminin çözülüşünün ifadeleri demektir. Şunu demek istemiyorum. Küresel kapitalizm ulus devlet olmadan var olamaz. Ulus devlet kapitalizmin formudur. Ona dayalı olarak var olur. Ama herkes bugün görüyor ki kapitalizm gerçekten insanlık düşmanıdır. Gerçekten halklar düşmanıdır, kadın düşmanıdır. Etkili olmak istediği her yerde çoluk çocuk, doğa, tarih demeden asit döker gibi yakıp geçen bir sistemdir. Bu anlamıyla giderek meşruiyeti kalmayan bir sistem konumundadır.  Mutlaka Önder Apo’nun demokratik entegrasyon stratejisinin anlaşılması ve pratikleştirilmesi gerekir. Sadece Kürtler açısından da demiyorum, tekrar ediyorum. Halkların birlikte yaşaması açısından. Çünkü demokratik entegrasyon stratejisi demokratik ulus stratejisinin ta kendisidir aslında.  Demokratik ulus ancak demokratik entegrasyon modeliyle olabilir, gerçekleşebilir.     Rojhilat vurgusu    Herkes Kürtleri tartışıyor, o noktaya geldik. Kürtlerin inkar edildiği, yok sayıldığı bir dünyadan, Kürt varlığının artık tanındığı ve üzerinde hesap yapıldığı bir dünyaya geçiş yaptık. Öyle bir süreci yaşıyoruz. Sadece İran’da değil, dört parça Kürdistan, yine yurt dışında da Kürt dinamiği en dinamik güç, en politik güç, en hareketli halk. En politik toplum. Ve bunların hepsini aslında açığa çıkartan tabii ki Önder Apo öncülüğünde yürüyen 50 yılı aşkın mücadelemiz. Eğer Kürt toplumu bugün bu kadar dinamik, bu kadar politik bir halk haline gelebilmişse, bu büyük bedellerle, şehitlerimizin emeğiyle açığa çıkan mücadele gerçekliğimizle ilişkili. Bunu herkesin böyle bilmesi lazım. Rojhilat Kürdistan açısından da böyle. Ben hatırlatma gereği duyuyorum. Aslında bizim Rojhilat Kürdistan’da siyasi faaliyetlerimiz çok çok eskiye dayanmıyor. Evet böyle etkilememiz vardı dolaylı olarak.   Önder Apo’nun mesela çabaları vardı. Onu öyle söyleyebilirim. Fakat esas büyük çıkışını Uluslararası Komplo karşısında gerçekleştirdi Rojhilat Kürdistan toplumu, kendiliğinden. Oraya birileri gitti, örgütleme yaptı, işte toplumu Serhildan’a, ayaklanmaya kaldırdı değil. Önder Apo’nun esareti karşısında kendi kaderini gören, kendi geleceğinin karartılmak istendiğini gören büyük bir toplumsal kitle açığa çıktı. Çok değerliydi. Aslında uluslararası komplo’yla mücadelede bilinçlenen, Önder Apo’yla kendisini yeniden var eden bir Rojhilat Kürdistan toplumu açığa çıktı. Kürtler açısından böyle bir gerçeklik açığa çıktı. Bu anlamıyla şeyi söyleyebilirim. Evet geçmişi de var. Mesela Rojhilat Kürdistan aslında diğer parçalarına nazaran Kürtlük bilinci daha fazla olan bir coğrafya. Zaten İran’ın doğrudan bir etnik inkarı yok. Bir Kürdistan bölgesi var mesela.   Sosyoloji anlaşılmaya değer    Orada sorun hem Kürtlerin kendisini yönetme, nasıl söyleyeyim, yerel demokrasiye ulaşamama sorunu var. İran rejiminin, İran İslam Cumhuriyeti’nin ağırlıkta kendisini bir dini rejim olarak inşa etmesiyle ilgili sorunları var. Ama hem Kürdistan tarihinde çok önemli Serhildanların merkezi, çok önemli bir Kürt bilinçlenme merkezi, Mahabad mesela öyle bir merkez. Fakat yakın tarihte de işte 2000 sonrası giderek böyle Önder Apo’nun ideolojisi, fikirleri, zihniyeti etrafında kendiliğinden bilinçlenen ve örgütlenen bir toplum gerçekliği var. Bu gerçekten hem heyecan verici hem de merak uyandırıcı. Bir şey söyleyebilirim, en çok merak ettiğim, gitmek, görmek istediğim alanlardan biri oluyor Rojhilat Kürdistanı. Hem çok zengin bir kültürel dokusu var. Kadınların özgürlük arayışı mesela çok yüksek. Biliyorsunuz Jin Jiyan Azadi eylemlerine de en fazla Kürt kadınları, Kürt genç kadınları öncülük ettiler. Böyle bir potansiyeli var. Gerçekten sosyolojisi anlaşılmaya değer.   İran rejiminin demokratikleşmesi lazım   Bu gerçeklik üzerine evet çok fazla hesap vardır, oyun vardır. Biliyorsunuz İran’a saldırılarının hemen akabinde ABD aslında çağrı yaptı. İşte Kürtler kalksın, Kürtler de saldırsalar memnun olurum dedi. Elbette şöyle değil, mesela şunun için ben böyle bir giriş yaptım. Rojhilat Kürdistan’da Önder Apo’nun etkisiyle örgütlenen ve kendine gelen Kürt toplumu devletçi eğilimde değil. Demokratik toplum olmak istiyor. İran Kürtleri de demokratik toplum olmak istiyor. Demokratik siyaset yapmak istiyor. Kendi varlıklarıyla özgürlüklerini gerçekleştirmek istiyor. Her şey dönünce İran rejiminin bunu görmesi lazım. Fakat işte hem Türk devlet yetkililerinin son dönemde açıklamaları oldu hem başka açıklamalar oldu. Az önce verdiğim örnekler, işte provokasyon var deniliyor. İşte tahrik var deniliyor. Bununla şu anlatılmak isteniyor. İşte Kürtler kandırılacaklar. Yine işte savaşa girecekler. Bilmem işte devletleşme arayışı içerisinde olacaklar. Evet o da bir seçenek.   Şöyle eğer Kürtlerin üzerine katliamla gelinirse, diyelim ki soykırım saldırıları olursa, başka seçenekleri olmazsa, yereldeki güçler böyle bir inkarcılık içerisine girerse, evet Kürtler kendi varlıklarını korumak için çeşitli ittifaklar içerisine girmek zorunda kalacaklar. Ayakta kalmak isteyecekler. Fakat hesap şu, benim gözlemleyebildiğim kadarıyla, gördüğüm kadarıyla, evet İran’da Kürt varlığının, Kürt toplumunun özgürlük ve varlık arayışını böyle İran’la çatıştırmak, Fars toplumuyla çatıştırma arayışı var. Biz bunu biraz tehlikeli görüyoruz. Nasıl ki Türkiye’de, nasıl ki Suriye’de biz mesela halklarla birlikte yaşamın inşasını tercih ettiysek, yani demokratik entegrasyon, benzer bir çizginin demokratikleşen İran içerisinde de gerçekleşmesi gerektiğini söyleyebilirim. Ama bunun için, biz Türkiye’de dedik ya, demokratik entegrasyon karşısında bir demokratik cumhuriyet ister, İran’da da karşısında bir demokratik cumhuriyet ister.     İran rejiminin de demokratikleşmesi lazım. Bunu da aslında yıllardır özgürlük hareketimiz, Önderliğimiz İran’ı uyarıyor. Kendi toplumsal yapısıyla, kadınlarıyla, sınırları içerisinde yaşayan halklarla ilişkilerini demokratik temelde düzenlemesi gerektiği konusunda mücadele ediyor. Bu şimdi günümüzde daha yakıcı bir durum haline geldi. O anlamıyla bu sürecin nelere gebe olduğunu insan çok fazla kestiremiyor gerçekten. Ama şöyle değil, bazı gelişmeler kader değil. Evet, mesela şöyle bir plan olduğunu biliyoruz. İsrail’in güvenliği için, İsrail’in bölgedeki varlığı için Kürtleri kalkan yapmak isteyen bir politika var. Bunun için Kürtlere devlet vaadinde bulunanlar da var. Herhalde ayan beyan olan bir gerçeklik. Her gün gazeteler yazıyor, her gün haritalar çıkarılıyor. Böyle bir gerçeklik var. Fakat şunu çok açık söyleyebilirim; Önder Apo’yu anladığım kadarıyla, Önder Apo’nun stratejisini anladığım kadarıyla, nasıl ki küçük bir İsrail devletiyle Yahudilerin güvenliği sağlanamazsa, küçük bir Kürdistan devletiyle de Kürtlerin güvenliği sağlanamaz.   Saldırıların önüne geçecek tek güç Önder Apo’nun kendisidir    Tam aksine bölgedeki milliyetçiliğin kışkırtılarak Kürtlerin sürekli katliam tehlikesiyle karşı karşıya kalması gibi bir durum ortaya çıkar. Bunun önünü almanın tek yolu Önder Apo’nun ortaya koyduğu demokratik entegrasyon çizgisinin, stratejisinin hayata geçirilmesidir. Bunu tekrar bu vesileyle vurgulamak istiyorum. İran açısından da vurgulamak istiyorum. Türkiye açısından da vurgulamak istiyorum. Bölgenin tamamı açısından da vurgulamak istiyorum. Çünkü 60 milyon Kürt dinamiği ayaktadır. Eğer Önder Apo fiziki olarak bu 60 milyon dinamiği yönlendirmezse bu dinamik her yere savrulabilir. Bunun tek garantisi bu dinamiği açığa çıkaran Önder Apo’nun kendisidir. Başkası durduramaz. Başkası kontrol edemez, başkası yönlendiremez. O yüzden nasıl Türkiye’deki gelişmeler açısından Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü ve özgür çalışır hale gelmesi önemliyse İran’daki gelişmeler açısından da önemlidir. Halklar arasındaki çatışmayı, bu ulus devletçiliğin bölgeye olan saldırılarının önüne geçecek tek güç Önder Apo’nun kendisidir.   Özgür Basın çalışmaları böyle bir çınar ağacını kaybetti   Ben öncelikle Heval Gundi’nin anısı önünde saygıyla, sevgiyle, minnetle eğiliyorum. Heval Gundi ile bir dönem biz çalıştık. Aynı yerde kaldık. Şunu söyleyebilirim; hastalıktan şehit düştü heval Gundi. Bu bizi çok üzdü, öyle söylemek istiyorum her şeyden önce. Zor bir olay. Bir yoldaşımızı, bir arkadaşımızı, bir çalışma arkadaşımızı hastalıktan şehit vermek de çok ağır bir durum. Heval Gundi, biz birlikteyken, birlikte çalıştığımız dönemlerde hep coşku ve heyecanıyla benim gözümün önündedir. Yaklaşık 1,5-2 yıl aynı mekanda böyle faaliyet yürüttük, çalışma yürüttük, yan yanaydık. Heval Gundi’de moral bozukluğu, kendini geriye çekme, pasifleşme hiç görmedim. Hep elinde bir çantası vardı. O çantasıyla böyle oradan oraya koşturan bir Gundi arkadaşımız vardı. O anlamıyla böyle enerjisini çalışma arkadaşlarına geçiren, moral düzeyini çalışma arkadaşlarına geçiren çok güzel bir arkadaştı gerçekten. Onu öyle söyleyebilirim. Zaten birikimi, tecrübesi, olgunluğu. Bazı insanlarda böyle heyecan vardır, koşturma vardır, biraz böyle gençlik ruhu vardır fakat böyle şey yoktur. Mesela olgunluk, mesela tecrübe çok yansımaz. Heval Gundi’de aynı zamanda böyle onun yanında o biraz çocuksu diyeyim, çocuksu yönlerinin yanında olgun, mesela tecrübesini paylaşmayı bilen, nerede duracağını bilen bir duruş ve yaklaşım da vardı. Gerçekten şunu söyleyebilirim, Özgür Basın çalışmaları böyle bir çınar ağacını kaybetti.     Hemen hemen bulunduğu mekanda, bulunduğu yerlerde hangi çalışmada ihtiyaç varsa, gerektiğinde işte haber yazımı, gerektiğinde işin bürokrasi kısmı, gerektiğinde diplomasisi, her aşamasında çalışmalarda bulunmayı bildi. Verilen hiçbir görevi büyük, küçük diye seçmedi, ayırt etmedi. Böyle gerçekten hani şey derler ya, kaygısız, hesapsız, görev olarak önüne konulan her şeye sahiplendi ve üzerine yürüdü. Ben şuna inanıyorum, Özgür Basın geleneği heval Gundi’nin geleneğini, mücadelesini, yaşam duruşunu, amaçlarını daha da güçlenerek, daha da büyüyerek cevap verecek. Onu söyleyebilirim. Tekrar kendisini sevgiyle, minnetle andığımı ifade etmek isterim.   Salih Muslim    Salih Muslim yoldaşın da anısı önünde saygı ve minnetle eğildiğimi belirtmek istiyorum. Bavê Welat, bizim ifademizle Rojava Devrimi’nin temel sütunlarından olduğu, böyle herhangi bir köşe taşı ya da bir yerde bir çalışmayı yürütenden ziyade sizin de ifade ettiğiniz gibi Rojava Devrimi’nin öncülerinden oldu. O en belirgin özelliğidir diyebilirim. Tabii bu özelliğini de şöyle anlamak lazım, Önder Apo ile kurduğu ilişkiyle ilgili. Salih Muslim yoldaş, Önder Apo ile bir araya geldikten sonra, onunla tanıştıktan ve onun düşüncelerinden etkilendikten sonra, gerçekten bu mücadelenin sadece Rojava Devrimi açısından değil, dört parça Kürdistan açısından da Kürt varlığı ve özgürlüğü için yürütülen mücadelenin en ön saflarında yer aldı. Üzerine düşen görevleri fazlasıyla yerine getirdi. Şöyle diyebilirim, bir militan gibi katıldı, bir kadro gibi katıldı. Yurtseverlik çizgisini o anlamıyla çok üst düzeye taşıdı diyebilirim.   Ben Salih Muslim yoldaşla da çeşitli dönemlerde görüştüm, kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Hem zaten çok naif bir kişiliği vardı, çok mütevaziydi, çok alçak gönüllüydü. Fakat ben ondaki gücü şöyle gördüm, Önder Apo üzerine çok yoğunlaşıyordu. Mesela savunmaları çok okuyordu. Çok okuyordu, tartışıyordu. Savunmalarda Önder Apo’nun ortaya koyduğu zihniyet durumunu, ortaya koyduğu politik doğrultuyu pratikleştirme yönünde muazzam çaba gösteriyordu. Mesela bu Bave Welat’ı Bave Welat yaptı. Bu Salih Muslim’i gerçekten yurtseverlik değerlerini zirveye çıkartan bir konuma getirdi. Bu anlamıyla genel özgürlük mücadelemiz açısından, dört parça Kürdistan’da yürütülen Kürdistan özgürlük mücadelesi açısından Salih Muslim yoldaşın yeri gerçekten eşsizdir, benzersizdir, doldurulamaz. Fakat şunu söyleyebilirim ben, eminim ki zaten Rojava’daki tören, karşılama, anmalar etkileyiciydi, hazırlıklıydılar. O anlamıyla anlamlıydı, değerliydi. Rojava’daki Kürt toplumu Salih Muslim’ün kendileri açısından ne anlama geldiğini aslında biliyor. Sadece Rojava Kürdistan’da değil, tüm yurtsever halkımızın Salih Muslim kişiliğini çok yakından tanımasını, örnek almasını, pratikleştirmesini gerektiğini belirtebilirim. Her zaman olduğu gibi şehide bağlılık ancak şehidin açtığı yolda yürümekle olur. Şehide bağlılık onun amaç ve hedeflerini gerçekleştirmekle olur. Şehide bağlılık onun ideallerini daha ileriye taşımakla olur. Bu nasıl ki Kürt Özgürlük Hareketi olarak bizim görevimizse, aynı zamanda halkımızın da böyle bir görevi olduğunu belirtmek istiyorum. Biz sonuna kadar Salih Muslim’e verdiğimiz söze sahip çıkacağız. Onun arkasında yürüyeceğiz. Artık o bizim öncümüz haline geldi. Onun arkasında yürüyeceğiz ve ona verdiğimiz sözleri yerine getireceğiz.   Med dönemin direnişidir Newroz    Bu yıl tabii Newroz farklı bir atmosferde kutlanıyor. Şöyle gözlemliyoruz, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin verdiği heyecan, Önder Apo’dan alınan mesajlar, ona bağlılık, o temelde alanlara çıkma, mesela süreci sahiplenme, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü talep etme, temel bir sosyal psikoloji olarak damgasını vurmuş durumdadır. Ve çok coşkuludur, çok heyecanlıdır, görkemlidir, güzeldir. Bir yönü bu, bir yönü de tabii Ortadoğu’da bir savaş iklimi var, böyle bir savaş ortamında, halklara yeniden boyun eğme, kölelik, teslimiyet dayatılan bir ortamda, Newroz’u özgürlük ve direniş ruhuyla selamlamak, onun ruhuna uygun olarak yaşamak çok önemli. Binlerce yıl önce yine bu topraklarda Dehaqlar devreye girmiş, halkları katletmiş, halklar bir araya gelmişler, birlikte cevap vermişler. Med döneminin direnişidir Newroz, Kawalarda.   Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, her geçen gün çok daha iyi böyle mesela tarihsel araştırmalar açığa çıkıyor, Newroz direnişi aynı zamanda sadece Kürt toplumunun değil, Medlerin değil, bölge halklarının ortak direnişi olarak yaşanmış, açığa çıkmış. Zalim Dehaqlara, Nemrutlara karşı halklar bir araya gelmişler ve sonrasında aslında çok demokratik temelde yaşadıkları sistemler örgütlemişler, konfederasyonlar örgütlemişler. Devletsiz yaşamışlar mesela. Sonrasında oluşan Med Konfederasyonu, tarihe bir devlet olarak geçmiyor mesela, öyle özellikleri var ama öyle geçmiyor. Şimdi güncelde de sistemsel krizin yaşandığı bir dönemde, küresel kapitalist sistemin, uygarlık, devletçi sistem, iktidar, erkek egemenliğinin çatırdadığı bir süreçte böyle tarihsel bir Newroz’a yürümek, bu bilinçle bakmak, bu gözle bakmak, böyle katılmak gerektiğini belirtebilirim.   Kürtler bu Newroz’da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü istiyorlar   Bunun için de her şeyden önce kadınlara tabii ki çağrım var, kadınlara selamımız var dağlardan. En çok kadınlar tabii ki özgürlük ve diriliş meşalesini taşımalılar. Çünkü en çok kadınların buna ihtiyacı var. Bu anlamıyla bu Newroz aynı zamanda işte KJK’nin başlattığı kadın zamanı, 8 Mart’ta başlatılan hamlenin bir zirvesi haline gelebilmeli, her yerde. Kadınlar, Kürt kadınları, bölge halklarından kadınlarla, Türk kadınlarıyla, Fars kadınlarıyla, Arap kadınlarıyla, onları da yanlarına alarak Newroz’da kendi renklerini verebilmeliler. Geleneksel kıyafetleriyle, türküleriyle, halaylarıyla böyle katılım gösterebilmeliler ve gerçekten egemen sisteme, erkek egemenliğine gerekli mesajları iletebilmeliler. Önemli gördüğüm husus bu. Böyle anlamlandırıyorum.   Bunun dışında zaten alanlar kendi amaçlarını, hedeflerini ifade ettikleri açıklamalar yaptılar. Mesela Bakûr’da denildi ki Demokratik Birlik Newrozu. İşte diğer alanlarda böyle açıklamalar oldu. Fakat ortak payda şudur, özgürlük Newrozu’dur. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüdür. Kürtler bu Newroz’da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü istiyorlar. Çünkü Önder Apo Kürdistan’ın kendisidir. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü, özgür yaşar ve çalışır konumda olması, Kürdistan’ın statüsünün ortaya konulmasıdır. Ve gelinen aşamada artık Kürtler bunu isteyecek duruma gelmişlerdir. Bunu söyleyebilirim. Herkesi tekrar Newroz’da alanlarda görelim diyoruz, imkanlarımız yettiği kadar biz de dağlarda ateş yakmayı sürdüreceğiz.”