DEM Parti ve DEVA partisi görüştü 2026-01-29 13:31:04   ANKARA - DEM Parti ve DEVA Partisi görüşmesinin ardından Tülay Hatimoğulları, “Ortadoğu yeniden inşa edilirken orada Sayın Bahçeli'yi bizimle el sıkıştıran sebep neyse hala yerli yerinde durmaktadır. Suriye'deki bu gelişmeler yerli yerinde duran gerçeklikleri değiştirmemiştir” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli çetelerin Rojava'ya yönelik saldırılarına ilişkin DEVA Partisi ile bir araya geldi.    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli'nin yer aldığı DEM Parti heyetini, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın da aralarında olduğu heyet karşıladı. Görüşmenin ardından ortak açıklama yapıldı.    ‘Gelişmeleri istişare ettik’   Öncelikle söz alan Tülay Hatimoğulları, Suriye’de olanları müzakere ettiklerini belirterek, “Özellikle; bizlerin Qamişlo’ya gerçekleştirdiği ziyaret, doğrudan muhataplarla yaptığımız görüşmeler, Suriye halklarının farklı kesimleriyle yaptığımız görüşmeler, gözlemlerimiz, sivil yurttaşların talepleri hakkında kendilerini bilgilendirdik. Aynı şekilde Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, bu süreçte sınır kentlerinde yoğun bir çalışması oldu. Sahadaki gözlemlerini paylaşmak istedik. Bugün özellikle geçmiş dönemde Türkiye’de yaşanan barış süreçleriyle ilgili girişimlerde doğrudan yer almış olan Sayın heyetin üyeleri ve Sayın Başkan bu deneyimlere de sahip. Bu vesileyle de kendileriyle aynı zamanda Türkiye’deki gelişmeleri olasılıkları ve olması gerekenleri istişare ettik” dedi.    Rojava ziyareti aktarıldı   “Özellikle 6 Ocak’ta Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde çeşitli provokasyonlarla başlayan Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen çok ciddi saldırılar oldu” diyen Tülay Hatimoğulları, “Bu saldırılar hız kesmeden farklı bölgelere yayıldı. Bizler özellikle Qamişlo’da yürüttüğümüz görüşmelerde başta PYD temsilcileri, ENKS’nin temsilcileri ve farklı siyasi partinin temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde net olarak verilen bilgi ve yapılan değerlendirme şu yöndeydi. Özellikle SDG güçlerinin Rakka’dan ve Deyri Zor’dan çekilmelerinin en önemli nedenleri Suriye tarihinde bugüne kadar bir Kürt-Arap savaşı ciddi anlamda yaşanmamış. Dolayısıyla bugünden sonra orada uluslararası güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin komploları çerçevesinde ciddi anlamda bir Kürt-Arap savaşının örülmeye çalışıldığı ve bunun derinleştirilmeye çalışıldığının fark ederek böyle bir şeye asla alet olmayacaklarını ve bu sebeple SDG güçleri oradan çekildiğini ifade ettiler” diye belirtti.    ‘Ateşkesi bozan Kürt cenahıymış gibi bir algı yaratılıyor’   Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları ifade etti: “Yine aynı şekilde müzakereye çok ciddi bir biçimde önem verildiğinin, yapılan birçok anlaşma ve mutabakatta uyulması konusunda çağrıların olduğunu özellikle belirtmeliyim. Türkiye'de belli bir kesim bir algı yaratmaya çalışıyor. Sanki Suriye'de ateşkesi bozan Kürt cenahıymış gibi bir algı yaratılıyor. Bu külliyen yanlış bir algıdır. Orada başından beri 10 Mart mutabakatı başta olmak üzere 4 Ocak'ta Şam'da hem Şam yönetiminin hem SDG yönetiminin bir araya gelerek tam bir mutabakat oluşturdukları anlaşma dahil olmak üzere hatta imza altına alınmayan o anlaşma Şam yönetimi bunu daha sonra bu anlaşmayı imzalayacağız diyor. Hepsine Kürt cenahının riayet ettiğini ancak ne yazık ki Eşrefiyê, Şêxmeqsûd gibi provokasyonların baştan beri planlanmış olduğu için  4 Ocak'ta yapılan çok önemli ve tam bir mutabakata o anda HTŞ tarafının imza atmadığı biz mutabık olduk ama bu imzayı sonra atacağız dedikleri bizlere ifade edildi.    Kobanê hala saldırı altında   Suriye'de ziyaret ettiğimiz Qamişlo ve orada yaşayan bütün Kürt halklarının siyasi temsiliyetlerinin somut bir talebi var. Diyorlar ki biz Türkiye'ye bu taraftan bir taş dahi atmış değiliz. Türkiye bizim komşumuzdur. Yanı başımızda bizlerin kardeşleri yaşamaktadır sınırın diğer yanında ve biz Arap-Kürt savaşına ne kadar karşıysak Türk Kürt çatışmalarına ve savaşına bir o kadar karşıyız. Yine en önemli taleplerden biri ateşkes süresince hiçbir yere hiçbir saldırının gerçekleşmemesi. Fakat ne yazık ki bu 15 günlük ateşkes sürecinde Kobanê hala yoğun bir kıskaç altında ve Kobanê'nin çevre köyleri ne yazık ki bir saldırı altında. Oradaki halk mutabık olunan anlaşmaların hayata geçmesi için gerçek anlamda bir ateşkesin uygulanmasını istiyor.    HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dili kabul etmiyoruz   IŞİD tehlikesi ne yazık ki sadece Suriye için değil, sadece Irak için değil, Türkiye için de Avrupa ülkeleri, ABD için, ez cümle bütün dünya için hala capcanlı, dipdiri bir tehlike olarak ortada durmaktadır. Bugün özellikle Suriye'de yeniden ortaya çıkan bu savaş ve çatışma koşullarının IŞİD'i yeniden dirilttiğini, IŞİD'in uyuyan hücrelerinin uyandırıldığının hepimiz farkına varmalıyız ve bu konuda başta Kobanê olmak üzere özellikle Kuzey ve Doğu Suriye bölgesinde IŞİD'e karşı verilen o onurlu mücadeleyi bütün dünya halkları yeniden hep beraber hatırlamalıyız. Bu sürecin Türkiye cenahı tarafından değerlendirilmeye elbette son derece ihtiyaç var. Türkiye'de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil hakikaten Kürt halkını son derece yaralayan bir dil. Tuncer eş başkanımız sınır kentlerinde yoğun bir çalışma içindeydi. MYK üyelerimiz, PM üyelerimiz sınır kentlerinde ve orada Kürt'ün yaşadığı duygu kırılmasının, Kürt'ün yaşadığı duygu kopukluğunu en iyi onlar gözlemlemiştir ve bunu zaten bütün dünyaya da aktarıyorlar, aktaracağız. Bugün kullanılan dilin orada Suriye'de yaşayan Kürt kardeşlerimizi görmeyen, Kürt kardeşlerimize saldıran adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dil olmasını asla kabul etmiyoruz. Bu dil değişmelidir. Türkiye bir iç barışı konuşuyor. 27 Şubat'ta Sayın Abdullah Öcalan'ın barış ve demokratik toplum çağrısı hala yerli yerinde durmaktadır. Bu çağrıya riayet etmek, bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmek için hep birlikte önemli adımları atmalıyız.    Meclis Komisyonu    Meclis Komisyonu’ndan Türkiye kamuoyunun beklentileri büyük. Ancak bu komisyon yine Suriye'deki gelişmelere bakarak çalışmalarını ilerlettiği için mevcut iktidar Suriye'deki gelişmelere bakarak hele bakalım orada ne olacak? Hele bakalım nasıl bir yeni pozisyon belirleriz diye sahadan ortaya çıkacak duruma göre Türkiye'deki barışı bu şekilde şekillendirmeye çalışmasını da son derece yanlış buluyoruz ve bu Türkiye'nin iç barışını oluşturması ve tahkim etmesi konusunda son derece engelleyici bir yaklaşım olduğunu bir kez daha belirtiyoruz. Türkiye başta olmak üzere dört ülkede yaşayan bütün Kürt halklarıyla Türkiye'nin kurması gereken en önemli yaklaşım kardeşliği bir strateji haline getirmektir. Kardeşlik bir taktik olmamalıdır. Kardeşlik duruma göre değişebilen bir şey olmamalıdır. Bizim, Kürt halkıyla kardeşliğimiz Türkiye'nin ana stratejisi haline gelmelidir.    Bunun yanıtı sadece DEM Parti'de olamaz   Bize çok soru sorulan, çok temel bir soru var; Suriye'deki gelişmeler Türkiye'deki süreci nasıl etkileyecek? Bunun açık ve net yanıtını hep beraber üretmeliyiz. Bunun yanıtı sadece DEM Parti'de olamaz. Bunun yanıtı sadece muhalefette olamaz. Bunun yanıtı başta iktidar ortaklarında olmalıdır. Bizim DEM Parti olarak durduğumuz yer belli. Başından beri Kürt sorununun hem bölgede hem ülkede barışçıl ve demokratik bir çizgide çözülmesinden yana olduğumuzun altını sürekli çizdik. Biz aynı yerdeyiz. Biz barış ve demokratik toplum çağrısını olduğu yerdeyiz. Dilimizi de, fikrimizi de, zikrimizi de ona göre belirlediğimizin herkes farkında olmalı. Ancak yanı başımızda Rojava'da, Kuzey ve Doğu Suriye'de Kürt kardeşlerimiz katledilirken buna da sessiz kalmamız, buna izleyici olarak izlememiz hiç kimse tarafından da beklenmemelidir. Şimdi bu süreç Türkiye'de devam ederken yanı başımızda soydaşlarımız, Kürt kardeşlerimiz katledilirken biz buna elbette ki izleyici olamayız. Bu konudaki fikrimizi de, zikrimizi de tavrımızı da çok net bir biçimde ortaya koyacağız. Biz bunu ortaya koyduk diye iktidarın kimi sözcüleri tarafından bu süreç DEM Parti tarafından farklı bir çizgiye çekilmektedir yaklaşımını ve buna hizmet eden kalemşörleri asla kabul etmeyiz, etmeyeceğiz.    Suriye'nin barışı için elimizi taşın altına koyalım   Bölgedeki güç dizilimleri değişmedi. Ortadoğu yeniden inşa edilirken orada Sayın Bahçeli'yi bizimle el sıkıştıran sebep neyse hala yerli yerinde durmaktadır. Suriye'deki bu gelişmeler yerli yerinde duran gerçeklikleri değiştirmemiştir. Biz başta Türkiye'nin iç barışını tahkim etmesini önemsediğimiz kadar Suriye'de de bir iç barışın tahkim edilmesini önemli buluyoruz. Ve buradan çağrımızdır. Hem iktidara hem bütün muhalefet güçlerine çağrımızdır. Gelin Suriye'nin barışını inşa etme konusunda hep birlikte elimizi taşın altına koyalım.  Şunu unutmayalım ki barışını tesis etmiş, demokratik zeminde halklarla sorunlarını çözmüş bir Suriye'nin komşumuz olması Türkiye’nin güvenlik açısından en önemli sonuç olur. Türkiye o zaman gerçekten çok daha güvende olur.”