Statüsüz Kürt hayali çöktü: Bu yüzyılda geri dönüş yok 2026-02-06 09:05:33   “Kadın özgürlüğünü esas alan bir paradigmanın Ortadoğu’da değiştireceği dengelerden korkan hegemonik güçlerin; Kürt özgürlük hareketini ‘stabilize etme’ planlarının ne anlama geldiğini tüm kadınları ve Türkiye toplumunu yeniden düşünmeye davet ediyorum.”   Zeynep Karaman    Bir kadın ve Kürt olarak Rojava’da yaşanan saldırılar karşısında; hakeza İran’da çoğunluğu Kürtlerin olduğu katliamlar karşısında tüm dünyaya yönelik büyük bir öfke ve isyan duygusuyla dolu olduğumu belirtmeliyim. Bu dünyada binlerce yıldır alın terimle üzerinde yaşadığım bu topraklarda onurlu, insanca yaşam çok görülüyor. Ne dirime ne ölümüme saygı duyuluyor. Barış içinde ısrarlı yaşam iradem yok sayılıyor. “Sana, gökteki yıldızlar kadar ata, ana, baba kemiklerinin gömülü olduğu bu topraklarda yaşam yok; lütfedersem yaşarsın” sınırında tutuluyorsam, öyleyse yansın bu dünya!   Ahlaki ve vicdani duruşumdan, kaynağından alan haklı öfkem ve isyanım karşısında duygularıma ket vurmak, insanlığımdan şüphe etmeme neden olur. ‘Bila alem giş bimrê!’ diyen o onurlu toplumsal yaşamın savunucusu, gerçek insan Ziyad Halep’in çığlığını, dünyaya isyanını gerçek insanlık savunucularından daha iyi kim bilebilir, kim duyumsayabilir ki? Teslimiyet ve onursuzluğa direnerek cevap veren; buna rağmen halkına kendini borçlu gören erdemli insan, Rojava’da tasfiye edilmek istenilen yaşamın savunucusudur.   Rojava’da savunuculuğu yapılan yaşam; tek bir anında bile onurlu insanlık için düşünmeyi hayalinden geçirmemiş olanların, sürüngen bile diyemeyeceğimiz yaşam sınırlarında çakılı kalmış, hayatları başkaları tarafından çalınmış, içi boş bir tenekeden ibaret olanların anlayabileceği bir şey değildir. Rojava’da yaşananların anlamını kavramalarını; en azından Kürtler ve halklar cephesinden, hele ki kadınlar açısından, beklemek bir hayal olacaktır. Açık bir Kürt düşmanlığı ve kadın düşmanlığıyla Rojava’ya bakıldığında; Rojava’da yaşananlardan büyük memnuniyet duyanlar, Kürdün katliamından kendine zafer devşirenler, acaba hangi yüzle Kürde kardeşlikten bahsedecekler? Siz sanıyor musunuz ki Rojava’da Kürde katliamı reva görürken Bakur’da kardeşlik edebiyatını sürdürebileceksiniz?   Devletin Kürde bakışı    Tarihin tekerrür edeceği yanılgısına kapılanlara şunu söyleyelim: Kürt eski Kürt değil; bunu asla unutmayın. Daha önce de ifade etmiştim. Barışı bir takiye aracı olarak değil, ortak yaşam birlikteliğimiz için istemelisiniz. Konjonktür dayattığı için değil, halklarımızın ortak geleceğinin sigortası olarak görerek, stratejik yaklaşmalısınız. “Kürt anasını görmesin, 60 milyon Kürt hiçbir politik hakka sahip olmasın, statüsüz kalmaya devam etsin” denilerek barış kültürü nasıl geliştirilecek? Kürtler değişiyor, dönüşüyor, demokratik kültürle kendini yeniden inşa ediyor. “Bu devlet artık benim de devletim olsun” diyor. Ama devletin Kürde bakışı hâlâ değişmiyor. Siyasi bir varlık olarak tanımak istemiyor; eşit ilişki kuracak kadar kendine güvenmiyor ya da biat eden bir Kürtlük dışında, iradeli, özgüvenli, eşit ilişkiye hazır onurlu bir Kürtlükle yürümeye hazır değil.   Devlet, Kürtle demokratik ilişki hukuku temelinde bir değişime hazır görünmüyor. Bana göre devlet, böyle bir Kürtlükle ilişkiye laik, düzene hazır hâle gelmiş değil. Oysa Kürtler, bu devletle böyle bir ilişki hukuku içinde var olmak ve yürümek istiyor. Hayır, tarih tekerrür etmiyor. Statükocu, gerici güçler tarihin en canlı anında değişime direniyor. Köhne yaklaşımlarda ısrar etmenin bu toprağın insanına bir faydası yok.   Bakınız, 2014’te Kobanê düşmesin, Şengal’de Êzidî Kürtlere yapılan soykırımın tekrarı yaşanmasın diye “Soykırım hangi toplumsal yapıya olursa olsun insanlık suçudur” dedik. Kobanê’deki enternasyonel direniş gerçekten de bir soykırımın önünü aldı. İnsanlık müthiş bir sınav verdi. Orada insanlığımızdan vazgeçmediğimiz için hep birlikte kazandık. DAİŞ en büyük ve ilk yenilgisini aldı. O günden bu yana Rojava’da Türkiye’ye karşı tek bir düşmanlık gelişmemiş olmasına rağmen; oradaki iradenin Türkiye’ye sık sık yönünü dönmesine, elini uzatmasına karşın, o kin yüzyılı Kürt düşmanlığıyla devam ettirildi. Saplantılı bir hastalık gibi. Soykırıma karşı yaşam savaşı veren Kürt halkı, günlük olarak düşman ilan edildi. Onurlu Kürdün size ne zararı var? İradeli, demokratik Kürdün Türk toplumuna zararı bir yana; böyle bir Kürt varlığı Türk varlığını da daha nitelikli, daha anlamlı kılar, onu yüceltir, kendisiyle birlikte değerli hâle getirir. Gerçek kader ortaklığı böyle bir Kürt–Türk ilişkisiyle mümkünken, teslimiyetçi ve biat etmiş bir Kürtlük ve Türklük size ne kazandıracak?   Sayın Öcalan’ın geliştirdiği paradigma düşmanlık üretmez   Bu hayata üç kuruşluk değeri olmayanlar; Kürt, Türk fark etmeksizin, doğuşumuzdan bugüne ABD’ye, İsrail’e, İngiltere’ye, Fransa’ya, yeri geldiğinde Rusya’ya dayananlar; Rojava’da olup bitenler karşısında arsızca zafer naraları atmıyor mu? Doğrusu midem kaldırmıyor bu arsız ve köksüzleri. Bu üç kuruşluk insanlar, bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmiş olmalarına rağmen nasıl da ortalıkta fink atıyor, TV’lerde bir koltuktan diğerine koşuyorlar. Oysa Kürde, Türk’e en büyük ihaneti edenler bunlar. Bunlar bu ülkenin gerçek beka sorunudur; DAİŞ’ten çok daha tehlikelidirler.   Evet, faşistler faşistliklerini sonuna kadar yapıyor. Biz devrimciler de varoluş gerekçemiz olan devrimciliğimizi, direnişimizi sürdürüyoruz. Herkes uzman kesilmiş, Kürtlere akıl veriyor: “Ne diye teslim olmuyorsunuz, neden direniyorsunuz? ABD çekip gidecek, Arap aşiretleri de size karşı savaşıyor. Kalktınız mı ülkenin faşizmine! Devletler bile direnmiyor, siz niye direniyorsunuz? Rojava romantizmiyle kendinizi kandırmaktan vazgeçin, gelin size lütfettiğimiz yaşam sınırlarında biat edin!” Dünün DAİŞ’lisine Kürt düşmanlığındaki başarısı için her türlü övgü ve destek sunuluyor. Yapıyorlar da. Ama maç 90 dakikadır, top yuvarlaktır. Biz topraklarımız üzerindeyiz, halkımızla birlikteyiz ve nasıl oyunlar çevrildiğinin farkındayız.   Sayın Öcalan’ın geliştirdiği paradigma düşmanlık üretmez; ama onurlu bir yaşam varlığını anayasal güvenceye kavuşturma mücadelesinden de asla taviz vermez. Böyle bir Kürtlük inşa edilmiştir. Bundan geri dönüş beklenmesin. Kürt, bu yüzyılda asla statüsüz yaşamayacaktır. Dost da düşman da bunun Kürdün kırmızı çizgisi olduğunu bilerek ilişki kuracaktır. ‘Ben tasfiye ettim, Kürt tasfiye olur’ zamanı çoktan geçmiştir. Özgür Kürt kendisinden bir daha asla kopmayacak, kendisine yabancılaşmayacaktır. Halklar, demokratik ulus ve ortak yaşamın tohumlarının filiz verdiğini herkes görecektir. Bugün Kürde yüz çeviren Arap aşiretleri de yarın utanacaktır. Utandıkları gün, demokratik yönetimlerini kendi içlerinde geliştirdikleri gün olacaktır.   Kapitalist modernite bu topraklara girdiğinde, Kürdün dokusuyla uyuşmadığı için Kürdü politik varlık olmaktan çıkardı; statüsüzlüğü üzerine bir Ortadoğu düzeni inşa etti. Peki ne oldu? Anayasal düzenlerin dışına itmekle, inkâr ve imha politikalarıyla Kürdün varlığını ortadan kaldırabildiler mi? Hayır. İki yüzyıllık kültürel ve fiziki soykırıma rağmen Kürt politik varlığını yeniden inşa etti. Ahlaki ve politik olarak kendini yeniden var etti. Türk, Fars, Arap ulus-devletlerinin faşist milliyetçiliklerine ve tüm hegemonik anlaşmalara rağmen, küllerinden yeniden doğdu. Elbette hegemonik güçlerin ve bölgesel işbirlikçilerin Kürtlere ve Ortadoğu’ya dair planları vardır. Dün vardı, bugün vardır, yarın da olacaktır. Kürtlerin de Ortadoğu toplumunda kendi yaşamına dair plan ve programları her zaman olacaktır.   Ne Kürtlerin durumu hegemonik güçlerin stabilizasyon hesaplarına mahkûm edilebilir ne de Ortadoğu’da iktidarlar uzun süreli bir “istikrar”ı halkların taleplerini bastırarak sürdürebilir. Ortadoğu halklarının demokrasi talepleri daha ne kadar ötelenebilir? Devletler demokratikleşmeden; Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Farsların, Alevilerin ve tüm kültürel toplumların asgari demokrasi ihtiyacını karşılamadan hangi stabilizasyon kalıcı olabilir? Biliyoruz ki stabilizasyon, halkların gerçek demokrasi taleplerini bastırmaya yöneliktir. Ortadoğu’da en dinamik demokratik güç ise Kürtlerdir.   Kürtlerin teslim alınması, politik varlıklarının Ortadoğu denkleminden çıkarılması; halkları gerici, faşist yapılara mahkûm etmektir. Kadınları DAİŞ ve Taliban benzeri katil yapıların köleliğine terk etmektir. Afganistan’da kadın köleliğine dayalı dinci faşizmin inşası bize çok şey söylüyor. Kadın özgürlüğünü esas alan bir paradigmanın Ortadoğu’da değiştireceği dengelerden korkan hegemonik güçlerin; Kürt özgürlük hareketini “stabilize etme” planlarının ne anlama geldiğini tüm kadınları ve Türkiye toplumunu yeniden düşünmeye davet ediyorum.”