Kürtler bir garip kavimdi!

  • 09:08 16 Ocak 2026
  • Kadının Kaleminden
 
“Şüphesiz tarihi, yenilmeyi bilmeyenler yazacak. O sayfada halkımızın çocuklarının adı sıkça geçecek; ‘Kürtler bir garip kavimdi, dağlardan geldiler ve insanlık için savaştılar’ diye.”
 
Reyhan Hacıoğlu
 
Bir kahramanlık hikâyesi yazalım sevgili’m! Ölüm, ayrılık olmasın; sürgün hiç uğramasın. Mezarlarımız “sahipsiz” olmasın ve ölünce mümkünse aynı yere gömülelim. Göç hanemize uğramasın, yollarda açlıktan ölmesin çocuklarımız… Merhabadan öte olsun sohbetlerimiz ve her defasında sarıldığımızda “bir daha görebilecek miyim?” endişesi taşımasın omuzlarımız!
 
21’inci yüzyılın “lanetli” ateş çocuklarıyız sevgili’m; ondandır kalbimizi taş sanmaları. Etten ve kemikten olsaydık, şüphesiz çoktan yanar, olanlara dayanamazdık. Bunca yoldaşımızı kaybedip yola devam etmemize şaşıranlar, herhangi bir yoldaşın günlüğünü okusaydı şayet anlardı: Dağların da ağladığını ve aslında nehirlerin savaşçıların vedalarını taşıdığını.
 
İyi ki var demirden kalbimiz ve ağlamayan gözlerimiz! Bir şiirinde diyor direnişçi; "Yapabilirsen eğil ve öp 'ölü bedenimi' ama sakın ağlama!" Vasiyettir: sakın ağlama! Ağlamak ve yas tutmak "çaresizlerin" işi! Bizim daha görecek hesabımız var dünyanın kalan yarısıyla!
 
Nasıl ki seninle yaşayamadığımız bir çocukluğun hüznü varsa; özgürlüğünü doya doya içimize çekemediğimiz, sokaklarında özgürce yürüyemediğimiz bir vatanımız varsa, hesap soracak daha çok şeyimiz de var. Topraklarımızı kirli çıkarları için peşkeş çeken ve dünyaya etik, ahlak diyerek ahlaksızlık yapanlara söyleyecek sözümüz, doğrultacak silahımız var!
 
Gül bahçesi değil, savaş sahasıydı; ondandır düştüğümüzde toprağın kan kırmızı olması. Zararımız yoktu kimseye, eğer topraklarımızı parçalamaya karar vermeselerdi. Biz de ölümü kuşanmazdık, bunca halkın savaşçıları da direnmezdi. Kim ölmek ister ki sevgili’m, özgürse ve dolaşabiliyorsa şayet ülkesinde?
 
Yüzlerimize güldüklerinde bil ki verdiğimiz bedeldendir; kimileri, altın tepside sunduklarını sanırken bizden çaldıklarını görmez. Sömürüye karşı direnenlerin tarihidir bizimki sevgili’m. Bizden aldıklarını ancak ve ancak canımız pahasına direndiğimizde geri alabiliyoruz. Olsun! Son sözü direnmek olan kahramanlara sözümüzdür: Alacağız geri her şeyi, hem de fazlasıyla!
 
Dost sanıyor ki bizimki kurtla “yarenlik”. Oysa bilmiyor ki sırtımızda ihanetin hançeri, yine de birimiz daha ölmesin diye dünyaya gül uzatıyoruz. Ölmek en kolayı sevgili'm ve hatta en iyi onu biliyoruz. Çünkü yenilmek nedir öğretmediler bize; boyun eğmeyi de, diz çökmeyi de. Geriye direnmek ve ölmek kalırdı bilinen. Öldük!
 
Dar ağaçlarında canlarını verenler, topraksız halkının topraklarını geri alacaklarına inandı; bir zindanda yıllardır direnen de yoldaşlarına güvendi. Özgürlük gelmeden eve dönmek yoktu. Dost sansın ki sırtımızı emperyallerin sıcak duvarlarına dayadık; oysa bizi ısıtan ve sırtımızı dik tutan, kaybettiğimiz yoldaşların her şeye inat direnişi ve tebessümüdür. Ve yol yürüten kudretine şükürler ettiğimizdir. 
 
Kavgada güç veren budur, yegâne; bilinsin! Bilseydik ve izin verilseydi, bizler de otururduk sıcak evlerimizde, kitaplar yazardık; belki şiir, belki roman. Ama en fazla anılar yazıyoruz. Herkesin bir günlüğü var sevgili’m; hangi günün son gün olduğunu bilmeden notlar düşüyor.
 
Dünya sanıyor ki ölüyor ve yola devam ediyoruz. Bilmiyorlar; geride bırakılan her sese, her son söze, her nota, her fotoğrafa defalarca bakıldığını… Ama ağlamadan, ama gidişlerine sitem etmeden.
 
Bu sessiz bir vedadır sevgili’m; kimse bilmez. Ülkemde kimse acısını bağıra bağıra yaşamaz. İnsan, kimsenin görmediğinden emin olduğunda açar yarasını; sandıktaki giyilmemiş yeni elbiselerini kaybettiği sevdiklerinin. Bu bir zayıflık değil; dik durmanın, anılara sahip çıkmanın ve anlam biçmenin adıdır. Kimse bilmez ve kimse bilmesin. Ama halkımız biliyor sevgili’m.
 
Halkımız, daha toprağa yeni düşen savaşçısının bedenini vermeden adını yeni doğan çocuğuna veriyor… Çünkü bizim; topraklarımıza, özgürlüğümüze, doğamıza, suyumuza, tarihimize ve çocuklarımızın geleceğine göz dikenlere karşı çok ve bir olmaktan başka şansımız yok!
 
Sanıyorlar ki “yol yürüdüklerimize” güveniyoruz. Oysa bu halk, az tanıyanın bile bildiği gibi; ancak ve ancak çocuklarına, halkların devrimine inanmış olanlara güvenir. Çünkü bilir ki halklar için canını siper edenler ancak onlardır. Bu yüzdendir; en sevdiklerinin, onlar için direndiğinden ve çabaladığından kuşku duymaz yirmi yedi yıldır. Bilirler ki onun özgürlüğü, pek tabii hepsinin özgürlüğüdür.
 
Bizimkisi bir “kimliksizlik” hikâyesi sevgili’m; yazmak isteyeni çok, yayımlamak isteyeni az. Az yargılanmadılar DGM’lerde bunu deneyenler. Ama bugün, romanı henüz yazılmamış olsa da ülkemizin destanı dilden dile dolaşıyor.
 
"Direnmek kalırdı Kürde" diyorlar, hayır elbette yenilgiyi kabul etselerdi tarih başka da olurdu! Ama ne mümkün ateşin çocuklarını zapt etmek! Ne mümkün teslim olun demek. Diyordu ya ; "Ne Spartaküs bizim gibi yaşadı, ne de Che bizim gibi savaştı." Haklıydı ve tarih defalarca ve defalarca kanıtladı bu sözünü!
 
Bizi kabul etmiyorlar sevgili'm, düşman varlığımızı tanımıyor, dost varlığımızı görmüyor. Düşman bir grup "terörist" diyor, dost düşmanına kanan bir garip dağ kavmi sanıyor! Doğrudur dağlardan geldik ve en önce dağlara güveniriz. Bilinsin, o dağlılar ki, insanlığa onur dersi veriyor.
 
Dünyanın bize bir onur borcu var sevgili’m! Çünkü yoldaşlarımız 21’inci yüzyılda tarihi yeniden yazdı. “Bitti” diyenlere inat, direniş ve onurla bir tarih yazdılar. Barbarlara karşı insanlığın adı ve ahlakı oldular. Bedenlerini siper ettiler; ölüme giderken gözlerini bile kırpmadılar. Mayınları kuşanırken son sözleri “özür borcuydu” ve halklarının kazanacağına inanarak gittiler. Yoksa hangi çılgın, onca tanka, topa ve barbarlığa karşı sadece yüreğini kuşanıp giderdi?
 
Şüphesiz tarihi, yenilmeyi bilmeyenler yazacak. O sayfada halkımızın çocuklarının adı sıkça geçecek; “Kürtler bir garip kavimdi, dağlardan geldiler ve insanlık için savaştılar” diye.