‘Rojava kuşatması uluslararası hukukun ihlali’ 2026-01-31 09:10:07   AMED - Rojava’da süren kuşatma nedeniyle temel yaşam ihtiyaçlarına erişimi engellenmesi sonucu çocuklar donarak yaşamını yitirirken, Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi üyesi avukat Berivan Zerin, yaşananların uluslararası hukuk kapsamında ağır ihlal ve savaş suçu olduğunu belirterek evrensel yargının işletilebileceğini vurguladı.   HTŞ’nin 6 Ocak’ta başta Halep’in 2 mahallesine, ardından Rojava’ya yönelik saldırılarının ardından, başta Kürtler olmak üzere halkların direnişi sonucu QSD ile Suriye Geçiş Hükümeti arasında bir anlaşma imzalandı. Ancak bölgede su ve elektrik kesintileri sürerken, halkın temel yaşamsal ihtiyaçlara erişimi engellenmeye devam ediyor. Bu engelleme nedeniyle Kobanê’de en az 5 çocuk soğuktan yaşamını yitirdi. Seferberlik ruhuyla alanlara çıkan halk, saldırıların bir an önce son bulmasını talep ediyor.   Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi üyesi avukat Berivan Zerin, bölgede yaşanan hak ihlallerine ve donarak yaşamını yitiren çocuklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Cenevre Sözleşmeleri ve Çocuk Hakları Sözleşmesi ihlal edildi’   Berivan Zerin, Rojava’da çocukların yaşamını donarak yitirmesinin ciddi bir sorun olduğunu, bunun uluslararası insancıl hukuk açısından son derece ağır bir ihlali ifade ettiğini söyleyerek, “Silahlı çatışmalarda sivillerin, özellikle de çocukların korunması temel bir ilkedir. Kuşatma koşulları altında temel yaşam ihtiyaçlarına erişimin engellenmesi ve bunun sonucunda çocukların donarak hayatını kaybetmesi, sivillerin korunması yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir.    Bu tür eylemler, Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokoller kapsamında yasaklanmış olan ‘insanlık dışı muamele’ ve ‘orantısız saldırı’ kapsamında değerlendirilebilir. Ayrıca orada çocukların temel yaşam ihtiyaçlarına erişememesi de ciddi bir sorun. Uluslararası insancıl hukuk, sivillerin aç bırakılmasını, susuzluğa veya barınaksızlığa mahkûm edilmesini açıkça yasaklamaktadır. Çocuklar söz konusu olduğunda bu yasak daha da güçlenir. Gıda, sağlık hizmeti, barınma ve ısınma gibi yaşamsal ihtiyaçlara erişimin kasten engellenmesi, Roma Statüsü kapsamında savaş suçu olarak değerlendirilebilecek fiiller arasında yer alır.   Aynı zamanda bölgede yaşam hakkı doğrudan ihlal edilmiştir. Sağlık hakkı, hem acil tıbbi yardıma erişimin engellenmesi hem de yaşanan koşulların çocuklar üzerinde yarattığı fiziksel ve psikolojik etkiler nedeniyle ihlal edilmiştir. Barınma hakkı açısından ise çocukların güvenli, sağlıklı ve ısınabilir bir ortamdan mahrum bırakılması söz konusudur. Bu durum, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırıdır” ifadelerini kullandı.   ‘Uluslararası sessizlik suça ortaklıktır’   Mevcut durumda uluslararası toplumun sessizliği doğrudan cezai sorumluluk doğurmasa da, hukuki ve ahlaki sorumluluk tartışmalarını beraberinde getirdiğini aktaran Berivan Zerin, “Özellikle savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar söz konusu olduğunda, devletlerin ve uluslararası kuruluşların ‘önleme ve müdahale’ yükümlülüğü bulunmaktadır. Sessizlik ve etkisizlik, bu yükümlülüklerin yerine getirilmediği yönünde ciddi bir eleştiri konusudur. Önlenebilir ağır ihlaller karşısında hareketsizlik, Birleşmiş Milletler (BM) gibi organların veya garantör devletlerin açık bilgiye rağmen etkisiz kalması, ‘koruma sorumluluğu’ ilkesi açısından siyasal ve ahlaki sorumluluk doğurur. Hukuki sonuçları sınırlı olsa da, bu sessizlik uluslararası mekanizmaların meşruiyetini zedeler” dedi.   ‘Hukuki yollar kapalı değil, savaş suçları soruşturulabilir’   Berivan Zerin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yetkisi sınırlı olsa da, evrensel yargı ilkesi kapsamında bazı ülkelerde bölgede işlenen savaş suçlarının soruşturulmasının mümkün olduğunu kaydederek, “Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetkisi, olayın gerçekleştiği ülkenin Roma Statüsü’ne taraf olup olmamasına ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesine bağlıdır. Eğer doğrudan bir yetki söz konusu değilse bile, evrensel yargı ilkesi çerçevesinde bazı devletlerin kendi ulusal mahkemelerinde bu suçları soruşturması mümkün olabilir. Dolayısıyla hukuki yollar tamamen kapalı değildir. Ayrıca sivil toplum örgütleri ve barolar, bu tür ağır ihlallerin görünür kılınmasında hayati bir role sahiptir. Delil toplama, raporlama, uluslararası mekanizmalara başvuru ve kamuoyu oluşturma bu aktörlerin en önemli işlevlerindendir. Ayrıca mağdurların hukuki temsilinin sağlanması ve uluslararası yargı süreçlerinin işletilmesi açısından da baroların ve hukuk örgütlerinin aktif tutumu büyük önem taşır” şeklinde konuştu.